GeriKitap Sanat Yüreğimize batan dikeni çıkaran yazar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüreğimize batan dikeni çıkaran yazar

Yüreğimize batan dikeni çıkaran yazar
Ayla Kutlu / Fotoğraf: Rıza Özel

Yarın başlayacak 36. İstanbul Kitap Fuarı’nın onur yazarı Ayla Kutlu, kitaplarında yaşamı, dünyayı ve insanı kadın üzerinden sorgular. ‘Gılgamış Destanı’ndan el alarak yazdığı ‘Kadın Destanı’ için belirttiği “İnsan olma durumlarını anlattım... Hani o ayrıntı, figüran ya da cinsellik nesnesi olarak görülen kadınlar var ya, onlar sizin gördüğünüz ve gösterdiğiniz gibi değildir” vurgusu, tüm eserlerinde gördüğümüz bir durumdur.

“Bu sevecen ve göçle güçlenen kadının nihai hedefi ve yegâne umudu özgürce dalgalanan bir bayrak altında, onurlu ve güvenli bir yaşama ulaşmaktır.” Ayla Kutlu’nun son romanı ‘Yedinci Bayrak’, arka kapağındaki bu sözlerle ‘başladı’ benim için.
İnsan, özellikle kadın ve çevre konularını dert edinmiş olan Ayla Kutlu için kaçınılmaz bir durumdur: Yaşamı, dünyayı ve insanı kadın üzerinden sorgulamak ve yorumlamak. Bunu, asıl meselenin insan olmak olduğu bilinciyle yapar. Mesele ‘insanoğlu’ değil, ‘insan soyu’dur. Her şeyin hızla çürüdüğü dünyada insan kalabilmenin yollarını imler okuruna; okuru acıtır. Bilerek yapar bunu. ‘Kadın Destanı’ için “İnsan olma durumlarını anlattım... Hani o ayrıntı olarak, figüran olarak, renklendirme aracı olarak, cinsellik nesnesi olarak görülen ve gösterilen kadınlar var ya, onlar sizin gördüğünüz ve gösterdiğiniz gibi değildir” vurgusu, tüm eserlerinde gördüğümüz bir durumdur. 'Gılgamış Destanı’ndan el alarak yazdığı ‘Kadın Destanı’, Kutlu’ya tarihsel bir sorumluluk yüklemiştir. O sorumluluk, bu topraklarda beş bin yıldır yaşananları kadın diliyle anlatmak, dünyaya oya gibi işlemektir. ‘Kadın Destanı’nda Gılgamış Destanı’nın eril söylemine karşı geliştirdiği söylemi, kadını güneşe çıkararak gerçekleştirmiş olan Kutlu, kendisini de yazın dünyasında özgün bir noktaya taşımıştır.

ESERLERİ DİRENCİN SESİDİR
Ayla Kutlu, öykü ve romanlarında üstün özelliklere sahip kahramanlar yaratmadan, yaşananlarda yurttaş olarak kendisinin de sorumluluğu bulunduğunun bilinci içinde insanlığın tarih ve talihinin hüzünlü göçünü yazıp anlatmayı kendisine ‘iş edinmiştir’. İşini iyi yapan her insan gibi bilir ki yeri gelince yanlışa yanlış deyip doğruyu göstermemek insanı tarih önünde sanık durumuna düşürecektir. Bu nedenle eserleri direncin sesidir; hayal ve kurgu olmaktan çıkar, anı olmaktan uzaklaşır, sahici bir hal alır. Ya yaşanmıştır ya yaşanmaktadır ya da yaşanacaktır... Bu yaşanmışlığı ‘Yedinci Bayrak’ta da tanımladığı bir vatan üzerinde düşünür, kurgular ve gerçekleştirir.
“Vatan, farkında olduğumuz şeylerin toplamı. Bir toprak parçası değil yalnızca. Sahiplendiğimiz, üstündeki canlı cansız her şeyle, karnında sakladıklarıyla bizi var eden cennet!..” Görüldüğü gibi vatan; kadın/anne dilinin gereği olarak ‘toprak’ olmaktan kurtulur; karşımıza canlı; acıyan, üzülen, sevinen, (karnında sakladıklarıyla) yaşam bahşeden bir kimlikle çıkar.

