"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Köşe yazılarından kitap olmaz

Yazarların gazetede yayınlanmış köşe yazılarını toplayıp kitap olarak basmasını okuyucuya yapılmış saygısızlık olarak görüyorum.

Haksız bir kazanç elde ediyorlar.

Yazdığımız her yazı karşılığında gazeteden bir maaş alıyoruz, yani yaptığımız işin parasını zaten alıyoruz.

Sözleşmelerimize göre yazdığımız yazılar üzerindeki hakları gazetelerimize devrediyoruz.

Yani gazetede yayınlanan fotoğraf, haber gibi köşe yazıları da gazetenin kullanımına geçiyor.

Peki, bunları tekrar bir araya getirip kitap olarak basmanın anlamı ne?

Gazeteden telifini aldığımız ürün üzerinden ikinci bir kez para kazanmıyor mu bu arkadaşlar?

Köşe yazılarının kitap olarak basılması için denebilir ki; okurun bazı yazıları toplu halde bir arada bulması için yapılıyor...

Pehhh...

10 yıl önce belki doğruydu bu ama her köşe yazarının her yazısı toplu halde duruyor artık gazetelerin internet sitelerinde...

İsteyen istediği yazarın eski-yeni yazılarını bir tıklamayla buluyor artık.

Bunun için kitaba da ihtiyaç yok, aynı yazıları tekrar tekrar okuyucunun gözüne sokmaya da...

Ben gazeteciler için hiç emek harcamadan kolay yoldan para kazanma yolu olarak görüyorum bunu.

Popüler bir yazar 5-10 bin satsa fena da bir gelir değil hani...

Epsilon Yayınları’nın editörleriyle sohbet ederken söyledim bunları...

Şiddetle karşı çıktılar bu görüşlerime, son olarak İclal Aydın’ın Vatan’da daha önce yayınlanmış yazılarını bastılar.

20 bin satışı bitirmek üzereymiş kitap...

Okurla yazar arasında bağı kuvvetlendiren bir yöntem olduğunu söylüyorlar, İclal gibi bir yazarın bugün ne yazsa 10-20 bin arasında satacağını söylüyorlar.

Tartışmayı İclal üzerinden yapmıyorum dedim ama bir galeri aynı otomobili nasıl iki kez satamıyorsa biz yazarların da aynı yazıyı iki kez satmamamız gerektiği söyledim.

(15 yıllık yazarlık hayatımda bana da bir-kaç kez eski yazıları toplayalım teklifi geldi, teşekkür ettim. Günün birinde fikrimi değiştirip eski yazılarımı kitap yaparsam, bunu ilk yazı olarak kullanacağım.)

Maçlarda dua yasaklanmalı

FIFA, 2010 Dünya Kupası’nda futbolcuların saha içinde dua etmesini yasaklamaya hazırlanıyor.

Çok yerinde bir karar...

Yeşil sahalarda iki elini açıp dua eden futbolcular olmamalı, bizim Emre gibi çimlerde secdeye varanlar da...

“Yabancı futbolcular haç çıkarırken bir şey olmuyor ama...” diye celallenmeyin hemen...

Onlar da saha içinde haç çıkarmamalı artık.

İşte gördük Konfederasyon Kupası Finali’nde işin nereye vardığını; Brezilyalı futbolcular saha ortasında kenetlenip toplu ayin yaptılar, bir tek rahip getirmedikleri kaldı sahaya. Çoğunun tişörtlerinde “I belong to Jesus” yazıyordu. Zaten FIFA’yı çıldırtan ve maçlarda
duayı yasaklamasına neden olan da Brezilya-lılar’ın bu densizliği oldu.

Adamlar İsa’nın Sporcuları diye tarikat kurmuşlar, dünyanın her yerinde maçlarda Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar.

Gaziantepli Beto da iki hafta önce Sivas’a attığı golden sonra “I belong to Jesus” tişörtünü göstermiş ve kırmızı kart görmüştü.

Futbolcuların dini inançlarına saygı gösterilmesini istemek kağıt üzerinde masum bir istek gibi duruyor.

Günümüz futbolunda bu masum istek fazlasıyla suistimal edildi...

Yeşil sahalar ibadet yeri değil ve artık iş dini şova dönüştüğü için mutlaka yasaklanması gerekiyor.

Suni ada yerine beş adayı düzeltin

Marmara Denizi’ne yapay ada kurulabilmesi izni çıkmış belediye meclisinden...

Yani istenirse Dubai’deki gibi yapay adalar üzerine oteller, tatil köyleri yapılabilecek.

Böylesine, “Şahdınız şahbaz oldunuz” denir ancak.

İstanbul’un burnu dibindeki beş adayı yaptınız bitti de, sıra yapay adalar yapmaya geldi değil mi?

Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada, Sedef pislikten geçilmiyor...

Ne doğru dürüst bir yatırım yapıldığı var ne de geleceğe dönük bir plan bu adalarla ilgili. Bu dünya güzeli adalarla ilgili hiçbir şey yapılmasın ama yapay adalar yapılsın...

Vallahi bravo!

Aslında Türkiye’nin böyle hayali büyük işlere ihtiyacı var.

Yapay adaları da olmalı, oralarda kumar da oynanabilmeli...

Demre’de Noel Baba’nın masal kenti de olmalı...

Deniz altında şehirleri, gökyüzünde otelleri bulunmalı... Ama bunların hepsi doğru yerlerde olmalı. Her şeyi İstanbul’a yaparak bu şehrin omuzlarına daha ne kadar yük bindireceksiniz...

X