Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Koruyan daha kötü olunca

İYİ ki görmemişiz... Bir televizyon kanalında izleyenler, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) ait Malatya’daki Çocuk Yuvası’nda küçücük yavrulara yapılan işkenceleri görünce yüreklerinin dayanamadığını söylüyorlar.Gazeteci bunun için var.Televizyonda bu vahim gerçeği deşifre eden meslektaşımızı kutlarız.

Kurtuluş Savaşı şehitlerinin geride bıraktıkları yavruları devletin koruması amacıyla Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni (Çocukları Koruma Derneği’ni) kuranlar, herhalde Malatya cehenneminde yaşananların olacağını hiçbir zaman tahmin etmiş değillerdi.

Ancak bu vahim durumu sadece Malatya’daki Çocuk Yuvası’nda meydana gelen olayla sınırlı sanmak, ancak hafıza kaybına uğrayanlara özgüdür.

Çünkü Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarının hali uzun yıllardır çok kötüdür. Yolsuzluk, ırza geçme, dövme, kötü muamele dahil her fenalık oralarda barınır. O nedenle, çocuklarımızı korumanın ilk koşulu onların Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarına -veya yuvalarına- düşmelerini önlemektir.

Bu gözlemin sadece bize ait olmadığını, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın TBMM tarafından ‘Sokak çocuklarının durumunu araştırma’ amacıyla kurulan komisyonda geçen yıl söylediği şu sözler açıkça ortaya koyuyor:

‘Bizim hükümetimiz de bu konuya ciddiyetle eğilemedi. Bu kafa değişmezse sokak çocuğu üretmeye devam ederiz. SHÇEK bünyesindeki çocukların durumu sokak çocuklarından iyi değil. (...) Bu kurum (SHÇEK) Türkiye’nin en keşmekeş kurumlarından biri. Ne idüğü belirsiz bir kadro. Yolsuzluk diz boyu... Çocuklara işkence ve cinsel tacizler var. Bu kurum hakkında da inceleme yapıp Başbakan’a iletmemiz lazım.’ (24 Kasım 2004 Hürriyet.)

Ne yazık ki Avni Doğan’ın sözleri komisyon duvarlarında yankılandığıyla kaldı.

Dün televizyonda Malatya olayı hakkında görüşleri sorulan Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu’nun sözlerinden bir kısmını duyduk:

‘Yöneticileri görevden alsak iki ay sonra mahkeme kararıyla geri geliyorlar’ diyordu.

Aynen ‘suçluyu yakalayıp adalete teslim ediyoruz ama mahkeme salıveriyor’ diyen polislerin ağzıyla konuşuyor.

İkisi de kendi kusurunu bilse, olay çözülecek. Örneğin, bakan -ki kendisi de hukukçudur- görevden alma gerekçesini hukuka ve yeterli kanıta dayandırsa mesele bitecek. Tıpkı polisinki gibi. O da zanlıyı adalete teslim etmeden yeter kanıt toplamayı bilse, adalet neden suçluluğu hakkında doyurucu kanıt bulunan kişiyi serbest bıraksın.

Hem işimizi yeterince iyi yapmayalım, hem de yargı bizim eksiğimizi görmesin demeye getiriyorlar.

Bu durum böyle devam ederse, yani çocukları artık dünyada çocukların böyle kurumlarda değil, koruyucu aileler elinde yetiştirme metodunu benimsemezsek aynı hikáyeyi daha çok uzun yıllar dinler, okuruz.

Bize kulak vermeyen, konunun uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’na sorsun.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI