Koalisyonda Erdoğan sancısı

Ahmet Külahçı
18.04.2016 - 10:54 | Son Güncelleme:

Almanya’da Hıristiyan Demokrat/Hıristiyan Sosyal Birlik Partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) oluşan ‘büyük koalisyon hükümeti’nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüzünden ciddi bir sıkıntı yaşandığı son günlerde çok açık bir biçimde su yüzüne çıktı.

Aynı zamanda CDU Genel Başkanı olan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in geçen yıl ekim ayında Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret çeşitli çevrelerde eleştirilere yol açmıştı. Çünkü Türkiye’de 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan genel seçim öncesi gerçekleşen bu ziyaretin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, daha doğrusu Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) ‘tam destek’ anlamına geleceği görüşü hakimdi.

Oysa ki, Başbakan Merkel’in amacı AKP’ye destek vermek değil, Almanya’ya sığınmacı akınını durdurmaktı. Bunun da ancak Türkiye’nin kararlı bir tutum sergilemesiyle mümkün olacağını biliyordu Merkel.

İşte o yüzden de, başta muhalefet partileri olmak üzere çeşitli çevrelerden gelen eleştirilere kulaklarını tıkadı. Hükümet ortağı SPD de bu konuda Merkel’e tam destek verdi. Ancak Alman televizyonlarında yayınlanan iki mizah programına Türkiye’nin gösterdiği tepki, hükümet ortaklarının arasını açtı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle komedyen Jan Böhmermann aleyhine açtğı kişisel davanın yanı sıra Alman hükümetinin, başka bir ülkenin devlet adamına hakaret davası açılmasına onay vermesi ise koalisyonda tam bir “Erdoğan sancısı” yaşandığını gözler önüne serdi.

Uzun uzun tartıp, tartışıp, ölçüpbiçtikten sonra Başbakan Angela Merkel, “Hukuk devletinde kişisel hakların, basın ve sanat özgürlüğünün ölçüsünü belirlemek hükümetlerin değil savcıların ve mahkemelerin işidir” diyerek, hükümetin dava açılması yolunu açtığını ilan etti.

Ancak SPD’li Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile Federal Adalet Bakanı Heiko Maas’ın kendisi ve CDU’lu Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere ile hemfikir olmadığını da gizlemedi.

Merkel, düzenlenen basın toplantısında önündeki metni okuduktan sonra soru sorulmasına bile fırsat vermeden adeta koşar adımlarla uzakşalırken, birkaç dakika sonra Steinmeier ile Maas, Federal Meclis’te ortaklaşa bir basın toplantısı düzenlediler.

Almanya gibi demokratik bir hukuk devletinde basın, düşünceyi ifade ve sanat özgürlüğünün feragat edilemez, tartışılmaz değerler olduğunun altını çizerek Başbakan Merkel’in ağırlığını koyarak dava açılması yolunu açmasını kesinlikle tasvip etmediklerini ve doğru bulmadıklarını söylediler.

Ardından SPD Federal Meclis Grup Başkanı Thomas Oppermann da bir açıklama yaparak, Merkel’in “Kararı ben veririm” der gibi ‘son sözü’ söyleyip, dava açılmasına onay vermesine ateş püskürdü.

Evet, ortaklık uzlaşı ister. Ama belli ki, bu konuda bir konsensüs, yani uzlaşı sağlanamamıştı. Kendine güvenen bir ortak, böyle bir durumda erken seçimi bile göze alarak “Ben gidiyorum” der ortaklığı bozardı. Ama SPD’nin şu anda böyle bir lüksü yoktur. Çünkü son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamaları 1969-1982 yılları arasında Hür Demokrat Parti (FDP), 1998-2005 yılları arasında Yeşiller’le ortaklık eden 2005-2009 yılları arasında olduğu gibi 2013 yılından beri de CDU/ CSU’nun küçük ortağı olarak iktidarda bulunan SPD’nin ‘can çekişmekte’ olduğunu göstermektedir.

Şu anda bir seçim olsa, CDU/ CSU’nun yüzde 33, SPD’nin yüzde 22, Yeşiller’in yüzde 13, Sol Parti’nin yüzde 9, FDP’nin yüzde 7 oranında oy alacağını göstermektedir.

Sağ popülist ‘Almanya İçin Alternatif’in (AfD) ise yüzde 13’ü geçeceğini. İşte sağ popülist AfD’nin bu yükselişi en çok SPD’yi düşündürmektedir.

Bu yüzden de hemfikir olmasalar bile, SPD’liler “Biz gidiyoruz” deyip ortaklığı bozma cesareti gösterememektedir. Çünkü “Ortaklıktan kaçışın” bir yerde “Tam bir çöküş” olacağını da bilmekteler.

 



EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı