"Oya Armutçu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oya Armutçu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oya Armutçu

Kıyıya Vuran Öyküler

“KIYIYA Vuran Öyküler” bir öykü kitabının adı.

Bugün size bu kitabı ve Ankara Nallıhan’lı yazarını anlatmak istiyorum. Yazarı, emekli hakim Gülşen Mutlu. Geçen yaz, sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Ölümü, yargı camiasını, edebiyatçı dostlarını, O’nu tanıyan herkesi yasa boğdu. Ölümünden tam 215 gün sonra kızı Rekabet Kurumu Hukuk Müşaviri Meltem Türkoğlu, annesinin öksüz kalan öykülerini kitaplaştırdı.

Sözünü tuttu

Gülşen Mutlu, can dostum Meltem gibi benim de canımdı. Bir tanemizdi. Meltem, 1 Şubat’ta, 70. doğum gününde annesine verdiği sözü tuttu ve öykülerini bastırdı. Dostlarına bir kokteyle tanıttı. Haberini, geçen Pazartesi günü Hürriyet’te Sanat Sayfası’nda okudunuz. Ben de o kokteyldeydim. İzninizle size o geceyi de anlatmak istiyorum.
Anma gecesi gibi geçen kokteyle Mutlu’nun 30 yılı aşkın süre görev yaptığı, Danıştay’ın Başkanı Mustafa Birden ve Başsavcısı Turgut Candan’ın aralarında bulunduğu görevde ve emekli çok sayıda meslektaşıyla birlikte, siyasetçi, edebiyatçı dostları dahil 150 kişi katıldı.

Annemden mektup aldım

Meltem Türkoğlu, açılış konuşmasına, salondakilere sürpriz yaparak, “Bugün annemden bir mektup aldım. Zarfta hepimizin ismi yazılıydı. Şimdi sizinle bu mektubu paylaşmak istiyorum” diyerek, başladı. Annesinin mektubunu, “Dilerim, rüzgarlara bırakılmış bir bozlak gibi savrulup, yüreklerinize ulaşsın sesim. Hoşçakalın dostlarım!” diye bitiren Türkoğlu, içten konuşmasına annesinin fotoğraflarından karelerin yeraldığı slayt gösterisi eşliğinde bakın şöyle devam etti:

Bir bayram, bir yılbaşı ve 215 gün geçti

“Annem hayattayken, O’na kitabının 70 yaşını bitirmeden evvel yayımlanacağı konusunda söz vermiştim. Şükürler olsun, sözümü tuttum, öyküleri öksüz kalmadı. Acım bu kadar tazeyken, anneme verdiğim bu söz olmasa öykülerle karşılaşmakta acele edemezdim. Aradan iki bayram, bir en uzun gece, bir yılbaşı ve tam 215 gün geçti.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Ofisinizde çalıştığınız sıradan bir günde bir telefon çalıyor. Annenizin yüzerken, kalp krizi geçirdiğini ve artık yaşamadığı haberini alıyorsunuz. O telefondan beri artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Depremde, plakaların çarpışması gibi, bazı dağlar gözlerinizin önünde yerle bir oluyor. Oluşan çukurları gözyaşlarınızla dolduruyorsunuz. Acı kocaman bir göz olup her an her yerde size bakıyor. Yine de güzel şeyler yaparak, yaşama yeniden ilişmek istiyorum.

Yoksul öğrenciye burs ve hatıra ormanı

Bu kitabın bütün geliri, Nallıhan Vakfı bünyesinde yoksul öğrencilere annem adına verilecek bir burs için kullanılacak. Annemin kütüphanesini doğduğu güzel ilçe Nallıhan’daki bir kütüphaneye bağışladım. Annemin adını taşıyacak bir hatıra ormanı yaptırıyorum. İstedim ki, annemin adını taşıyan ormanda, ismi sonsuza dek meltem rüzgarlarıyla yaşasın.”

Annesinin kitabını armağan etti

Türkoğlu, annesinin en sevdiği “Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde” şarkısını söylerken, davetliler gözyaşlarını tutamadılar. Türkoğlu, gecenin sonunda bütün katılanlara annesinin adına birer kitap armağan etti. O gece toplanan 4 bin 500 liralık bağışta Nallıhan Vakfı’na verildi.
Nur içinde yat Gülşen teyzem.

Son Ayrılık

ÖYKÜ kitabı 152 sayfa. Kitapta, Gülşen Mutlu’nun 15 öyküsünün yanısıra, kızı Meltem Türkoğlu, eski eşi Yekta Türkoğlu ve edebiyatçı dostlarının ardından yazdıkları yazıların yeraldığı “Gül yaprağına mektuplar” adlı bir bölüm de var. Son bölümde ise küçük bir fotoğraf albümü yeralıyor. Meltem kitapta annesinden “Son Ayrılığını” şöyle anlatıyor:
“Bir çiçek gibi/Seni toprağa/Acımı ruhuma/Diktim/Artık mırıldandıklarımdır/Seninle sohbetim
Bugün tam üç hafta oldu. Elimde ölüm gibi kollarını koskocaman açmış bir A harfi, iki adet N birisi Nallıhan’ın diğeri tek kanadı kırık bir martının. Bir de saçlarımı taramak için uzanan ellerin gibi bir E harfi kaldı. Avucuma saplanmış bu dört harfle ne yapacağım anne?. Başı yeni kesilen bir yavru kuş gibi debeleniyorum. İnsanın annesi gidince kaç yaşında olursa olsun, küçük bir çocuk oluyor; çıplak, şaşkın, şefkate muhtaç. Yanımda anne sözünün geçmesine dayanamıyorum. Sadece evde, arabada, tek kaldığım zamanlarda o sözcüğü doğurur gibi sancıyla inliyorum. ANNE. Dipsiz uçurumlara çarpa çarpa yükselen bir çığlık gibi çıkıyor sesim...”
X