"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Komşu ne der?

Hatırlarsanız geçen perşembe Defne Joy Foster’ın ölümüyle ilgili yapılan tatlı su ahlakçılığından bahsetmiştim.

“Malum yazı”dan önce yapılmış yorumdu benimki.

Tatlı su ahlakçılığı bir yana, “insanlığın ölmesi” gibi bir sıkıntımızın olduğunu bilseydim, belki biraz daha sert, biraz daha umutsuzluğa kapılarak yazardım.

Ne güzel yazdı geçen gün Onur Baştürk, “Mümkünse düzgün bir şekilde öl”. “Düzgün” ne demek tabii, onu da ayrıca tartışmak lazım.

Hadi “düzgün” yaşamayı geçtim, ölürken de nerede, nasıl, kimlerle kaldığına ve nasıl göründüğüne dikkat etmen gerekiyor.

Orada bile poz yapacaksın yani, prenseslere layık bir biçimde öleceksin. Mesela ünlü bir kadın yabancı bir adamın evinde kalsa, o gece deprem olsa, Allah göstermesin, kadın göçük altından kombinezon ile çıksa, yaşadığına sevinmeye fırsat bulamayacaktır.

Çünkü kendisine muhtemelen fahişe muamelesi yapılacaktır. Felaket, ölüm gibi konular hızla geçilir, konu şak diye “bir kadının bekar bir adamın evinde kombinezonla durması”na gelir, siz de ağzınız açık izlersiniz.

Kadın üzerinden ahlak sorgulamaları bitmez bu memlekette.

Mesela “Komşu ne der”e göre hayatını yaşamıyorsan, yanarsın.

Komşunun tasvip etmeyeceği bir durumda isen, (mesela yalnız/sevgili/ev arkadaşı ile beraber yaşayan kadınları düşünelim) kimse sana “Ailesinden bağımsız, kendi ayakları üzerinde duran güçlü kadın” muamelesi yapmaz.
Sivri olursun, marjinal olursun, “Biraz fazla rahat” olursun, “Onun da geleni gideni belli değil” olursun, ama –aynı pozisyonda olan erkeğin aksine- güçlü kadın olamazsın.

Bekar bir erkek için aynı sorgulamaları yapmaz ama komşu. Sadece bekara ev vermezler, o kadar. Orada da konu erkeğin bekarlığı değil bu arada, bekar adamın evine gelecek olan “ahlaksız” kadınlardır...

Seksist, ayrımcı ve ataerkil anlayışın günün her saati suratımıza tokat gibi çarptığı yetmiyormuş gibi “Su testisi su yolunda kırılır” ile özetlenen “düşünce” yazıları ile kadın ve erkek eşitsizliğinin nasıl vahşi bir orana ulaştığını şaşkınlıkla izliyoruz.

Bu konunun, hayatımızın tam orta yerinde olduğunu insanı umutsuzluğa sürükleyen örneklerle görüyoruz.

Türkiye’de erkek olmak her zaman daha kolaydı, çünkü “ahlak” kavramının merkezinde hep kadın vardı.

Şimdi bu görüntü çok daha net.

Bakın, Defne’nin vefat ettiği gecenin ahlak sorgulaması bile kadın üzerinden yapılıyor.

Kadın bekar adamın evine gitmiş bir ahlaksız, erkek ise evli kadını eve götürmüş olan kerata...

“Sokakta görsem tanımam”

Siz o çok konuşulan Hıncal Uluç yazısının nerelerine takıldınız bilmem ama benim en çok dikkatimi çeken noktalardan biri “Sokakta görsem tanımam” kısmıydı.
Daha önce kendisinin, Nuri Bilge Ceylan, Erdal Beşikçioğlu gibi popüler isimler için de aynı tanımı kullandığını hatırlarım.

Hatta birkaç ay önce bir yazısının başlığı “Sokakta görsem tanımam” dı. (15.07.2010 tarihli Fotomaç yazısında şöyle diyor Galatasaray’la ilgili olarak: “Renk seçiminde 5 başkan adayı çıkmış. Bu 5 taneden 3’ünü sokakta görsem tanımam...”)

Bu tam olarak hangi duyguya denk geliyor acaba?

Yazı sahibi, daha önce yaptığı gibi bu olayda da Foster’ı “Sokakta görsem tanımam” cümlesi üzerinden anlatmayı seçmiş.

Haklı tabii, popülerliğin, şöhretin ölçü birimidir sokakta tanınmak.

Egoların çarpıştığı, ambalajın önemli tutulduğu içeriğin çok da önemsenmediği ortamlarda, elbette en önemli değerlerden biridir. Dolayısıyla “Sokakta görsem tanımam”, yaygınlıkla kullanılan bir küçümseme cümlesi haline gelmiştir.

Hal böyle olunca, popüler iş yapan insanların bir kısmı, Uluç gibi şahıslar tarafından küçümsenmemek için hayatlarını “sokakta tanınmak” meselesine vakfeder.
İnanır ki, istediği kadar güzel iş yapsın, sokakta tanınmıyorsa tüm emekleri boşunadır.

Bir takım ortamlarda konuşulmadığı, “mühim” insanlar tarafından onaylanmadığı, onlarla beraber görülmediği için kendini önemsiz, beceriksiz, değersiz ve yetersiz sanır.

Söyler misiniz, böyle bir hayat algısının mimarları arasında sayılabilecek birinin ne düşünmesini bekliyordunuz?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI