GeriKitap Sanat Türkçe opera çok da güzel olur!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkçe opera çok da güzel olur!

Türkçe opera çok da güzel olur!
'Ninatta'dan bir sahne. Fotoğraf: Murat Şaka

Ahmet Ümit’in ‘Ninatta’nın Bileziği’ adlı epik şiiri bir opera eserine dönüştü. Evrim Demirel’in bestelediği, rejisi Mehmet Ergüven’e ait, 2 Aralık’tan itibaren İstanbul Devlet Operası yapımı olarak Süreyya’da sahnelenecek ‘Ninatta’nın opera macerasını Ahmet Ümit’ten dinledik.

Türkiye’nin en sevilen ve eserleri en çok okunan roman yazarlarından Ahmet Ümit’in ‘Ninatta’nın Bileziği’ adlı epik romanı (epik şiiri de denilebilir belki yazım stilinden ötürü) bir opera eserine dönüştü. Kitap 2006 yılında yayımlanmasından bugüne Ahmet Ümit’in çok satan kitapları arasına girdi. Yazarın diğer kitaplarından çok daha farklı bir yerde duruyor ‘Ninatta’nın Bileziği’. Kitabı okuduğumda içeriğin ne kadarının tarihi verilere dayandığı, ne kadarının ise yazarın kurgusu olduğu konusunda açmaza düşmüş, bu konuyu, yazara sorulacaklar arasına almıştım.
‘Ninatta’nın Bileziği’nin bir opera eserine dönüşmesini Antalyalı tenor Devrim Demirel’e borçluyuz. Ümit’in kitabını okuduğunda onun operaya çok uygun bir anlatıma sahip olduğunu düşünen Demirel, bir kitap imza gününde bu düşüncesini yazara açıp onun da aklını çelmiş. Besteci Evrim Demirel’in (sadece soyadı benzerliği) projeye dahil olmasıyla takım tamamlanmış.
Evrim Demirel, bu toprakların asırlar boyu ürettiği geleneksel müziğimizle en çok alışverişi olan genç kuşak bestecilerimiz arasındadır. O yüzden Demirel’in müziğinin, çağımızda yazılan müziklerle başı hoş olmayan en geleneksel beğenilere sahip müzikseverleri bile tatmin edebileceğini düşünüyorum. Evrim Demirel bu anlamda çok iyi bir seçim.
Geldik işin kurumsal kısmına... Opera metninin Ahmet Ümit tarafından kaleme alındığını söylemiştik. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Sanat Yönetmeni bas Suat Arıkan’ın ‘Ninatta’nın Bileziği’nin ‘Ninatta’ operasına dönüşmesi sürecinin en heyecanlı aktörlerinden biri olduğunu, yaptığımız görüşmeler sırasında anlıyoruz. Arıkan tarihe ve özellikle de Anadolu’nun geçmişine büyük ilgisi olduğunu, o yüzden severek okuduğu yazar Ahmet Ümit’in ‘Ninatta’sını İstanbul DOB olarak sahneleme teklifi önlerine geldiğinde hiç düşünmeden buna evet dediğini anlatıyor. Daha önce yakından tanımadığı Evrim Demirel’in deneme amaçlı gönderdiği sahneler ise bestecimizin bu işin altından kalkabilecek kalitede bir besteci olduğuna deneyimli yönetici-operacımızı inandırmış. Demirel ise yaptığımız sohbetlerde, önceki yıllarda kariyerini sürdürdüğü Amsterdam’da bir opera yazma deneyimi bulunmasına rağmen ‘Ninatta’nın opera besteciliği alanında kendisi için çok önemli bir deneyim olduğunun altını çiziyor. Demirel çalışması son derece kolay bir besteci; eserin yönetmeni Mehmet Ergüven ve solistlerin taleplerini yerine getirmek konusunda hiç ayak sürümüyor, ‘Ninatta’nın yıllarca sahnelenecek akıcı bir operaya dönüşmesi için var gücüyle çalışıyor.
Ahmet Ümit’in ‘Ninatta’nın Bileziği’ adlı kitabına dayanarak librettosunu yazdığı, Evrim Demirel’in bestelediği, rejisi Mehmet Ergüven’e ait, İstanbul DOB yapımı ‘Ninatta’ operasının kâğıttan sahneye uzanan yaratılış öyküsünü bein İZ TV’de aralık ayında ekrana gelecek özel belgeselimizde izleyebilirsiniz. Şimdi sizleri Ahmet Ümit’le ‘Ninatta’ üzerine yaptığımız sohbetle baş başa bırakalım...

