Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Klişelere meydan okuyan bir otel

Bu devirde değişimi doğru okuyabilen kazanıyor. Gayrettepe’deki Point Hotel kazananlardan. Sanat koleksiyonu ve sahafıyla yeni nesil iş adamlarının nefes almasını sağlıyor. Alt katındaki İtalyan restoranı Piola ise pizzanın hakkını veriyor.

Bir zamanlar iş adamının iş adamı olduğunu kılık kıyafetine bakarak anlardık: Osman Kavala gibi bir-iki ayrıksı örnek dışında hepsinde bağa gözlük, lacivert takım, Church ayakkabı, kravat...
Sadece iş adamı mı? Saç, sakal, pipo eşittir sanatçı. Külü ha düştü ha düşecek sigara; bol cepli aba yelek eşittir gazeteci. Tahta bıyık, kahverengi takım, sivri burun ayakkabı eşittir siyasetçi. Eprik kadife ceket, yuvarlak tel çerçeve gözlük eşittir akademisyen. Fular monşer; üniforma asker; serçe parmakta altın yüzük eşittir zübük. Soluk gri ceket, el örgü yelek küçük esnaf. Güneşte geri itilen soğukta burna çekilen kasket eşittir köylü. Kimin ne giydiğine bakar, şıp diye işini mesleğini çıkarırdık.
Yanılma payımız elbette vardı ama azdı...
Yukarıda saydığım tiplemelerin bir kısmı bu gün için de geçerli. Ama bir şeyler değişti. Belki küçük esnaf, köylü zübük bu değişimden yeterince nasibini almadı ama pekala bir siyasiyi gazeteci, gazeteciyi akademisyen, akademisyeni iş adamı, iş adamını sanatçıyla karıştırabiliriz.

TARİH PROFESÖRÜ GİBİ AKTÖR

Geçenlerde televizyonda izlediğim bir açık oturum programının katılımcılarına baktığımda düşündüm bunu. Kim olduklarını bilmeyen biri, tarih profesörünü set işçisi, aktörü tarih profesörü sanabilirdi örneğin.
Sadece kılık kıyafet de değil, duruş oturuş da değişti şimdilerde.
Bizde durum böyle de, dünyada farklı mı sanki?
Dünyanın en zengin adamları listesinin başına kurulan isimlere bakın... FaceBook’un kurucusuna yolda rastlasa insan, ciddi bir iş adamı olduğunu söyleyebilir mi?
Geçenlerde de bir yerde yazdım, uluslararası bir toplantıda yanımda oturan genç adamın ciddi bir fon yöneticisi olduğunu anladığımda ağzım resmen bir karış açık kaldı. Belki gitarist, belki baterist, de ki konser mekanı işletmecisi, ola ki gece kulübü sahibi derdim ama finans sektöründe çalıştığına zırnık ihtimal vermezdim.
Demem o ki eski klişelerin devri bitti: Yeni okumalar yapabilmek için onları rafa kaldırmak gerek. Adı üstünde: Onlar hem klişe hem eski... Bundan böyle değişimi doğru okuyabilen kazanacak. Diğerleri kaybetmeye mahkum...

TOPLANTI ÖNCESİ SARIMSAKLI PİZZA

Geçenlerde bir arkadaşımla Point Otel’in lobisinde buluştuk. Gayrettepe’deki otelin alt katındaki Piola’da bir pizza yiyecek ve işimize bakacağız. Ben pizzacı değilim ama yemek sonrası gideceğimiz yer de iki adım mesafede olduğundan “Tamam” dedim. Daha önce de yazmıştım, Piola’nın asıl merkezi Venedik yakınlarındaki Treviso adlı küçük bir kasaba. Bundan yıllar önce iki kardeş bu küçük ve zengin kasabada bir pizzacı açmış ve olan olmuş... Namları kısa sürede Treviso’yu aşmış, önce İtalya sonra Amerika, derken koca bir zincir kurmuşlar. İki yıl önce Gayrettepe’de açılan lokanta da işte bu meşhur pizzacının Türkiye’de bildiğim kadarıyla açılan ilk ve tek şubesi.
Tamam pizzacı değilim, yıllarca yemesem aklıma düşmez ama Piola’ya kadar gidip de pizza yememek olmaz... Nitekim yedim de. Hem de ne yemek... Toplantıyı düşünen kim, gelsin bol sarımsaklı bir pizza. Ne hamuruna ne sarımsağına ne de kullanılan zeytinyağının kalitesine edilecek tek söz yok. İyi. Çok iyi. Zaten artık hiç kimse ortalama bir işle dünya markası olmuyor, öyle değil mi? Pizzalar bitti sıra tiramisuya geldi, o da afiyetle mideye indi, ardından gelsin kahveler ama öyle hızlı yemişiz ki toplantıya daha bir saat var. Lokantada otursak bir türlü, kalksak nereye gideceğiz, diye düşünürken arkadaşım, “Gel Point Hotel’i ağız tadıyla gezelim, bir kahve de orada içelim” dedi...

SAHAFI OLAN OTEL

Butik otel gibi tasarlanmış büyük bir otel. Gerek konumu gerek 16 konferans salonuyla belli ki iş adamlarına yönelik. Kapıdan girince sağa sola serpiştirilmiş modern tasarım kanepe ve koltuklarla döşenmiş ferah bir lobiye giriyorsunuz. İlk katta İstanbul Modern’in küçük bir hediyelik dükkanı, tam karşısındaysa otele ait bir sahaf var. Öyle göstermelik bir sahaf da değil. Raflarında nadir kitapların bulunduğu ve handiyse İstanbul üstüne yazılmış her kitaba ulaşabildiğiniz sahaf gibi bir sahaf. Eski yazılar, bir-iki hat ve berat, sepya kartpostallar, Ara Güler’in harika İstanbul fotoğrafları... Hiçbiri satılık değil, odaya götürmek de yasak. İsteyen kitabını seçiyor, deri koltuğuna gömülüp okuduktan sonra bırakıp gidiyor.
Ama otelin farklılığı bunlardan ibaret değil. Ciddi bir çağdaş sanat merkezi de aynı zamanda. En üst kattaki lokantadan zemin kata, asansör boşluğundan odalara varana kadar her santimetrekaresi çağdaş sanat eserleriyle kaplı. İnsan bu koleksiyonu gördüğünde otelin mi yoksa eserlerin mi daha kıymetli olduğunu düşünüyor ister istemez. Tıpkı sahaftakiler gibi sergilenen hiçbir eser satılık değil. Daimi koleksiyonun yanı sıra Okan Bayülgen’in biraz da Andy Warhol tarzında çektiği renkli fotoğraflarından oluşan ‘Yün Ören Kadınlar’ türü sergiler de yapılıyor Point Otel’de.
Ne dedik. Bağa gözlük, laci ceket tarihe karıştı. Dönem değişimi okuyabilenlerin devri...

OYUN ODASI GELİYOR

Point Hotel’de alt katta bir oyun odası kuruluyor. Dünyada ilk kez kuruluyormuş böyle bir oda. Apple ile işbirliği yapılıyor. Konferanstan sıkılan, toplantıdan bunalan iş adamları günün yorgunluğunu son donanım oyunlarla donatılmış bu odada atabilsinler diye...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI