GeriKitap Sanat ‘Tüm darbelere rağmen ayakta kalan bir kadın hikâyesi bu’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Tüm darbelere rağmen ayakta kalan bir kadın hikâyesi bu’

‘Tüm darbelere rağmen ayakta kalan bir kadın hikâyesi bu’

38. İstanbul Film Festivali’nden notlar... Dün akşam ‘İmkansız Aşk’ın gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlayan yönetmen Catherine Corsini, “Filmde gördüğümüz güçlü bir kadın figürü aslında. Filmin başındaki ve sonundaki kişi aynı değil, karakterin değiştiğini ve dönüştüğünü görüyoruz. Yine de, tüm darbelere rağmen ayakta kalmayı başarmış ve hayatını dönüştürebilmiş bir kadın hikâyesi bu” dedi.

1950’lerde başlayan bir aşkın sınıf çatışmasıyla onyıllara dağılan hikâyesini, bir anne ile kızın arasındaki koşulsuz sevgi ile anlatan ‘İmkânsız Aşk’, Christine Angot’un romanından uyarlandı. Dünya Festivallerinden seçkisinde yer alan filmin gösteriminin ardından yönetmen Catherine Corsini’nin katılımıyla soru-cevap gerçekleşti.

Kitabın yazarı acaba ne düşünüyor bu filmle ilgili? Filmin yapımı sırasında kendisiyle görüştünüz mü?
Christine’nin hem çok seveni var hem sevmeyeni. Televizyonda bir programı var o yüzden çok yoğun eleştiriye maruz kalan bir yazar. Çok güçlü bir karakter olduğu için filmin yapımı sırasında ondan birazcık uzaklaşmayı tercih ettim; o güçlü kişiliği filme yansımasın diye. Kitapta ele aldığı hikâye, kendi öz annesinin hikâyesi. Filmi yaptıktan sonra annesine ve ona izlettim; çok hoşlarına gitti. Sonrasında ilişkimiz dostluğa dönüştü. Bu filmi esasında tüm kadınlara adadığımı söyleyebilirim; annem, teyzem, bütün kadınlar… Çünkü o dönemde de günümüzde de kadınlar erkek-egemen bir toplumda yaşamanın zorluğuyla baş başalar. Filmde gördüğümüz güçlü bir kadın figürü aslında. Filmin başındaki ve sonundaki kişi aynı değil, karakterin değiştiğini ve dönüştüğünü görüyoruz. Yine de, tüm darbelere rağmen ayakta kalmayı başarmış ve hayatını dönüştürebilmiş bir kadın hikâyesi bu.

Adam feci biri, buna hiç şüphe yok ama kadının hiç mi suçu yok, ne dersiniz?
Romanda zaten bir satırda şunu söylüyor; “bu her ikimizin de suçu”, hem kadının hem adamın yani. Çocuk o ilişkide sanki hapsolmuş, rehin alınmış gibi. Bu filmi yapmadan önce, kitabı okurken, kadının terk etmesi gerekiyor diyordum ama çok karmaşık bir ilişki. Hayat da bu bazen gerçekten; kendimizi inanılmaz ilişki yumaklarında bulabiliyoruz.

Çağdaş bir Bonnie ve Clyde hikayesi
Prömiyerini Karlovy Vary’de yapan, Genç Ustalar bölümündeki Çiçekli Vadi, Macar yönetmen László Csuja’nın ilk uzun metrajı. Kaçırdıkları bebek ile yollara düşen serseri ruhlu Bianca ve zihinsel engelli Laci’nin hikayesini anlatan film Karlovy Vary’den Jüri Özel Ödül’lü. Cinemaximum City’s Nişantaşı’nda yapılan filmin gösterimine katılan yönetmen László Csuja izleyiciden gelen soruları yanıtladı.

Filmin çıkış noktası neydi?
Bu benim ilk filmim, senaryoyu 4 yılda yazdık. İlk başladığımızda fikir bir çocuğun kız arkadaşına hediye olarak bir bebek çalmasıydı. Bir noktadan sonra bu filmin zihinsel engelli bir çocuk, bir kız ve çalınan bir bebek üzerine olması gerektiğine karar verdik. Anlık bir aile oluşturmaları hangi temeller üzerinde gerçekleşir bunu tartıştık. Bonnie ve Clyde tarzı bir kaçak âşıklar filmine dönüştü. Terrence Malick’inBadlands’ine de benziyor. Yazdığımız senaryo filmden çok farklı çünkü seçmelerden sonra iki ana karakterin üzerinden senaryoyu tekrar yazdık. Seçmelerde Bianka’yı çok beğendim, filmde bir bebeği çalabileceğine inandım ama sırf bebek sahibi olmayı çok istediği için değil. Bianka bunu neden yaptığını bilmiyor, dürtüleriyle bir anda karar veriyor. Belki anlık bir istek, belki zevkten...

Filmi sunarken “mutluluk arayışı” olduğundan bahsettiniz. Bunu açabilir misiniz?
İki karakter yaratmak istedik, biri zihinsel engelli olsa da normal bir hayat istiyor. Bir ailesi olursa, babalık yaparsa normal bir hayatı olacağını düşünüyor. Onun için mutluluk ve aile çok yakın şeyler çünkü topluma göre o sorumluk sahibi bir insan değil. İkisi çok farklı insanlar fakat ortak bir yanları var: mutlulukla olan ilişkileri. İkisi de mutluluğu anlık yaşıyorlar. Bence bu çok insani çünkü mutluluk çok kolay kazanılıp kaybedilen bir şey. Bu iki karakter de geleceğe yönelik düşünmüyor, şimdiki zamanda yaşıyorlar.

Yapım hikâyesi: Kız Kardeşler
68. Berlin Film Festivali Ana Yarışma bölümünde dünya prömiyerini yapan Kız Kardeşler filminin yönetmeni Emin Alper ve yapımcısı Nadir Öperli, üçüncü gününde Köprüde Buluşmalar’a konuk oldular. Yapımından fon arama sürecine, festivallerden meteorolojiyle olan imtihanlarına kadar Kız Kardeşler filminin yapım deneyiminden pek çok anekdotu paylaşan Emin Alper ve Nadir Öperli, izleyicilerin sorularını da yanıtladı.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle