Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kosova gösterisinden sonra

Hadi ULUENGİN

Arnavut kökenli yurttaşlarımızın Kosova olaylarını protesto etmek için İstanbul'da düzenlediği gösteri hemen bütün Batı televizyonlarının önceki günkü haber bültenlerine geniş biçimde yansıdı.

Hangi kaynağı referans aldıklarını bilmiyorum ama imajlara eşlik eden yorumlarda bu yurttaşlarımızın sayısı beş milyon olarak zikredildi.

Anavatandan sonra da en çok Arnavut'un Türkiye'de yaşadığı kaydedildi.

* * *

ASLINDA rakam o kadar önemli değil...

Önemli olan esas nokta, protesto eyleminin ülkemizin çok milletli büyük bir imparatorluğun devamı olduğunu bir defa daha kanıtlamasında odaklaşıyor.

Bugünkü Anadolu sathı üzerinde yaşayan insanları sonsuz renkli bir etnik mozaği kucaklıyor. Türkiye eski imparatorluğumuzun çoğulluğuyla kamaşıyor.

Zaten kim ne derse desin, Cumhuriyet Devrimimizin en hayati başarılarından birisini, coğrafya ve yoğunluk itibariyle özellik arzeden Kürtler hariç bu farklılığı en azından ortak vatandaş kavramında birleştirebilmesi oluşturuyor.

Ancak kolektif hafızalar daima derin bilinçaltı dürtülere uzandığından, yukarıdaki başarı değişik kökenden yurttaşlarımızın söz konusu kökenlerini unuttuğu anlamına gelmiyor. Aidiyet dürtüsü devam ediyor.

Bu bağlamda da, Duvar'ın ve Sovyet İmparatorluğu'nun yıkılması ertesinde hemen bütün Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleştiği gibi, Türkiye'de de aynı dürtüler yeni bir ivme kazanıyor. Alt - kültürler tekrar keşfediliyor.

Birinci Savaş'ın bitiminden beri Sakarya köyleri Çerkesliğini, Eskişehir kasabaları Tatarlığını ya da Zeytinburnu kahveleri Boşnaklığını ilk kez böylesine net bir biçimde hatırlıyor. Böylesine aleni bir şekilde dışavuruyor.

Rıza Nur'un faşist zihniyetini aşamamış bazılarının sandığının tersine de, milli özümseme artık geri dönülemez noktayı çoktan aştığından, bu hatırlama ve dışavurum ülkemizin ulus - devlet yapısını asla ve asla tehlikeye düşürmüyor.

Arnavut kökenli yurttaşlarımız İstanbul'da gösteri yaparken Türk bayrağı, Gürcü kökenli yurttaşlarımız da Batum'a market açarken Türk sermayesi taşıyor.

Onların kimlik dürtüsü onların Cumhuriyet vatandaşlığını engellemiyor.

* * *

ANCAK şu gerçek ki farklı etnisiteli veya imparatorluk mazili pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de artık dış politika lobileri oluşuyor.

‘‘Baskı gruplarının’’ varlığı yavaştan yavaşa hissedilmeye başlıyor.

Hem köken aidiyetlerinin dışavurumu, hem lobilerin oluşumu, hem de Osmanlı - Türki coğrafyadan enformasyonun akışının şimdiye değin hiç olmadığı ölçüde yoğunlaşması ise Türkiye Devleti için tek bir gerçeği ortaya koyuyor:

Biz büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız ve bu mirası bir yeni zengin müsrifliğiyle harcamaya yeltensek dahi, Cumhuriyet vatandaşlarımızın etnik ve kültürel duyarlılığı böylesine bir gaflet karşısında kayıtsız kalmayacaktır.

Boşnak kökenden yurttaşlarımız Saraybosna'yı savunmaya gidecektir, Türkmen kökenden yurttaşlarımız Saddam karşısında direnecektir, Arnavut kökenden yurttaşlarımız da Sırp saldırganlığını protesto edecektir.

Dolayısıyla, Ankara'nın mutlaka post - imparatorluk dış politikalar üretmesi ve mutlaka geniş açılı siyasetlerle donanması gerekmektedir.

Ülkemizin güncel ve uzun vadeli çıkarları kadar tarihimiz ve sosyolojik yapımız da bunu zorunlu kılmaktadır. Hayat bize emperyal vizyon dayatmaktadır.

Olgular ortadadır, bayrağımız Kosova'dan ineli henüz seksen yıl olmuştur.

Olgular ortadadır, bugünkü Sırbistan'ın kuruşu hala bizim ‘‘para’’mızdır.

Ve olgular ortadadır, Batı televizyonları İstanbul'da Belgrad'ı kınayan Arnavut kökenli yurttaşlarımızı gösterirken onların sayısını beş milyon olarak zikretmektedir.













X