Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kodesbilim

<B>KAMBER</B>’siz düğün, bensiz Nevruz mu olurmuş, aile efradına el etek öptürten <B>Öcalan Bey</B>’imizin <B>‘21 Mart Mesajı’</B> pazartesi günü şıppadak elektronik kutuma düşüverdi.

Tamam da, ‘tebrikname’yi (!) okuyan bilgisayarımın ‘hard disk’i aniden ‘hart hart’ diye öyle dopingli çalışmaya başladı ki, bendeniz, ‘işte adı üstünde, eloktronik beyin. Şimdi bu meretin de beyni yıkanır ve kendi başına buyruk ‘biji Apo’ diye sağa sola başka ‘mesajlar’ yağdırmaya kalkarsa ne halt eylerim’ telaşına düştüm.

Acilen, ‘anti virüs’ programındaki bütün ‘manialı koşu’ bariyerlerini yükselttim.

* * *

NEYSE, dizgin yerine ‘qwerty’ klavye ve üzengi yerine optik fare falan, düldüllüğüne bakmadan dörtnala kalkmış emektar makinayı önce zarzor tırısa geçirdim.

Sonra da, farklı ülkelerde yaşayan Kürtleri ‘devletsiz konfederasyon’ (!) çatısı altında buluşmaya çağıran ‘mesaj’ı (!) ekrana açtım ki, vallahi ne söyleyeyim?

Konfederasyonların da mutlaka bir idari mekanizma; dolayısıyla, yine mutlaka ‘devlet aparatı’ gerektirdiği vurgulayarak çenemi ve kalemimi boşuna yormayacağım. Değmez.

Yook, eğer cehaletin arkasında ‘şimdilik çaktırmayalım’ türünden bir madrabazlık yatıyorsa, o takdirde de Stefan Yerasimos’un şu harikuláde ve veciz cümlesini aktaracağım:

‘Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde devlet kurmak potansiyeline sahip bütün etnisiteler bunu zaten şimdiye kadar gerçekleştirmişlerdir.’

Nokta, satırbaşı, paragraf ve ben başka bir konuya tekrar değinmek istiyorum.

* * *

DAHA önce de yazdım, doğrusu ‘İmralı Palas’ sakininin böylesine inanılmaz bir serbesti içinde bulunmasını bendenizin şu cüce aklı ve bu minik hafsalası bir türlü ermiyor.

Hazret Türkiye’nin en ‘kıymetli’ (!) mahkûmu mudur, yoksa Marmara adasında gönüllü ‘inzivaya çekilmiş’ (!) bir‘bilge’ (!) midir, anlayamadım gitti.

Muhteremin dün buyurduğu kelám ertesi sabah gazete puntosuna geçiyor.

Bari oldu olacak, ‘leb-i derya kaşáne’sine birer televizyon kamera ve vericisi yerleştirilsin ki, hem ekrandan naklen yayın yapar, hem de ‘dinleyici soruları’nı yanıtlar.

Stenocu avukatları da dikkat kesilmek ve lodosta sallanmak angaryasından kurtulurlar.

* * *

ŞAKA bir yana, eğer gerçekten ‘komplo teorileri’ne eğilimli biri olsaydım, Abdullah Öcalan’ın bu inanılmaz ‘kodes özgürlüğü’ arkasında mutlaka bit yeniği arardım.

İnsaf yahu, en ‘ultra’ ve en ‘süper’ demokratikleri dahil dünyanın bütün ülkelerinde bu tür hükümlüler ‘özel statü’ altında mahkûmiyet sürdürürler.

Tabii ki ruhi sıhhat, bedeni afiyet ve beşeri onur sonsuz insani biçimde gözetilir ve de gözetilmek zorundadır ama, ‘dışarı’yla olan ilişkilerde kesin ve tavizsiz kurallar uygulanır.

Mutlaka denetim altında ve can siperlikli kabinin karşılıklı mikrofonları aracılığıyla gerçekleştirilen avukat görüşmelerinde hukuki, adli ve şahsi konuşmalara müdahale edilmez.

Ancak, bunların haricine taşıldığı an görevliler hoparlörün düğmesini derhal kapatır.

‘Kes’ ihtarını verirler ve tekerrür durumunda ‘görüşme bitmiştir’ noktasını koyarlar.

Bunun ‘gayr-ı insanilik’le (!) falan da asla ilgisi yoktur. Evrensel cezaevi kuralıdır.

Hiçbir devlet de Türkiye’ye ‘gözünün üstünde kaşın var’ demez ve zaten demiyor.

Nitekim onca yıldır aktüaliteyi didik didik izliyorum, Bask ‘ETA’sına, İtalyan ‘Kızıl Tugaylar’ına veya Alman ‘Baider Meinhof’una mensup hükümlülerinin, Apo Bey’imizin ‘Nevruz Mesajı’na benzer ‘tebrikname’ler yayınlayabildiğini ne duydum, ne okudum.

Neyse, dedim ya ben ‘komplo teorisi’ uydurmam, dolayısıyla, nasıl ki ‘devletsiz konfederasyon’ teorisini üreten zat-ı muhterem siyasetbilim tarihine dev katkı yapmıştır, zahir ‘İmralı serbestisi’ (!) de ülkemizin ‘kodesbilim tarihi’ne yaptığı başka bir katkıdır.
X