Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Komünist Çin'de hiç komünist kaldı mı?

    Newsweek
    01 Aralık 2009 - 00:05Son Güncelleme : 01 Aralık 2009 - 09:14

    Newsweek dergisi yazarı Daniel Gross, Çin’in komünist bir ülke olduğunun söylenmesine karşın Başkan Obama’yla birlikte çıktığı Çin gezisinde hiç komünistle tanışmadığını yazdı.

    Ülkede geçirdiği 10 gün boyunca defalarca “Komünist Parti’nin 70 milyon üyesi var” sözleriyle karşılaşan Gross buna karşın Pekin’de ortodoks bir Marksist bulmanın neredeyse imkansız olduğunu ifade ediyor.

             

    “Tiananmen Meydanı’nın ortasına dikilip Yasak Şehir üzerinde bakışlarınızı gezdirdiğinizde sloganlarla süslenmiş bir Mao portresi görürsünüz” diyen Gross geçmişte “Çok yaşa Marksizm-Leninizm” diyen sloganlarda bugün “Çok yaşa Çin Halk Cumhuriyeti” yazılı olduğunu hatırlatıyor.            

                      

    Çin’de sınıf mücadelesi ve mülkiyetin ortak kullanım hakkı devrimi getirmiş olsa da mao’nun mirasçıları bugün süreçlerden çok sonuçlarla ilgileniyor. Siyasetçiler ve iş adamları sık sık Deng Xiaoping’in “Kedi fareyi yakaladığı sürece siyah ya da beyaz olması önemli değildir” sözüne atıfta bulunuyor.              

                            

    Xiaoping’in sözlerinin gerçek hayattaki en güzel örneği de Çin’deki yapılar. İster sosyolojik teoriler olsun, ister Pekin’deki apartmanlar, Çin’deki yapıların hoş görünmelerine gerek yok, ayakta dursunlar yeter. Bugün ülkenin seçkinleri 30 yıl boyunca yaptıkları denemelerden sonra Komünist Parti’nin ellerindeki devletin kontrol ettiği ekonominin üzerine yapılan kapitalizm aşısının ayakta durduğunu düşünüyor.           

                                    

    TEK SINIF MÜCADELESİ YENİ ZENGİNLERİNKİ

    Çin Mühendislik Akademisi’nin merkez binası ise Çinlilerin hoş görünümlü yapılar da oluşturabileceğinin kanıtı gibi. Bu binada hem değerli bir akademisyen hem de eski bir Komünist olan Xu Kuangdi ile tanışan Gross, yaptıkları görüşmenin bütün eski moda havasına rağmen kendisini bir ABD’de bir televizyon kanalında yayınlanan piyasalarla ilgili bir tartışma programındaymış gibi hissettiğini söylüyor.

     

    “Bu kıdemli Komünistin bahsettiği tek sınıf mücadelesi yeni zenginlerin elde ettikleri kazançlara tutunmak için verdikleri mücadele” diyen Gross, Xu’ya perakendecilerin cennetine dönüşmüş olan Çin’in bugünkü durumuyla Komünist Parti’nin doktrininin nasıl ilişkilendirilebileceğini sormuş.

     

    Xu’nun cevabı açıkmış: “Karl kim?” “Biz bilgisini kitaplardan alan bir parti değiliz” diyen Xu Komünist Parti’nin ulusal öncelikler söz konusu olduğunda her zaman esnek davrandığını ifade etmiş.

     

    “Partililer Marx’a hala büyük saygı gösteriyorlar. O insanlık tarihinin en önde gelen isimlerinden biri. O dönemin koşullarında geçerli olan ancak bugünün bilim ve teknolojisiyle demode olan bazı görüşleri olması unutulduğu anlamına gelmiyor. Marksizm bir din gibi, insanların ahlaki değerlerini yönetmeye devam ediyor.”

     

    MARKSİST AHLAK DEĞİŞİYOR

    Gross Çin’de Marksist ahlak anlayışının da zamanla değişme geçirdiğini savunuyor. Bugün Çin halkı için yapılabilecek en ahlaki şey, gelirin dağıtımında yaşanan adaletsizliklere karşın ekonomik büyüme ve gelişmeyi desteklemek olabilir. Günümüzde Çin’de pek çok kişi ülkelerinin Batı tarzı demokrasiyi neden benimsememesi gerektiğinden bahsediyor.

     

    Nüfus çok fazla ve çok karmaşık. Demokrasi büyümeye engel olabilecek tartışmalara yol açıyor. Diğer Asya ülkelerinin performansları otoriter ya da askeri rejimlerden demorasiye geçişte zarar görmüş gibi görünüyor.

     

    Bütün bu sebeplere Xu yeni bir tanesini ekliyor: Demokrasi ülkede sağlıksız bir sınıf savaşına sebep olacaktır. Eğer zenginlerle fakirlerin arasındaki farkların büyük olduğu bir bölgede seçimler yapılacak olursa ve bu insanlar farklı eğitimlerden gelirse seçimler toplumda kaosa yol açabilir.

     

    FARKLI YAKLAŞIMLAR

    “Birileri sokaklara çıkıp ‘zenginlerin malını fakirlere dağıtacağım’ diye bağırırsa, bence seçilme şansı çok yüksek olur. Ancak eşitlik ekonomik büyüme sorununu çözmediği için böyle bir çaba kimseye fayda getirmez” diyen Xu Çin’deki varlık yaratımındaki adaletsizliğin de parti politikalarıyla tutarlı olduğunu savunuyor.

     

    Xu “Bazen bir şeye inanırsak inançlarımızı gerçekleştirmek için farklı yaklaşımlar geliştirmemiz gerekebilir. Bizim hedefimiz herkesin refah seviyesinin yükselmesi, ama öncelikle bir grup insanı zenginleştirmemiz gerekiyor” diyor.

     

    Buna karşılık Gross’un tek bir sorusu var: “Zenginlerin cebine para koymanın fakirlere fayda sağlayacağı teorisinin Çincesi neydi?”

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı