"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Komutanların Hasdal ziyaretinin anlamı

GENELKURMAY Başkanı Işık Koşaner ve bazı komutanların balyoz sanıklarını ziyaret etmelerine nasıl bir anlam vereceğiz?

Bunu bir “destek” ya da yargıya karşı bir tavır gibi algılamak yanlıştır.

Komutanlar yalnızca sanık durumdaki arkadaşlarına insani bir ziyaret yaptılar o kadar.

Dikkat ediyorum;

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, bütün rahatsızlıklara ve baskılara rağmen itidali kaybetmiyor. Bir taraf gibi görünmek istemiyor. Yargıya özen gösteriyor.

Yani daha önceki genelkurmay başkanları gibi, iddiaları ve belgeleri basın toplantısı yaparak, “kağıt parçası” diye reddetmiyor.

Bu ziyaretin, cezaevine girmiş arkadaşlara karşı insani bir jest olarak görülmesi gerekir.

Bunun dışında anlamlar yüklenmesi yanlıştır.

İKİNCİ YAZI:

Kürtçe konuşsalar ne olur?

BU hafta Ankara’da uzun bir “kulis turu” yaptım.

Uzun zamandır önümde duran soru işaretlerine cevaplar aradım. Şimdi başlıklar halinde o cevapları aktarıyorum.

Aylardır bir tartışma sürüyor.

KCK davasında yargılanan sanıklar savunmalarını Kürtçe yapmak istiyorlar. Tercüman talep ediyorlar. Ama buna izin verilmiyor.

Belli ki bu bir “seçim stratejisi”. Dil üzerinden yapılan bir siyaset.

Ama bir de demokratik talep boyutu var.

Şimdi soralım:

- Mesela sanıkların Kürtçe savunma yapmalarına izin verilse ne olur?

Ya da;

- Pazardaki etiketlere isteyen satıcı Kürtçe yazabilse...

- Tabelalara Kürtçe ifadeler konulabilse...

Bunlar olsa ne olur?

Öncelikli olarak Türkçe’nin resmi dil olduğu açık. Ve buna kimsenin itirazı olamaz.

Önemli olan Kürtçe’nin gündelik hayatta kullanılabilmesidir.

Dahası;

- Kürtçe bir eğitim dili olabilir mi?

Cevap açık:

- Herkesin anadilini öğrenme hakkı vardır. Bu kapsamda Kürtçe öğrenilebilir. Ancak Kürtçe bir eğitim dili olamaz. Çünkü resmi dil Türkçe’dir.

Yani Kürt kökenli vatandaşlarımız anadillerini diledikleri gibi gündelik hayatlarında kullanabilirler. Öğretebilirler. Ancak resmi dile alternatif bir eğitim dili olarak kullanamazlar.

Bu gelişmiş demokrasilerde de böyledir.

Devlet eğer bu doğrultuda bir çerçeve çizebilirse, Kürt kökenli vatandaşlarımızın üzerinden “siyasi rant elde etme hevesi” tükenecektir.

Mahkemede Kürtçe savunma yapma talebi de bu şekle değerlendirilebilir.

Elbette buna, “bir prova” gözüyle bakanlar da var.

Yani “Kürtçe savunma” yapma isteğini, özerklik projesinin ilk adımları olarak değerlendirenler çıkıyor.

İşte bu noktada devlete çok önemli bir görev düşmektedir.

Vatandaşlarının din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin eşit haklarla yaşadığı bir ülke olabilmesi için bir “özgürlükler manifestosu” hazırlanmalıdır.

Sanıyorum, Ankara’da böyle bir hazırlık var

“Özgürlükler manifestosu” için de iktidarıyla, muhalefetiyle ortak bir metnin altına imza atılması gerekiyor. Bu derece köklü bir sorunun çözümü ancak milli mutabakatla mümkün olabilir.

Ama görünen odur ki;

Seçimlere kadar böyle bir gelişmeyi beklemek söz konusu değil.

ÜÇÜNCÜ YAZI:

ABD Elçisi’ne açılan telefon

DIŞİŞLERİ Bakanlığı’ndan ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi’ne bir telefon açılıyor.

Soru şu:

- Türkiye’de işleyen bir yargı süreciyle ilgili konuşmanızın amacı nedir?

Büyükelçi Ricciardone sözlerine açıklık getiriyor:

- Ben Türkçe konuştuğum için yanlış anlaşıldım. Zaten en baştan bu bir demeç değildir demiştim. Ayrıca bu tutuklamaları anlamıyorum demek istemedim. Benim demek istediğim, biz de anlamaya çalışıyoruz ifadesiydi...

Ricciardone, Türkiye’yi iyi tanıyan bir büyükelçi.

Dışişleri bakanlığı ABD Büyükelçisi’nden gelen bu düzeltmeyi tatmin edici bulmuş gözüküyor.

DÖRDÜNCÜ YAZI:

Halının altındaki KKTC

ANKARA ’da devletin çok etkili bir noktasında görev yapan dostuma sordum:

- KKTC’deki gelişmeler nereye gider?

Cevap keskindi. Ve bir o kadar da acı;

- Ne yazık ki, KKTC’deki sorunlar yıllarca halının altına süpürülmüş. Yani KKTC Türkiye’den alacağı yardıma ayarlı yaşamış. Bir anlamda yatırım yapmak yerine bu yardım enerjisini köreltmiş. Ve bu durum hep ertelenmiş. KKTC devleti bu yardım yüzünden hantallaşmış. Şimdi bir yeniden yapılanmaya gitmek zorunda.

Bu tespit önemlidir. Çünkü Kürt meselesinden, Ermeni sorununa, Alevi vatandaşlarımızın sorunlarından bölgesel farklılıklara kadar her sorun yıllarca ötelendiği, ertelendiği ve halının altına süpürüldüğü için şimdi birer muammaya dönüşmüş durumda.

KKTC de öyle...

Ama bu durum elbette insanların “protesto etme hakkı”nı elinden almaya yetecek bir gerekçe değildir.

Hata protesto edende değil, yıllarca bu sorunu halının altına süpürenlerdedir...

BEŞİNCİ YAZI:

İran’la nükleer pazarlık yeniden Ankara’ya düştü

DIŞİŞLERİ Bakanlığı’ndaki asli değerlendirme şu:

- Türkiye İran’daki nükleer gelişmelerle yakından ilgilidir. Çünkü Türkiye bölgede ve komşuları arasında nükleer silah geliştirilmesine kesin olarak karşıdır.

- Türkiye komşusu İran’a haksız yere basınç yapılmasına da karşıdır.

- Türkiye istikrarını kaybetmiş komşularının güvenlik sorunu yaratacağı endişesiyle her türlü gelişmeye karşı proaktif olmalıdır.

İşte bu çerçeve içinde bir süre önce yarım kalan “İran’la nükleer pazarlık” yeniden açılıyor.

Daha önceki plan şuydu:

İran zenginleştirilmemiş 1200 kilo uranyumu Türkiye’ye verecek. Batı da bu 1200 kilo uranyumu alıp karşılığında yüzde 20 zenginleştirilmiş 120 kilo uranyumu İran’a verecek. Bu değiş tokuşta Türkiye garantör olacak.

Başlamadan donan bu pazarlık önceki hafta İstanbul’daki gerçekleşen görüşmelerde yeniden gündeme geldi.

Şimdi Ankara sessiz bir diplomasiyle İran’la Batı arasındaki bu değiş tokuşun yeniden canlandırılmasına çalışıyor.

X