YÜREĞE BATAN DİKENİ ÇIKARMAK
2017, Kutlu’nun yazarlığının, ilk yayınlanan romanı ‘Kaçış’ın gazetede tefrika olarak yayımlanmasının 40’ıncı yılıdır. Ancak, kendi adıma, yazarımızın ‘Zaman da Eskir’ isimli anılarını okurken karşılaştığım bilgilerden sonra, kendisinin yazarlığa doğduğu sene başladığı düşüncesine vardım: 1938’de Türk ordularının Hatay’a girip, askeri kışlaya bayrağı çektikleri, kadınların saçlarını kesip karargâh binasının merdiven ve salonlarını süpürmek için kullandıkları gün... Olağanüstü zengin bir sosyal, kültürel coğrafya içinde, Cumhuriyetin Kurucu Kuşağı’nın sevinç ve coşkusu yaşanırken başlayan çocukluk ve gençliği zamanın akışında Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) öğrenciliğine başlamasıyla birlikte yeni bir aşamaya evrilir. ‘Vatanın gözyaşlarını dindirecek’ kuşakları yetiştirmeyi amaç edinmiş olan SBF’deki öğrencilik yılları (1956-60), Türkiye’nin çokpartili siyasal yaşamının tıkanış ve yeni arayışlar dönemidir. Vatanın gözyaşlarını dindirmekten başka bir aşk düşünmeyen gençlerin tek dertleri bir an önce mezun olup ülke sorunlarına çözüm bulacak makam ve mevkilere geçmek, ülkenin kötü gidişini durdurmaktır.
SBF 1960 mezunu olan Ayla Kutlu, aldığı öğrenci bursu nedeniyle mezuniyeti sonrası İçişleri Bakanlığı’nda (Atama Şube Müdürlüğü) işe başlar. O yıllarda kaymakamlık mesleğinin kadınlara kapalı tutulması nedeniyle Ayla Kutlu, 1970’lerin başında Başbakanlık’a uzman olarak atanır ve Kanunlar Dairesi’nde çalışmaya başlar. Kendisine verilmiş önemli dosyalar üzerinde titizlikle çalışır. Keban Barajı’nın inşası sürecinde Başbakanlık’a intikal eden şikâyet dilekçelerinin incelenmesi sonucunda düzenlenmiş müfettiş raporlarının değerlendirilmesiyle ilgili olarak yaptığı saptama ve önerileri üst yönetimin dikkatini çeker. Birileri rahatsız olmuştur. Yukarılardan bir ses, ‘cin olmadan adam çarpmaya kalkıştığı’ gerekçesiyle Ayla Kutlu’nun oradan uzaklaştırılması talimatını verir. Böylece Ayla Kutlu, Meşrutiyet Caddesi’ndeki Neşriyat ve Müdevvenat Dairesi’ne hiçbir iş verilmemek kaydıyla gönderilir. Görevi, bir odada iki eski memurla oturmaktan ibarettir.
Bu olayın en başında, onun İçişleri’ndeki görevinden alındığını duyan ‘Efsane Kaymakam’ Mehmet Can’ın şu sözü, bürokrasideki geri gidişi ve ötekileştirmeyi tarihlemektedir: “Yazık, Cumhuriyet’in güzel kızını Meşrutiyet’e sürmüşler.” Sağırlar ve dilsizler okulunu andıran bu yer, ‘çilehane’dir artık. İşini iyi yapan her kamu görevlisini bekleyen sonun yarattığı sessizlik dönemi, uzman Ayla Kutlu’nun yazar Ayla Kutlu’ya dönüşmesi sürecini başlatmıştır. Artık, ‘Kaçış’ kaçınılmazdır.

Yüreğimize batan dikeni çıkaran yazar

Fotoğraf: Rıza Özel 

‘KAÇIŞ’ NASIL BAŞLADI?
‘Kaçış’, adı üzerinde düşünülmüş çok çağrışımlı bir roman adıdır. Topluma yararlı olmak idealini gerçekleştirememiş olmanın yarattığı bunalımdan kaçış... Yararlı olmaya doğru bir kaçış. Kendinden, ama kendine doğru kaçış... Meşrutiyetten cumhuriyete kaçış. Ötekileşmeyi kabullenmeyip kurtuluş için yeni bir yol bulma ya da yeni bir yol yapma çabası olarak kaçış... Topluma yararlı olma idealini engelleyen kamu görevlisi olmanın yarattığı kısıtlar karşısında özgürlüğe kaçış... ‘Kaçış’la başlayan süreçte Kutlu’nun edebiyatımıza kazandırdığı eserler ve çocuk öykülerinde işlediği konular dikkate alındığında hedefine ulaşmış, içten bir saygıyı hak etmiştir. İstanbul Kitap Fuarı yönetimini bu çok değerli seçimleri için kutlamamız gerekir.
Kutlu’nun yazı dili, Türkçeden Türkçeye çeviri gerektirmeyecek yalınlıktadır. Sözcüklerin sesi, içindeki saf ve duru coşkuyu yitirmemiştir; bir halk türküsü kadar kıvrak, yeri geldiğinde bir ağıt kadar acı, bir şiir kadar akıcıdır. ‘Yedinci Bayrak’ romanında anlatılan/yaşanan savaşların ve göçün, uluslararası politika kavramı olarak söyleyecek olursak ‘Balkanlaştırma’ olduğu ve şimdilerde doğu ve güneyimizde yaşandığını biliyoruz artık. Keza, ‘geleceği yazmış’ olması açısından verilebilecek bir başka örnekse, ‘Mekruh Kadınlar Mezarlığı’ kitabındaki aynı isimli öyküde anlatılanın bir benzerinin daha geçen ay, Ankara’da yaşandığını anımsamamız, Ayla Kutlu’yu okumanın zor, güzel, öğretici ve düşündürücü bir yanı olduğunu gösteriyor. Ülkemizde -ve dünyada- kadın olmanın zorluğu bilinirken, kadın yazar olmanın ‘imkânsızlığı’ karşısında kadın dilini (anne dilini) kullanarak yaratılmış eserlerin insan soyunun geleceği için ne denli değerli olduğunu da bir kez daha anlıyoruz.
Dünya çok hızlı değişti, akıl sır ermedi olup bitene. Her şey gözümüzün önünde oldu; yıkımları, kıyımları, cinayetleri, savaşları televizyonda canlı ve naklen izledik. Sınırlar, haritalar değişti. İnsanlar değişti. Trenler giderek uzaklaştı ve mendil sallayanlara herkes gülüyor şimdi. Yalnız kaldık, yapayalnız. Yüreklerimizde derin bir acı. Diken batmış gibi...
Ayla Kutlu, insan soyuna değer veren her yazar gibi yüreğimize batan o dikeni çıkarmaya, insanı sevgiye ve barışa çağırıyor ve yalnızlıktan kurtulmaya...
La’ya dikkat!



Yorumları Göster
Yorumları Gizle