Kokmuş tuz sezonu

EKONOMİ sayfalarını kriz öncesinde de yakından takip ederdim.

Bugünlerde satır aralarını da kaçırmamaya çalışıyorum.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın bankalara yaptığı uyarıyı bu sayede yakaladım.

Unakıtan, bankalara, "Sakın ha açtığınız kredileri geri çağırmayın" uyarısı yapıyor.

İnsanın aklına kuşkusuz önce özel bankalar geliyor.

Çünkü bir bölümü, yabancı ortakları nedeniyle sıkıntıda.

Diğerleri küçülen ekonomide aynı kredi riskini taşımak istemiyor.

Ama ilginçtir, en büyük sorun duyduğum kadarıyla kamu bankaları kaynaklı.

Haydi ismini vermeyeyim, büyük bir kamu bankası aylardır kredi açmıyor.

Sebebini soranlara ilginç bir yanıt veriliyor:

"Maalesef kredi limitimiz dolu, BDDK’nın uyarısı var."

Yani BDDK, bir kamu bankasının kredi açmasını sakıncalı buluyor.

Peki kamu bankası bu limite nasıl dayanmış?

Küçük esnaf kredileriyle mi, KOBİ finansmanıyla mı? Yok, hayır... Hükümete yakın bir işadamına açtığı kredi yüzünden kasası boşalmış!

BDDK hatırlayacaksınız, bu ülkeye 50 milyar dolara mal olan hortum rezaletine tepki olarak kuruldu. Tam yedi yıl oldu. Bugün geldiğimiz nokta nedir?

BDDK, kamu bankasının dengesini bozacak krediye sesini çıkaramıyor.

Acısını kriz nedeniyle işi gücü bozulanlardan çıkartıyor.

* * *

Türkiye belki de dünya tarihinin en büyük krizine çok büyük dezavantajla giriyor.

Böyle dönemlerde piyasayı düzenleyen özerk kurumların "özerkliği" hayati önem kazanır.

Ama Türkiye’de son beş yılda özerk kurumların en azından bir bölümünün aşırı ölçüde siyasallaştığını ve hükümet denetimine girdiğini görüyoruz.

Mesela, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) Doğan Ailesi ile ilgili suç duyurusu.

İddia yeni değil, Uzan Ailesi’nin uydurması. Yedi yıldır SPK ile Doğan Yayın Holding arasında 18 yazı gitti geldi. Sonunda önceki gün savcılığa suç duyurusu yapıldı.

İlginçtir aynı gün, EPDK durup dururken internet sitesine bir yönetmelik koydu. Bu yönetmeliğin zamanlaması bile piyasalarda Doğan Holding aleyhine karar olarak yorumlandı.

Zaten A.A’nın haberinde bile, uzmanlara dayanılarak "POAŞ, Ceyhan’da rafineri lisansı alamaz" başlığı kullanıldı.

Belki tesadüftür deyip geçecektim...

Ama SPK açıklamasındaki bir cümle dikkatimi çekti.

"Yüzde 30’a varan fiyat farkları..."

Resmi bir yazışmada bu kadar muğlak bir ifadeye ilk kez rastlıyorum. Doğan Ailesi’nin Sermaye Piyasası Kanunu’nun hangi maddesini çiğnediği de belli değil.

Sanki ciddi bir suçlamadan çok karşı mahalle medyasına malzeme yetiştirme telaşı sezer gibiyim. İnşallah yanılıyorumdur.

* * *

Ya tuz kokarsa korkusu vardır ya...

Galiba Türkiye’de kokmuş tuz sezonu yaşanıyor.

Sistemi denetlemekle, dengelemekle yükümlü kurumlar bizzat sorunun parçası haline geliyor.

BDDK, SPK, son olarak da istihbarat kalkanımız çöküyor.

Dün Başbakan’ın TSK’ya sahip çıktığını duydum.

Yerinde bir hareket ama yeterli mi tartışılır.

Genelkurmay da Başbakan’a bağlı, Milli İstihbarat Teşkilatı da. Çok merak ediyorum, acaba Başbakan MİT Müsteşarı’nı çağırıp TSK bünyesindeki bilgi kara deliğinin sebebini sordu mu?

Bu işte muhtemel yabancı ülke gizli servislerinin rolünü merak etti mi?

* * *

Genel Yayın Yönetmenliğimin ilk yılında Çankaya’da bir terör zirvesi düzenlendi.

Rahmetli Turgut Özal, 6 Nisan 1990’da gazete sahip ve genel yayın müdürlerini Köşk’e davet etti.

Terörle mücadeledeki durum ve önlemler tüm çıplaklığıyla tartışıldı.

Aradan 18 yıl geçti, bir daha böyle bir zirveye gerek olduğunu sanmıyorum.

Çünkü medyanın büyük bölümü, terörle mücadelede üstüne düşen görevin farkında.

Medya, terörün en kanlı günlerinde, en ağır koşullarda stajını tamamladı.

Darısı siyasetçilerin başına.
Yazarın Tüm Yazıları