Türkçe opera çok da güzel olur

Fotoğraf:
Murat Şaka

Bize ‘Ninatta’nın ortaya çıkış öyküsünü anlatır mısınız?
Yıllar önce, Geç Hititler üzerine ‘Patasana’ isminde bir roman yazmıştım. Coşkun Aral bana bu romanım üzerine bir dokü-drama yapmayı teklif etti. Teklifini kabul ettim ve bu dokü-drama’nın drama bölümü için ‘Ninatta’nın Bileziği’ni yazdım. Hititlerin arkaik ve şiirsel bir dili vardı; mektup yazarken de şiir gibi yazarlardı, büyüleri ve duaları da şiir gibiydi. Bunları Hititler üzerine yaptığım çalışmalardan biliyorum. O dönem yazılmış destanlarda ve Mısır’a gönderilmiş mektuplarda bu şiirsel dili görebiliyorsunuz. Buradan yola çıkarak bir destan yazdım.
Destanın konusunun savaş olmasını istedim. Biliyorsunuz, günümüzde savaşlar devam ediyor ve insanlar hâlâ birbirlerini öldürüyorlar. Çok ilginçtir, ben bunu yazarken Suriye’de bir savaş yoktu ama şu anda bölgede bu korkunç savaşı yaşıyoruz. Şimdi bu savaşın ‘Ninatta’yla ne ilgisi olduğunu soracaksınız. Çok ilgisi var aslında. Çünkü bu destan Kadeş Savaşı’nı anlatıyor. Kadeş Savaşı o dönemde Hititler ve Mısırlılar arasında geçen büyük bir savaştır ve ardından da ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen Kadeş Antlaşması imzalanmıştır. Bunlar neden savaştılar biliyor musunuz? Amurru toprakları, yani bugünkü Suriye için birbirlerine girdiler! Yani 3 bin küsur yıl önce yapılan Kadeş Savaşı Suriye için yapıldı ve bu sebeple insanlar büyük acılar çektiler. Aradan binlerce yıl geçti ve aynı coğrafyada insanlar hâlâ acı çekiyorlar.
Ben bu eserle, insanlığın barış özlemini anlatmaya çalıştım. İnsanlar neden barış içinde yaşamıyorlar ve neden başka insanlara ve kendilerine acı çektiriyorlar? Bu temayı bir aşk hikâyesi temelinde anlattım. Hattuşaş’ta yani bugünkü Boğazköy’de yaşayan Hititli Ninatta’nın soylu bir askere âşık olmasıyla gelişen olaylar ve o askerin Kadeş Savaşı’na gitmesi sonucunda tanrıların onları cezalandırması ritüeli temelinde gelişen bir barış çağrısıdır bu destan.

Ninatta ne kadar gerçek, ne kadar kurgusal bir karakter?
Ninatta karakteri elbette kurgusal bir karakter fakat eserdeki kralların hepsi gerçek. Ritüellerin de hepsi gerçek, çok iyi çalışılmış metinler bunlar. Ben bu kitabı yazdıktan sonra, Eski Çağ Enstitüsü beni aralarına arkeolog olarak aldı. Yani arkeoloji bilimi okumadığım halde arkeolog titrim var.

Az evvel şiirsel bir anlatım gözetme tercihinizden bahsettiniz. Eserin operaya çok uygun bir dili olduğu zaten hemen anlaşılıyor. En başında, bu eserin günün birinde bir opera olabileceğini düşünmüş müydünüz?
Aslında bir gün opera olabileceğini hiç düşünmedim ama çok iyi bir tiyatro oyunu olabileceğini düşünmüştüm. Opera fikri Antalya Devlet Opera ve Balesi’nde görevli tenor Devrim Demirel’den çıktı. Devrim, benim bir okurum, Antalya’da bir imza gününe gelmişti ve bana “Neden bu eseri operaya uyarlamıyorsunuz?” dedi. Daha sonra rastlantı sonucu Devrim ve eserin bestecisi olan Evrim Demirel karşılaşıyorlar. Evrim eserimden çok etkilenmiş olacak ki beni aradı ve eseri operaya uyarlama fikrine nasıl baktığımı sordu. Ben de “Elbette yapalım, çok isterim” dedim. Ben çok sıcak bakıyorum uyarlamalara, benim kitaplarımdan iki film, üç dizi, bir tiyatro ve bir müzikal uyarlaması yapıldı ve resimli romanlar da yapılıyor. Bu çok heyecan verici bir şey. Bir eserinizin operaya uyarlanması şahane bir fikir. Bunun üzerine Evrim besteleme çalışmalarına başladı. Ancak benden bir libretto istedi ve oturup eserin librettosunu yazdım.

