GeriKitap Sanat Yeniden tanışmak...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeniden tanışmak...

Yeniden tanışmak...

‘Denize Yazıldı’da Ayşe Sarısayın, yıllar sonra, yitirilmiş yaşantılara, yitirilmiş bir insana geri dönüyor: Yakın dostu Elif Daldeniz Baysal’ın dünyasına, çok gençken noktalanan yaşamına... Ama ‘Denize Yazıldı’nın yalnızca bir yas kitabı olduğunu düşünmüyorum.

Varya, Çehov’un ‘Vişne Bahçesi’nde şöyle der: “Hava ne kadaar da soğuk, ellerim dondu!.. Odaların beyazı, menekşesi hiç değişmemiş anneciğim.” Çocukluğunun odalarından söz açmaktadır.
Ayşe Sarısayın’ın yeni yapıtı ‘Denize Yazıldı’yı (Can Yayınları) okurken hep Varya’nın sözlerini hatırladım. Çünkü, Varya gibi, Ayşe de yıllar sonra, yitirilmiş yaşantılara, yitirilmiş bir insana geri dönüyor: Yakın dostu Elif Daldeniz Baysal’ın dünyasına, çok gençken noktalanan yaşamına.

Ayşe’ye “Kitap bitince neler duyumsadın?” diye sordum. Yanıtını alıntılıyorum:
“Her kitabın bitişinde baş gösteren boşluk duygusu, kimi pişmanlıklar, ‘keşke’ler, ‘oldu mu, olmadı mı?’ vb. kaygılar, ‘Denize Yazıldı’ bittiğinde de içimi kemirip durdu bir süre, ama bu kez biraz daha farklıydı. Yakın dostum olan Elif’in yaşamöyküsünü kaleme almaya çalışırken, onunla kurduğum ilişki de farklılaştı, derinleşti. Tanıdığınız bir insanla ölümünden sonra yeniden tanışmak, her ne kadar yaşanmışlıklardan yola çıksanız da kendi kurguladığınız bir metnin içinde onu yeniden yaratmaya çalışmak, ayrılığı da güçleştiriyor. Elif’i kaybedeli altı yıl oldu, ama kitabı yazdığım sürece benimle yaşamaya devam etti. Yazarken uzun aralar verip noktayı bir türlü koyamamamda, sonu sürekli ertelememde yalnızca metinle ilgili kaygılar değil, bu son vedayı geciktirme isteği de vardı galiba.”
‘Denize Yazıldı’nın yalnızca bir veda ediş, bir yas kitabı olduğunu düşünmüyorum. Kurgusundan anlatısına, bu yapıt, bütünüyle kendine özgü bir mimariyi gözler önüne seriyor. Tanığıyım: Enikonu araştırıcı bir çalışma olarak başladı, Ayşe Sarısayın sevgili dostunun tanıdıklarıyla tek tek görüştü; önce bu görüşmelerin dökümü.

Sonra, bu görüşmeler, yazarın yaşadıklarıyla kaynaştırıldı. Yeni bir doku ortaya çıktı. Ardından bu dokunun yarı roman yarı biyografik yapıya dönüştürülmesi geldi. Nihayet son şekli verildi: Bence tek ‘Denize Yazıldı’, bütünüyle kendine özgü bir yapıt. Zaten Yiğit Bener de özgü önsözünde bu yapılandırma üzerinde ısrarla duruyor.

Biyografik yanı ağır basan kitaplardan oldum bittim korkarım. Yazan kişinin sorumluluğu, sınırları, nesnelliği? Her biri bence ağır yük, hatta kambur. Ayşe’ye bunları da sordum.

“Yazmak başlı başına bir sorumluluk zaten” dedi, “Ama biyografik olanı yazmak daha ağır sorumluluklar yüklüyor insana: Başka bir hayatın sorumluluğunu. Gerçek olandan sapmama, gerçeği mümkün olduğunca eksiksiz yansıtma çabası, yazma sürecini etkileyerek kalemin rahatça akmasını engelliyor. Sizde derin izler bırakmış bir yakınınız söz konusuysa, anıların kuşatmasından kurtulamıyorsunuz. Duygusal gelgitlerin arasında bir yol çizebilmek, bir yaşamı, bir insandan geriye kalanları abartmadan, ama azaltmadan aktarabilmek bazı kabullerden geçerek mümkün olabiliyor ancak.”

Elif’i hepi topu iki-üç kez görmüştüm; Heybeli’de, Ayşe’lerin terasında, anısı yürek yakıcı bir akşam yemeği. Çok geçmeyecek, o uzun, sancılı hastalık dönemi yaşanacaktı. Elif Baysal’ın eşi Serhat bugün de dostum. Oğulları Deniz’e gelince, çocukluğundaki Deniz, elinde iki-üç kavanoz reçel, Ayşe’yle Hüseyin’e getirmiş, annesi yapmış. Beni öyle birdenbire görünce, bir kavanoz reçeli de, ikimiz hiç tanışmamışken bana uzatıyor: “Bu da senin!”

‘Denize Yazıldı’ her şeyin git git yıkıcılık kuşandığı bir ortamda, belki ayrılışı dile getiriyor ama, bir yandan da sevgiyi, güzelliğe, en önemlisi, iyiliğe çağırıyor. ‘Vişne Bahçesi’yle bitireyim: Uçsuz bucaksız hüznüne rağmen ‘Vişne Bahçesi’ bana daima umut verir. ‘Denize Yazıldı’ da onca kederiyle ayrılışlara katlanmayı öneriyor... Ayşe Sarısayın iyi ki yazdı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle