"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Kolesterolü dengelemek için nasıl beslenelim?

Kolesterol sorununu çok sık gündeme getirdiğimin farkındayım.

Size söz veriyorum, önümüzdeki bir-iki ay içinde bu konuda hiçbir şey yazmayacak, bugün size “beslenme-kolesterol ilişkisi” ile ilgili bir şeyler hatırlatıp “kolesterol dosyası”nı -şimdilik- kapatacağım.
Kolesterolünüzü dengeleme veya kolesterolün damarlara verebileceği hasarı minimuma indirmede “nasıl beslendiğiniz” yani “ne yiyip içtiğiniz” ilaçlardan daha önemlidir. Beslenme-kolesterol ilişkisinde sorunu sadece “kolesterolü azaltan yiyecekler” gibi dar bir alana da sıkıştırmamalısınız. Bazı yiyecekler var ki LDL kolesterolü belki azaltmıyor ama iyi kolesterol HDL’yi artırdığı için muhteşem bir damar koruması sağlayabiliyor. Mesela zeytinyağı bu besinlerden biri. Aynı şekilde omega-3 yağları da “damar koruyucu ilaç” gibi davranıyor, damarların plaklarla tıkanmasına ciddi biçimde engel olabiliyor.
Ayrıca bazı besinler var ki, onlar yüksek antioksidan güçleri nedeniyle LDL kolesterolün en zararlı hali olan “okside LDL” oluşumunu azaltıyor. Mesela nar (omega-5 yağları ve elajik asit), üzüm ve çekirdeği (resveratrol, proantosiyadinler), domates (likopen), turunçgiller (C vitamini), elma (kuversetin), soğan (kuversetin), sarmısak (allisin) etkilerini böyle gösteriyor.

TRANS YAĞLARA DİKKAT

Bazı besinler ise kolesterolün ya da trans yağlar ve doymuş yağların emilimini azaltarak faydalı oluyorlar: Bakliyatlar, tam tahıllar (bulgur, buğday dövmesi, kepekli ekmek), pek çok sebze etkisini böyle gösteriyor.
Özetle kolesterol sorunu olanlar için “beslenme-kolesterol ilişkisi” öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde ısrarla durulması gereken bir alan. Ben bu ilişkiyi de daha geniş bir alana taşımanızı, “damar dostu besinlerin neler olduğunu” öğrenmenizi tavsiye ediyorum.
Eğer böyle bir liste yaparsanız, yağlı balıkları (istavriti, lüferi), cevizi, ketentohumunu eklemeyi unutmayın. Bir de bu listenin “yasaklılar” kısmı var: Şeker, özellikle şeker eklenmiş tatlılar, toz şeker veya fruktoz şurubu ile yapılmış her türlü tatlı, tabii ki beyaz un bu listenin en önemli maddelerini oluşturuyor. Ve tabii ki hayvansal yağdan, margarinlerden ve trans yağlardan zengin besinler: Kremalar, şantiler, aşırı yağlı peynir ve yoğurtlar, yağlı etler...

Kilo vermenin yolu...

Kilo sorununda çözümün formülü aslında hep aynı: Ne yiyip içtiğimize dikkat edeceğiz ve az yiyeceğiz. Fiziksel aktivitemizi artıracağız. Tabii ki bir sağlık sorunu varsa onu tedavi ettirmeyi de unutmayacağız.
Çoğu kişi kilo kaybını hızlandırabilmek için bazı desteklerden yardım umar. Biz de bu desteklerin çoğu, içine eklenen sağlıksız ve zararlı maddeler nedeniyle tehlikeli olabildiklerinden böyle isteklerde bulunan hastalarımıza kaşlarımızı kaldırıveririz!
Israra devam ederlerse CLA, yeşil çay özleri, Kromium gibi etkisi kısmen kanıtlanmış bazı desteklerin kullanılabileceğini söyleriz. Bu desteklere son yıllarda yenileri eklendi. Bunlardan biri “litramine” içeren bir yağ tutucu. Aslında kaktüs yapraklarından elde edilen patentli bir lif kompleksi bu. Uzun süredir kullanılan bir başka yağ tutucudan, Orlistat’tan farklı olarak bağırsak fonksiyonlarını etkilemiyor, gaz, ishal yapmıyor.
Bir diğer ürün ise “phaselite” içeren bir destek. Bu ürünün içerdiği madde de bitkisel kaynaklı bir protein kompleksi. Bu maddenin gıdalarda alınan karbonhidratların sindirimini azaltarak faydalı olabileceği belirtiliyor.
Bu iki yeni desteğin de işe yarayabilmesi için yukarıda belirttiğim iki temel kuralı asla ihmal etmemeniz şart: Doğru beslenecek ve bol bol hareket edeceksiniz.
Bu arada birkaç yeni bilgi daha vermek isterim. Günde birkaç bardak kahve içmenin, kadınsanız 200-400 mg ek kalsiyum kullanımına, omega-3 ve probiyotik desteklerden faydalanmanın da kilo kontrolünü kolaylaştırabileceğini gösteren çalışmalar var, aklınızda olsun.

Telomeriniz uzun olsun!

Bundan sonra pazartesiden cumaya her sabah yeni Star’ın sabah kuşağı programı “Melek”te, 11.30-12.05 saatleri arasında birlikte olacağız. Geçen gün programda “telomeraz mucizesi”ni konuştuk.
Bildiğiniz gibi, hücrelerimizin ömrünü -dolayısıyla bizim ömrümüzü- kromozomların ucunda bulunan ve “telomer” adı verilen yapılar belirliyor.
Hücreler bölündükçe telomerin yapısı bozuluyor, pörsüyor ve kısalıyor. Telomeriniz uzun kalırsa hücrelerinizin ömür süresi de uzuyor. Bu durumda “ömrünüz uzun olsun” demek yerine “telomeriniz uzun olsun!” demek daha doğru olacak!
Telomer ömrünü uzatan doğrular veya kısaltan yanlışlar, hayat süremiz ve kalitesini de etkiliyor.
Mesela stres başlı başına bir telomer törpüsü kabul ediliyor. Aşırı yoğun egzersizler de öyle. Uykusuzluk, güneşe aşırı ve uzun süre maruz kalmak, beyaz un ve şekeri fazla miktarda yemek de telomerlerinizi törpülüyor, ömrünüzü kısaltıyor. Bilim adamları “Bu listeye fastfood besinleri, kızartılmış yiyecekleri eklemeyi de ihmal etmeyin” diyor.
Telomeri koruyan, telomeraz isimli bir enzim var. Bu enzimi çoğaltmak isteyenlere şunlar tavsiye edilmiş: Depresyondan uzak durun, omega-3 ve Coenzim-Q10 desteği ile B vitamini desteklerinden faydalanın, kilo almayın, sağlıklı beslenin ama az yiyin, bol bol taze sebze yemeyi unutmayın.

Kilo kontrolüne ilgi artıyor

Kilo sorununa çözüm arayanların sayısı artıyor. Bu iyi bir haber ve iki nedeni var.
Birincisi kilo probleminin sık sık belirttiğimiz üzere yaygınlaşması, hatta obezitenin bir salgına dönüşmesi.
“Tsunami” sözcüğünden esinlenerek bu yeni salgına hoş bir isim de taktık biz: Tosunami dalgası. Tosunami dalgaları pek çok ülkede olduğu gibi bizde de giderek büyüyor.
Her üç kadın, her dört erkekten biri kilo sorunu yaşıyor. Maalesef bunların çoğu da hastalık derecesinde fazla kilolu, yani obezler!
İkinci neden şu: Bilinçlendirici yazılar ve uyarılar sonucunda fazla kilolu olmanın, özellikle de obezitenin sağlığın en önemli düşmanı olduğunu hepimiz öğrendik. Sonuçta da kalıcı ve etkili çözüm arayışına çıktık...

Cildin üç büyük düşmanı

Sigara, sağlıklı cildin amansız düşmanıdır. Sigara kullananların solgun, gri ve çizgili ciltleri, işin uzmanı tarafından kolayca tanınır. Bu tipik yüz görünümü özellikle dudak çevresindeki derin dikey çizgiler, ağız köşelerindeki belirgin çizgilenmeler ve göz çevresindeki dumana bağlı deformasyonlarla “sigara kullanıcı yüzü” olarak kolayca tanınır.
Sigara kullananlarda cildin kanlanması azalır. Beslenmeyen ve oksijen alamayan cilt solgunlaşır ve kırışır. Ayrıca sigarada bulunan toksik kimyasallar sadece akciğere değil cilde de yapışır kalır. Sigara, uzun dönemde ciltte lekelere, siyah noktalara, tahrişe ve hatta cilt kanserine bile sebep olabilir.
Sigara kullanmaya hâlâ devam ediyorsanız günde 1-2 gram C vitamini desteği almaya ve E vitamini, Coenzim-Q10, Alfa-Lipoik-Asit veya Quarcetin içeren ürünlerden kullanmaya özen göstermelisiniz.
Sürekli ve kontrolsüz alkol kullanımı cildin nemini azaltır, kuruma ve pullanmaya yol açar. Alkol cildi erkenden yaşlandırır. Pörsümüş ve soluk bir cildin geri planında çoğu kez alkol kullanımı yer alır. En iyisi alkol yerine üzüm suyu ya da cilt için faydalı diğer meyve sularıdır.
Alkole bağlı cilt sorunlarını azaltmada Evening Primrose Oil, Bourrache oil ve Milk Thistle’dan yararlanabilirsiniz.
Kirli hava, endüstriyel kirlenme, egzoz dumanları ve daha birçok çevresel kirlilik maddesi cildi olumsuz etkiler. Toksik kimyasallar, boyalar, deterjanlar, cilt ürünlerinde bulunan tanımlanmamış yapay katkı maddelerinin cildi tehdit ettiği de unutulmamalıdır.
X