Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Komplo teorisiz yaşayamam abi!

KÖTÜ bir şey olduktan veya başa geldikten sonra akıl veren çok olur.

Uludere’de savaş uçaklarından atılan bombalar 35 kişiyi feci şekilde öldürünce de, akıl veren bol olmaya başladı. Şimdilerde ortalık komplo teorisinden geçilmiyor. Sonunda olay Ergenekon’a ha bağlandı ha bağlanacak.
Biraz serinkanlı düşünecek olursanız ortada iki ihtimal var:
1. Bombalar kasıtlı olarak 35 sivil vatandaşı öldürmek için atıldı;
2. Ortada kasıt yok ama vahim bir hata var.
İşi Ergenekon’a veya başka bir komplo teorisine bağlamak, birinci ihtimalin gerçek olduğunu düşünmek anlamına gelir: ‘Uçaklar o insanları kasıtlı bombalamıştır ama kasıt sahipleri kontrol dışı çetelerdir; katliam devlet ve hükümet içinde yuvalandıkları halde farklı öncelikleri ve amaçları olan insanlar tarafından yapılmıştır.’

* * *

Gelin bu ihtimali, daha doğrusu bu komplo teorisini biraz elden geçirelim.
Herhalde bu komplo teorisini ortaya atanların amacı, aslında hükümetin bu işlerde bir kusurunun olmadığını, kötü kalpli insanların bir fırsat bulunca böyle bir kötülük yaptıklarını söylemek.
Peki ama kasıtlı olarak yanlış istihbarat verildiği ve bu yanlış istihbaratı fırsat bilen kötü kalpli insanların sorgusuz sualsiz o 35 kişiyi öldürdüğünü söylemek, hükümetin sorumluluğunu nasıl olur da azaltır?
Sonuç olarak, böylesi vahim bir durumda silah kullanma izninin otomatik olarak kullanılması, hiçbir siyasinin verilen emir ve o emre zemin teşkil eden bilgiyi önceden görmemiş olması normal kabul edilebilir mi?
Bu çaptaki işlerin hiçbir sivil siyasinin bilgisi olmadan yapılması veya ‘vur’ emrinin neredeyse hesap veremez yetkililer tarafından kullanılması kabul edilebilir mi?
Ülkenin en kritik ve en önemli konusunda günlük işleyişin hükümetin kontrolünde olmadığının kabulü, hükümetin gerçekte zaten hükmetmediği anlamına gelmez mi?
İktidardaki 9 yılını daha yeni tamamlayan bir parti bu durumu normal ve sıradan gibi takdim edebilir mi?
Şurası çok açık: Yapılan bütün olumlu veya olumsuz işlerden hükümet sorumludur. Düne kadar belki hükümetin belli alanlara giremediğinden, davulu boynunda taşırken tokmağı kontrol edemediğinden söz edebilirdik ama bugün hâlâ aynı şeyi söylüyorsak, durum sandığımızdan da vahim demektir.
O sebeple, Uludere’deki katliamın arkasında komplolar arayanlar, bu sefer karşılarında hükümeti bulacaklar. Haberleri olsun.

* * *

Zaten dikkat edin, hükümet olayın gerçekliğini kabul ettiği ilk andan beri, başta söylediğim ikinci ihtimal dahilinde davranıyor. Yani, ‘Ortada kasıt yok ama olan vahim bir hata.’
Eğer bir hata varsa, konunun elbette hem idari hem de adli açıdan soruşturulması gerekir ama bu yetmez.
Bana göre bir de, terörle mücadelede önemli kararların alınma süreçleri ve koordinasyon sağlanması konusunda daha akılcı bakış açılarının ortaya konacağı bir komisyon incelemesine ihtiyaç var.
Eğer Meclis ülkenin kaderine sahip çıkıyorsa, bu inceleme Meclis içinde yapılmalı. Ama aynı şeyi, Başbakanın bir talimatıyla bir bağımsız inceleme komisyonuna yaptırmak da mümkün.
Eğer Uludere katliamı bir milat olsun, bir daha böyle vahim hatalar yaşanmasın istiyorsak, yapmamız gereken bilgiyle hareket etmek.

Devlet özrü ve tazminat

ULUDERE’de çoğu çocuk 35 vatandaşın ölmesinin ardından vakit geçirmeksizin yapılması gereken işlerin başında, olay sebebiyle hükümetin özür dilemesi ve terör tazminatı için mahkeme kararları beklenmeden tazminat ödenmesi geliyor.

Hükümet bu ana kadar ‘üzüntü’ beyan etmekle yetindi. Olayın büyüklüğü, ‘Buna da şükür’ dememize engel. Hele hele mevcut hükümetin ‘Yeni Türkiye yaratıyoruz’ iddiasından bakınca, ‘üzüntü’ belirtmek, eski Türkiye alışkanlıklarından kuvvetli bir kopuş anlamına gelmez.

Tazminat konusu ise, zaten yasaların emrettiği bir şey. Ama burada acılı ailelerin mahkemelere gitmesi beklenmemeli, hükümet daha erken davranıp gereğini yapmalı.

Uludere’deki halkla ilişkiler savaşı

TÜRKİYE’nin özellikle Irak sınırında, sınıra bu kadar yakın hiçbir köy yok ki, korucu köyü olmasın. O yüzden, 35 ölünün çıktığı o iki köy de korucu köyü. Ölenler korucuların çocukları, geleceğin potansiyel korucuları.

Bu köyler, boşu boşuna ve durduk yerde korucu köyü olmadılar. Bu köylerle PKK arasında yıllardır bitmeyen bir kavga var. Hepsi de sınır geçişleriyle ilgili stratejik noktalarda olan bu köyler, PKK’nın uzun yıllardır hedefi.

Son olayda feci şekilde can veren çocukların bazıları lise mezunu. Onların lise mezunu olduğu halde hâlâ köylerinde durmalarının bir sebebi de bu: Korucu çocukları, korucu aileleri Türkiye’nin her yerinde güvenlik endişesiyle yaşıyorlar.

Ama şimdi sanki PKK için bir fırsat doğdu. Dikkat edin, ilk gün ilk andan itibaren BDP orada. Cenazelere bayrak sarmalar boşuna değil. Devleti temsilen kimsenin cenazeye katılmaması, civardaki jandarma birliklerinin köye sahip çıkamamış olması, acılar üzerinden siyaset ve halkla ilişkiler kampanyasının yürütülmesine zemin hazırlıyor.

‘Kürtleri yalnız bırakmak’tan kasıt, biraz da bu.

 

X