"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Kleopatra’nın sırrı Efes’te çıktı

REFERANS Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Selim Türsen, geçenlerde Avusturya Bilim Akademisi Üyesi Arkeolog Dr. Hilke Thür ile buluştu. Yaklaşık 35 yıldan beri yılın yarısını Efes’te geçirip antik kenti gün yüzüne çıkaran Avusturyalı ekibin en önemli isimlerinden biri olan Dr. Hilke Thür’ün anlattıklarını Türsen’den dinledim.

Geçen yıl Ergenekon dalgaları Türkiye’yi silip süpürürken gözlerden kaçan ve medyada hak ettiği yeri bulamayan bir haber vardı.
İngiliz BBC televizyonunun yayınladığı “Bir katilin portresi” adlı belgeselde, o güne kadar Yunanlı olduğu sanılan ünlü Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın aslında Afrikalı olduğunu gösteren çok önemli kanıtların İzmir’in Antik Efes Kenti’nde bulunduğunu anlatıyordu.
Bu iddia Avrupa’da uzun yıllardan beri süren tartışmaları yeni bir noktaya çekti. Daha da önemlisi, Elizabeth Taylor ve Richard Burton’dan oynadıkları filmle yarı efsanevi bir kraliçe haline gelen Kleopatra’nın gerçek hayatına atılan çok önemli bir adım oldu.
***
Dr. Thür, Arsinoe’yi Efes’te nasıl bulduğunu şöyle anlatıyor:
“Şehrin en güzel yerinde tam ortada sekizgen görünümlü bir mezar vardı. Bu alışılmadık bir şeydi. Çünkü, asıl mezarlık şehrin dışındaydı. Kentin ortasına gömüldüğüne göre özel bir insan olmalı diye düşündüm. Mezarın, İskenderiye’deki Faros Feneri’ni anımsatarak sekizgen şeklinde olması aklıma Kleopatra’nın, Efes’e sürgüne gönderilen kız kardeşi Arsinoe’yi getirdi. Bunun üzerine ilk kez 1926 yılında açılan mezara yeniden girmeye karar verdim.”
Avusturyalı arkeolog 1990’lı yılların başında yeniden mezara girmiş.
Dr. Thür, mezara girdiğinde başı olmayan bir kadın iskeleti bulur. Kemiklerin yapısı genç bir kadına ait iskelet olduğunu gösterir. Kaynaklar 1950’li yıllarda Efes’te çıkarıldıktan sonra Almanya’ya, oradan Avusturya’ya götürülen daha sonra da ortadan yok olan bir kadın başından söz etmektedir.
O olayla bağlantı kurar.
Mezar 1926 yılında ilk açıldığında kafatası alınarak önce Almanya’ya götürülmüştür. Ama kafatası İkinci Dünya Savaşı’nın kargaşası sırasında kaybolmuştur.
Dr. Thür’ün bulduğu Kleopatra’nın kız kardeşi olduğunu iddia ettiği iskeleti inceleyen antropologlar kemiklerin iyi beslenen, sağlıklı birine ait olduğu söylerler. Hatta bu tezi çürütmek için iskeletin bir erkeğe ait olduğunu da ifade ederler.
Sonunda Avusturya Arkeoloji Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir uzman istenir.
Antropolojist Fabrian Kanz, iki yıl önce çalışmalara başladığında bazı şüpheleri olduğunu BBC’ye anlatır.
***
Öncelikle kemiklerin 15 ile 18 yaşları arasında bir kadına ait olduğu kesinleşir. Kleopatra’nın da o çağlarda 27 yaşında olduğu düşünüldüğünde, kendisinden küçük olan kardeşinin yaşı tahminlere uyar. Herhangi bir hastalık olmamasına rağmen aniden ölmüş ve iskeletin Kuzey Afrikalı birine ait olması da Arsinoe ihtimalini iyice güçlendirmiş. Daha sonra Efes’ten alınan 500 kadar iskeleti incelenince, Dr. Thür’ün teorisi daha güçlü hale gelmiş.
Antropologlar Arsinoe’nin olduğu ihtimali çok kuvvetli hale gelen kaybolan kafatasının ölçümleri ve çekilen fotoğraflarından yararlanarak bilgisayar teknolojisi yardımıyla Arsinoe’nin neye benzediğini anlamak için canlandırma yaptıklarında karşılarına eski Mısırlı, Kuzey Afrikalı siyah bir kadın yüzü çıkmış. Kızkardeşinin Afrikalı çıkması o güne kadar Kleopatra’nın Yunan ve Makedonyalı olduğu bilgilerini alt üst etmiş.
Ancak Dr. Thür, iki kardeşin babalarının ayrı, Kleopatra’nın melez olabileceğini söylüyor. Şimdi antropologlar araştırmalarını daha da geliştirmek için ABD’li antropologlardan daha ileri teknolojileriyle Arsinoe’nin iskeleti üzerinde araştırma yapmak için işbirliğine hazırlanıyor.
BBC’ye konuşan Thür, “Ptolema hanedanından birinin mezarını ve iskeletini bulmak bir arkeologun yaşamında eşi benzeri olmayan olaydır. Arsinoe’nin Afrikalı bir anneden olmuş olması Kleopatra’nın ailesi ve iki kız kardeşi arasındaki ilişki konusunda bize yeni bir açılım kazandırdı” demiş.
***
Belgeselin sunucusu ve arkeolog Neil Oliver ise, “Kleopatra, Julius Sezar, Mark Antony gibi isimlerin tümü tarihin ikonik isimleridir. Bunların gerçekten insan olduklarını hatırlamak mümkün değil, daha çok Richard Burton ve Elizabeth Taylor tarafından canlandırılmış yarı efsanevi karakterler olduğu düşünülür. Bu buluş adeta bu karakterlerin gerçek insan olduklarını hatırlatmak için yüze serpilen soğuk su etkisi yarattı” yorumunu yapmış.
***
Dr. Hilke Thür, bu olayın Efes’e katkısını da şöyle yorumluyor:
“Efes kendisi o kadar büyük bir olay ki, Kleopatra hikayesi onun yanında çok küçük kalır...”
X