GeriKitap Sanat Yerin ruhları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yerin ruhları

Yerin ruhları

Mike Nelson’ın Sultanhamam Gürün Han’daki ‘Projektör’ sergisi, mahallenin ve binanın temsil ettiği bütün bir konfeksiyon tarihine, aslında toplumsal tarihe tıpkı kamerasını yana yatırarak çektiği taksi içi görüntüleri gibi ‘yamuk bakıyor’. Ama denebilir ki, tam da böylece yerin ruhunu doğru ‘röntgenliyor’.

Bir ‘yer’i hem içeriden hem de dışarıdan bilmek nasıl mümkündür? Mümkün müdür? Yerin ruhuna bulunduğu şehrin yerlisi olsak bile tam vakıf olamayacağımız düşünülürse, ona kurgunun hatta kurgu-bilimin nesnesi olarak davranmak bir yaklaşım olabilir. David Bowie’li ünlü Nicholas Roeg filmindeki ‘Dünyaya Düşen Adam’ karakteri gibi biraz. İşte ‘dışarlıklı’ Mike Nelson, benim için bile Sultanhamam’ın efsanelerle örülü köşelerinden biri olan Gürün Han’a böyle ışınlıyor kendini; yoksa ‘zap’lıyor mu demeli? Sergisini dolduranlar türlü yolculuk metaforları; toplu taşıma araçlarının arka koltukları ya da uzay kapsülleri- giderek saçma biçimde tortop olan dünyaya hızın, geçiciliğin, lokal ve lokal olmayan yolculukların metaforlarıyla bakmak bugün sanki daha da mümkün. Hatta gerekli.

Öte yandan Nelson’ın ‘Projektör’ sergisi, mahallenin ve binanın temsil ettiği bütün bir konfeksiyon tarihine, aslında toplumsal tarihe tıpkı kamerasını yana yatırarak çektiği taksi içi görüntüleri gibi ‘yamuk bakıyor’. Ama denebilir ki, tam da böylece yerin ruhunu doğru ‘röntgenliyor’. Projektör, zaman içinde bir hayalet kat haline gelen Gürün Han 7. katın 16 odasını genellikle kırmızı (kızıl ötesi?) ışıkla aydınlatarak ve içine geçmişin izlerini yerleştirerek burayı bir zamanlar mekân tutmuş insan faaliyetinin tiyatrosu haline getiriyor. Burayı bir zaman mekan tutanlar 7. kata alışverişin, ticaretin ‘büyük rasyonalitesi’ içinden bakıyorlardı herhalde. Ama bugün her şey bir hatıra. İnsan faaliyetinden aniden boşalan alışverişden yana iddialı yerlerde Eliot’un dizeleri gelir hemen aklıma; “Fenikeli Flebas, onbeş gündür ölü/ Unuttu martıların çığlığını, derin denizin kabarışını/ Karı ve zararı’ Bizim buraların lafıyla dersek, ‘bir varmış bir yokmuş.”
Nelson’ın tiyatrosu bir yanıyla bu coğrafyaların (Fenikeli Flebas’a çok da uzak değiliz ne de olsa) insan faaliyetiyle ilgili geçicilik hissini anlamakla, hatta onun tadını çıkarmakla birlikte, lokal izleri dikkatle yerleştirdiği uzay kapsülleriyle başka bir şey de söylemek istiyor. Tevekkül, sineye çekiş her ne kadar bizim buraların ‘mod’u gibi görünse de, Gürün Han’daki hayatları birer kapsüle sığdıracak olursak, hamarat karton kutulardan oluşan her kapsülde şunlar da olacak; bir seccade, bir keser, bir kürek, bir kuş kafesi, bir portatif radyo vb. vb. Ve de bir fotoğraftan bize bakan kızgın suret. Belki de, şimdi de, gelecekte de, vakt-i zamanında burlarda gezinmiş varlığını dayatan, ‘yerin ruhu’ndaki payını talep eden, hep edecek olan...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle