Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Komedyenler trafik cezasından muaf mı

<B>Reha Muhtar</B>’ın ironik yazısını anlamamışım. Doğrudur. Reha Muhtar’ınkiyle karşılaştırıldığında eğitim ve zeka düzeyim, yaptığı zeka ürünü dolaylı anlatımları anlamama müsait değil. Bu yüzden ironi filan yapmadan, dümdüz yazayım.

Kaliteli televizyon haberciliği denilince Türkiye’de herkesin istisnasız aklına gelen ilk ve tek isim olan Reha Muhtar, ‘Yolun 4’te 3’ünde şike yaptım ve şoförün yolun en sağındaki güvenlik şeridinden gitmesine ses çıkarmadım!..’, diye yazmıştı. Ben de İstanbul Emniyeti’ne Muhtar’a ceza kesip kesmediklerini sormuştum.

Meğer ironi üstadı Muhtar, bu cümlesinde de ironi sanatına başvurmuş.

Koca yazısını ‘Bu ne biçim Hürriyet Ertuğrul’ diye seslenerek, dünya mizah tarihine geçecek incelikteki ironik cümlesini kavrayamadığım için beni yayın yönetmenime şikayet etmeye ayırmış.

Halbuki kimbilir o gün ne değerli konular işleyecekti köşesinde. Her zaman değindiği onca önemli konu dururken, koca bir yazıyı ‘çocuk’ diye andığı, kendisiyle hemen hemen aynı yaşta bir velede ayırmak zorunda kalmış. Vah ki ne vah!

Ertuğrul Özkök geçen günkü yazısında, diğer yazarlara sadece ön isimlerini kullanarak hitap eden yazarların kabalığından bahsediyordu. Reha Muhtar için birisinin ilk ismini kullanmak bile nazik bir lütuf.

Benim ilk adımı anmaya bile tenezzül etmemiş ‘garip çocuk’ demekle yetinmiş...

İroni yapmayı beceremediğim için dümdüz, en yalın ifadelerle yazmaya devam ediyorum. Türkiye’nin en zeki haber sunucusu olarak nam salan Reha Muhtar, televizyon saltanatı günlerinde, kendi zeka seviyesinde olmayan halka derdini anlatabilmek için her şeyi üç kere tekrarlar, bir de alt yazı geçerdi.

Şimdi gazete okurlarını, televizyon seyircilerinden bir derece daha zeki bulduğundan olacak, her şeyi iki kez tekrarlamakla yetiniyor.

Örneğin Ertuğrul Özkök’e şöyle sesleniyor, ‘Al o yazıya bir daha bak.. Yazıdaki ironiyi anlamayan, anlayamadığı şeyi de gammazlamaya kalkan o yazıya bir daha bak’.

Bu arada İstanbul Emniyeti Trafik Şube Müdürlüğü’nden henüz cevap alamadım. Reha Muhtar’a ceza yazdılar mı, yazmadılar mı? Bu sorunun cevabı, öyle ironiyle filan geçiştirilebilecek gibi değil çünkü.

Boğaziçi Üniversitesi’nden yakın bir arkadaşımın babası, ünlü bir sinema yönetmeni anlatırdı.

Taa 70’li yıllarda çok ünlü bir komedyenle birlikte sık sık şehirlerarası seyahate çıkarlarmış. Hız limitini aşıp, polis tarafından durdurulduklarında, ünlü komedyen pencereden başını uzatıp, meşhur gülüşünü patlatır, polisler de gülmekten katılır ve ceza kesmezlermiş.

Bu dediğim tabii onlarca yıl öncesi. Polisimizin değişmiş olduğunu, ünlü komedyenleri artık cezadan muaf tutmadıklarını umuyorum.

Ay galiba son cümlede istemeyerek ironi yaptım. Kusura bakmayın.

Eğitim şart

CeBIT Bilişim’e paralel olarak yapılan Bilişim Zirvesi’nin açılış forumu konuşmacılarındandım. Yavuz Baydar’ın yönettiği oturumda Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’le fikir tartışması yapma olanağı bulduk.

Eğitim, Türkiye nüfusunun belki de yüzde olarak en büyük kesimini ilgilendiren bir konu. Türkiye’nin büyük bir çoğunluğu ya eğitim çağında, ya da eğitim çağında olan/olacak en az bir çocuğu var.

Bu nedenle Bilgisayar Destekli Eğitim (BDE) projesinin çok daha fazla gündemde tutulması gerektiğini düşünüyorum.

10 yıldır yürütülmekte olan projede gelen, giden tüm hükümetlerin düştüğü temel yanlış, projenin amacını öğrencilere bilgisayar kullanmayı öğretmek olarak görmeleri oldu. Halbuki ana hedef bilgisayarı bir eğitim aracı olarak kullanmak olmalı. Yapılacak daha çok şey var ama önce hedefi düzeltmeliyiz.
X