Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

KKTC’de ‘sömürge valisi’ gibi

ÖFKE dolu tepkiler dışında, olayın aslı ne?

Kıbrıs’ta tam ne oluyor? Başbakan Erdoğan neden o kadar sinirli? Kim, hangi pankartları taşıyor? Nedir işin içyüzü? Araştırınca ortaya çıkan tablo epey farklı.
KKTC’de görevli biri var. Hazret inanılmaz pervasız, sürekli yüksekten uçuyor, sömürge valisi edasıyla KKTC’de görevli bürokratlara, hatta siyasal sorumluluk taşıyan yöneticilere:
“Hayır, bu olmaz, bunu öyle yapmayacaksınız, şöyle yapacaksınız”.
Hazret KKTC yönetimine sürekli ders ve talimat vermekle meşgul, “O öyle olacak, bu böyle olmayacak” tarzıyla, ayağında çizme, elinde kamçı eksik.
‘BU ADAMI ÇEKİN’
Türkiye’nin Kıbrıs’ta büyükelçiliği dışında, bir de Türkiye Yardım Heyeti var. KKTC’ye giden yardımlar bu heyet üzerinden.
KKTC’de sıradan vatandaştan yöneticilere kadar, söz ve davranışlarıyla pek çok kişiyi rencide eden hazret, bu heyetin başı, Türkiye’nin atadığı biri.
Kıbrıslıları sürekli olarak, “Madem parayı biz veriyoruz, o zaman bizim istediğimizi yapacaksınız” mantığı ile aşağılıyor. Çirkin ve kabul edilemez.
Pervasızlık sınırını öyle aşıyor ki, KKTC’de siyasi parti liderleri TV’lere çıkıyor, bu hazretin marifetlerini anlatıyor.
Pervasızlık sınırını öyle aşıyor ki, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu dayanamıyor, Başbakan Erdoğan’a, “Bu adamı buradan çekin” diyor.
BÜYÜK MİTİNG
Bu sırada KKTC’de siyasi partiler ve 28 sendika, KKTC tarihinin en büyük mitingini düzenliyor. Mitingin amacı KKTC’teki hükümetin istifasını istemek.
O mitingte küçük bir grup pankart açıyor, “Ankara elini yakamızdan çek, ne paranı, ne memurunu istiyoruz”. Erdoğan’ı küplere bindiren pankart bu.
Dün KKTC’deki siyasi parti liderleriyle konuşuyorum. Hepsi birden:
“Bu pankartı asla onaylamıyoruz, bunu yapan belli küçük bir grup. Bu tam provokasyon. Miting KKTC hükümetini istifaya çağırıyor, Türkiye karşıtlığı ile ilgisi yok. Ama, o pankart şimdi hepimizi zora soktu.”
Buna karşılık, parti liderleri, Erdoğan’ın “Biz besliyoruz” sözüne fena halde alınmış durumda. Besleme lafı hayli yakışıksız.
Kaldı ki, üç-beş kişi öyle pankart açmışsa, ne olmuş?
Erdoğan’ın muhalefete, aykırı seslere tahammülü yok. Tahammülsüzlük Türkiye’den KKTC’ye sıçrıyor.
Merak edilen, Yardım Heyeti başındaki “sömürge valisi” tarzındaki hazretin geri çekilip çekilmeyeceği.

Tarhan Bey ağzını ne zaman açsa

TARHAN Erdem kırk yıllık CHP’li, bir ara CHP Genel Sekreteri.
Ben de kendisini çok eskiden tanıyorum. Mantıklı, eskilerin deyimiyle, aklıselim sahibi biri, özüne, sözüne güvenilir bir insan.
Ne var ki, konu ne zaman CHP’den açılsa, Tarhan Bey kendini tutamıyor, söyleşilerinde ve yazılarında CHP’ye söylemediğini bırakmıyor.
Dün Taraf’ta Neşe Düzel ile söyleşisinde yine ne Kemal Kılıçdaroğlu’nu bırakıyor, ne CHP’yi. “CHP’nin yönetilmediğini, partinin hiçbir politikası olmadığını, böyle ana muhalefet yapılamayacağını, CHP’nin iktidar olmayı isteyen görünüm vermediğini” ve daha neler neler söylüyor.
Eleştirisinde haklı yönler var, CHP’nin eleştirilecek pek çok yönü var. Ama, Tarhan Bey’in eski genel sekreter olarak, CHP denildiğinde, gözü neden hiçbir şey görmüyor, onu anlamak artık zor. Dost uyarısından çok, her zaman kızgın muhalif edasında.
Kaldı ki, Tarhan Bey Genel Sekreter iken, CHP nereden nereye geldi, CHP hangi politikaları üretti, onun da bilançosunu çıkarmak gerek.

Bir başka felakete kadar

BURSA Mustafakemalpaşa’da 19 ölü, Balıkesir Odaköy’de 17 ölü, Konya’da okulun çökmesi 22 ölü, Davutpaşa’da patlama 12 ölü, Karadon’da 30 ölü, orada burada üç ölü, beş ölü, tersanelerde 135 ölü. Son olarak, Ankara OSTİM’de 20 ölü.
Bunlar ilk anda akla gelen patlamalar, çökmeler, hepsi iş kazası. Şu anda bunları hatırlayan var mı? O kazaların nedenlerini bilen var mı? Sorumlularıyla ilgili yargıda bir sonuç, bir yaptırım var mı?
Kayıt altındaki işletmelerde geçen yıl 72 bin 963 iş kazası meydana geliyor. Kayıt dışındaki kazalar buna dahil değil. Son AB İlerleme Raporu iş kazalarına dikkat çekiyor:
“Ekonominin büyüklüğüne göre, iş müfettişlerinin sayısı çok düşük kalmaktadır. Ölümcül iş kazaları, mevzuatın uygulanması ve kamu kurumları tarafından yapılan denetimler bakımından endişe yaratmıştır”.
Denetimsizlik, sorumsuzluk almış başını gidiyor. Patlama, çökme ve benzeri felaket yaşandığında, hep birlikte ağlama, sızlanma, verilen bin bir söz arasında birbirini tutmayan açıklamalar.
Kısa sürede hepsini unutuyoruz, bir başka felakete kadar.

X