Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Köpek birader

Hadi ULUENGİN

Kendi ecel korkumdan gazetelerdeki ölüm ilanlarını okumuyorum, dolayısıyla dün Mehmet Altan yazmış olmasaydı haberi çok geç öğrenecektim.

Meğer Frere Etienne vefat etmiş...

Altmış yıla yakın süre boyunca Moda'daki Saint Joseph Lisesi'ne vazgeçilmez demirbaş olan Aziz Birader seksen sekizinci baharında ebediyete göçmüş.

İsa Mesih'in mağfireti üzerinde olsun...

* * *

Kamuya biraz malolmuş isimleri okuldaki alfabetik soyadı sıralamasına göre sayarsam Mehmet ve bana ek olarak, otuz küsur sene önce fizikçi Akdar Mustafa, komedyen Batum Rüstem, edebiyatçı Batur Enis, tarihçi Kuyaş Ahmet, organizatör Oğuz Mustafa, şair Tanyol Tuğrul, işadamı Tezman Erol, dekan Uğur Aydın ve en az geleceğin üç dört diplomatı, Fransız kolejinin aynı sıralarında oturmuştuk.

Dolayısıyla, hem orta kısmın genel sorumlusu, hem de matematik - geometri hocamız Birader Etyen'in rahle-i tedrisinden geçmiştik.

Altan'ın yazdığı gibi eski öğrencilerin isimdeki ‘et’ ve ‘yen’i ‘et yiyen’ e dönüştürürerek sonunda ‘köpek’ lakabını yakıştırdığı bu Birader'den inen ve savaş izi olduğu rivayet edilen tahta baş parmak darbeleriyle büyümüştük.

Üçüncü çiniden yürümek zorunda olduğumuz koridorların yalnızlığında; açık pencereyle uyumak mecburiyetinde bırakıldığımız yatakhanelerin ürpertisinde; zil çalmadan tabağa dokunmaktan men edildiğimiz yemekhanelerin hüznünde daima ‘Köpek bakıyor’ endişesiyle yaşamıştık. Ispartavari disipline susta durmuştuk.

Üstelik, yedi yıl sonra ancak arka kapısından mezun olabildiğim lisede haytalık şampiyonluğunu kimseye kaptırmadığımdam, belki biraz Enis hariç ben bu dehşet tahta parmağın tadını diğer tüm arkadaşlarımdan daha fazla bilirdim.

Birader Etyen kendi dersi olmasa da camekanlı sınıfları dışarıdan gözetler ve ‘domuzların sesini tanırım’ diye hışımla içeri daldığında da ben masum (!) öğrencisinin kafasında engebeler yaratırdı. Cumartesi de cezaya bırakırdı.

Sıra gözündeki kitaplarım boy hizasına göre yerleştirilmediği, ödev defterlerim kaligrafik harflerle yazılmadığı, cimnastik eşofmanlarım dikişine göre devşirilmediği takdirde de aynı vukuat tekrarlanırdı.

Sen Jozef'ten atıldığımda en çok ‘Köpek’ten kurtulduğuma sevinmiştim.

* * *

Aradan on dokuz yıl geçmişti ki okulu ziyarete ilk kez cesaret edebildim.

Eski koku ve eski kaygılarla koridoru katettim, resimlere baktım, şapelin ve tiyatronun önünden lise kısmına indim. Tam orada ‘Köpek’le yüzyüze geldim.

İnanılmayacak şey hiç unutmamış, Alzas yöresi Fransızcanın Alman vurgulu lehçesiyle ve gayet sert bir ses tonuyla ‘Uluengin, n’apıyorsun orada ?' dedi.

Neredeyse titremeye başladım. Sanki yine suçüstü yakalanmışım gibi geldi.

Ama artık tohuma kaçıyorum, büyük yazar Marcel Proust'un başyapıt eserine gönderme yaparak ‘Gaip zaman peşinde koşuyorum, Aziz Birader’ cevabını verdim.

Matematikçi beyni ve Kartezyen zihin sistematiği edebi çağrışımı anlamadı.

Hayatımın da öğrenciliğim gibi düzensiz olup olmadığını sordu.

İkimiz de biraz hüzünle ayrıldık. ‘Köpek’i en son o zaman gördüm.

* * *

Mehmet'i, Rüstem'i, Enis'i bilmem ama ben bazı geceler ‘domuzların sesini tanırım’ diye üstüme yürüyen bir sesle uyanıyorum. İrkilerek kalkıyorum.

Fakat aynı zamanda kitaplarımı düzenli sıralıyor, görevlerimi itinayla not ediyor, elbiselerimi ütülü devşiriyor ve en önemlisi, çok mükemmel bir klasik eğitim vermiş olan okul ve ‘Köpek’ dahil bilimum Aziz Biraderler sayesinde Sen Jozef'ten atıldığım günden beri yalnız kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum.

Peki, bu erdemlerin bedeli olarak bugün de kabus görmem gerekiyor muydu?

Bundan çok emin değilim !..

İsa Mesih'in mağfireti Birader Etyen'in üzerinde olsun...













X