Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Konferans temizliği

<B>NİCELİKLERİ </B>belli, dolayısıyla ben <B>Erdal İnönü</B> ve <B>Cengiz Çandar</B>’ın yerinde olsam, yumurta ve domatesle pislenen giysilerin temizlik faturasını<B> ‘İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri’ </B>konferansını önlemeye kalkışan zevata yollarım.

Hal kabzımalına ve tavuk kümesine sayılan paranın yanında láfı mı olurmuş?

Eminim ki, ‘protestocu’lar bunu da ödemek bonkörlüğünü göstereceklerdir.

Tıpkı, hedeflerinin yüz seksen derece zıddına, onların erteleme, mahkeme ve tehditle aslında özgür ve sivil bir Türkiye’ye sonsuz hizmet etmek cömertliğini gösterdikleri gibi!

* * *

EVET evet, doğrusu, ‘konuşturmayız’ diye yeri göğü inleten ‘ulusalcı’ yaftalı ve ‘Maocu - ülkücü salçalı ‘mukaddes ittifak’ olmasaydı, onu yoktan var etmek gerekecekti.

Çünkü, Ermeni sorununda tabu sorgulayan bir bilimsel sempozyumun ülkemizde ilk kez gerçekleşmesi; ama bilhassa, bunu engellemek isteyenlerin koparttığı vaveylaya rağmen gerçekleşmesi, biri ‘harici’, diğeri ise ‘dahili’ olmak üzere iki hayati yarar sağladı.

Dolayısıyla, onlara teşekkür etmeyi boynumun borcu addediyorum.

Bu yüzden de, Maocuların fırdöndü şefine, ‘be adam, ‘Feodal-komprador diktatörlük milli azınlıklar üzerinde baskı ve katliam politikası uyguladı. Yüzbinlerce Ermeni’yi katletti. Gerisini sürdü’ (TİİKP Savunma) láfı altındaki ilk imza senin değil mi’ diye sormuyorum.

Üç paralık aşirete ise, ‘ülkeniz olmamasına rağmen İsviçre daha dün size Lozan’da patırdamak ve reklámcı reisinizi aklamak hakkı tanıdı. Yerli halktan kimse domates atmadı. Siz, ‘burası benim ülkem, yürüyeceğim’ demek onurunu sergileyen İnönü başta, hangi cüretle konuşmacı ve katılımcılara saldırıyorsunuz’ diye zılgıt çekmeyeceğim.

Bu defalık görmezden geliyorum, zira dediğim gibi, onlar böylesine haltlar yemekle, ‘kendi arzuları hilafı’na Türkiye’ye ‘dışarı’da ve ‘içeri’de cansiperane hizmet ettiler.

* * *

‘DIŞARI’da, mahkeme yasağına karşı Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın derhal özgürlükçü tavır alması; toplantının da bir gün rötarla Bilgi Üniversitesi’ne aktarılması; cuma öğleden sonra, Batı başkentlerinde esmekte olan ‘anti’ havayı aniden ‘pro’ya dönüştürdü.

Başta, ‘Türkiye böyledir’ diye yasak kararını sevinçle duyuran Taşnak komitacıları, olaya mal bulmuş Mağribi gibi atlamış olan tüm ‘Ankara karşıtı’ unsurlar şapa oturdu.

Dolayısıyla, ülkemiz ‘derin egemenler’inin demokrasi güçlerini káh kurumlar, káh kopiller vasıtasıyla susturmak çabasının artık illá başarı kazanamadığı anlaşılmış oldu.

Her halükárda, ‘derinler’le ‘şeffaflar’ arasında çelişki olumlu haneye ‘not edildi’.

Aynı gün Brüksel’den yapılan AB Komisyonu açıklaması bunun teyidini oluşturuyor.

Üstelik, yoğun Ermeni diasporasının yaşadığı Kaliforniya’daki ‘Los Angeles Times’ın ‘tabu yıkıldı’ manşetine ek olarak, tüm Batı medyası, konferansın ‘istemezükçü’lere rağmen yapıldığınının altını özellikle çizdi. Bunun demokratikleşmedeki önemini vurguladı.

Bizzat Türk medyasının hürriyetçi tutum almasını ise büyük övgüyle duyurdu.

İtiraf edin, ‘harici’ açıdan bakınca, o ‘istemezükçü’lere şükran borçlu değil miyiz?

‘Dahili’ açıya gelince mi?

* * *

YORUM yapmayacağım. Kendi gözlerinizle gördünüz. Kendi kulaklarınızla işittiniz.

‘Ulusalcı’ yaftalı ‘kutsal ittifak’ın davranış tarzına; ‘hürriyet’ (!) anlayışına; bilgi düzeyine; kültür birikimine notu AB Komisyonu falan değil, bizzat siz verdiniz. Bana yeter.

Daha kıymetli bir ‘dahili’ hediye olamazdı ve onlara tekrar teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla, sözümü geri aldım, İnönü ve Çandar sakın domates ve yumurtadan pislenmiş elbiselerini temizletmesinler. Tam tersine, birer bayrak olarak saklasınlar.

‘İçeri’de ve ‘dışarı’da göndere çektiğimiz demokrasi bayrağı olarak saklasınlar.
X