Evrim Demirel’i tanıma sürecinizi öğrenebilir miyiz?
Evrim’le tanıştıktan kısa süre sonra arkadaş olduk, şimdi kardeş gibiyiz. Yaşı çok genç olmasına rağmen şimdiye kadar çok iyi işler yapmış, çok iyi bir müzisyen. ‘Ninatta’ için de müthiş bir hevesle çalıştı. Uzun bir sürecin sonunda Devlet Opera ve Balesi bu işe sahip çıktı. Çünkü yerli olan eserlere ihtiyaç var. Elbette ‘Tosca’ ve ‘Aida’ gibi müthiş eserler var ancak bizim yerli eserler de yaratmamız lazım. Ben Türkçenin operaya uygun bir dil olmadığı fikrine katılmıyorum. Yıllarca, Türkçe polisiye roman yazılmayacağı söylendi ama ben yazıyorum. Bence Türkçe opera çok da güzel olur. Umarım ‘Ninatta’ da şahane eserlerden biri olacak.

Bir yazar olarak, libretto yazma sürecinde zorlandığınız noktalar oldu mu? Kendi kitabınıza ne kadar sadık kaldınız?
Libretto yazmak zor olmadı. Elbette kendi eserime sadık kaldım çünkü işin ruhu bu. Evrim’i de etkileyen bu eserin ruhuydu. Ancak çok kısaltmak zorunda kaldım çünkü sözler şarkılara dönüşüyor. Ekstra bölümler yazmam istendi ve yazdım. Senaryonun nasıl olacağı üzerine çok konuştuk. Çok yoğun, sıkı bir işbirliğine dayanan bir çalışmaydı ve ben sonuçtan çok memnunum. Normalde bir yazar odasında oturur ve yalnız başına çalışır. Böyle uyarlamalarda pek çok insanla çalışıyorsunuz ve bu da insanı çok rahatlatıyor. Esere sadık kalma meselesi hep sorulur bana. Bence bunun çok önemi yok, ruhuna sadık kalınması yeterli.

Muazzam bir aşk öyküsü bu. Acaba sahnede nasıl canlandırılacak diye düşünmeden edemiyorum. Mutlaka insanları etkileyecektir.
Ben öyle olacağına çok inanıyorum çünkü evrensel bir meseleyi anlatıyoruz. Shakespeare’in ‘Romeo ve Jülyet’i yazmasının üzerinden çok zaman geçti ama eser bugün bile insanları hâlâ etkiliyor. Ve bu eser bizden bir hikâye, daha acılı bir hikâye... Her zaman bizim topraklarımızdaki acı daha büyük oldu.

Sarstı mı sizi yazarken?
Evet, çok... Gözyaşları içinde yazdım ve okuyanlar da gözyaşları içinde okudular. Özel bir kitlesi vardır bu kitabın. Özellikle kadınlar...

Sizden beklenmiyordu böyle bir kitap...
İşte insanlara bunu anlatamıyorum. Bana “Siz cinayet romanları yazıyorsunuz, nasıl şiir yazarsınız?” diyorlar. Şiir yazdığım için cinayet romanları yazıyorum aslında.

Mehmet Ergüven ülkemizin en önemli entelektüellerinden ve sahne adamlarından biridir. Onunla bu yaratım sürecindeki ilişkilerinizi ve çalışma arkadaşlığınızı da öğrenebilir miyiz?
Mehmet Ergüven beni arayıp modern bir yaklaşım sunmak istediğini belirtti ve benim fikrimi almak istedi. Ben de “Bu sizin işiniz ve bu sunumu siz yapacaksınız. Ben illa ‘Aida’ gibi klasik bir opera yapalım diyemem” dedim. Belki de bundan 10 yıl sonra başka bir yönetmen farklı bir yaklaşım getirecektir esere. Ben fikirlerini çok beğendim ve sohbetlerimizden çok etkilendim. Ergüven’e güveniyorum ve çok iyi bir iş çıkacağından eminim.

‘Ninatta’ operası 2, 5, 6, 8 ve 9 Aralık tarihinde Sürreyya Operası’nda izlenebilir.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle