GeriKitap Sanat ‘Taşınma ve karşılaşmalarla dönüşüyorum’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Taşınma ve karşılaşmalarla dönüşüyorum’

‘Taşınma ve karşılaşmalarla dönüşüyorum’
Sudarshan Shetty, Derya Bigalı, Hasan Bülent Kahraman

Hintli çağdaş sanatçı Sudarshan Shetty, küratörlüğünü Hasan Bülent Kahraman’ın üstlendiği ‘Öz/Çeviri-m’ başlıklı sergiyle Akbank Sanat’a konuk oluyor. Kültürel kodlar, yolda olma hali, dönüşüm ve hafıza kavramları üzerine üretimler yapan Shetty ile İstanbul’da konuştuk.

Bir şeyin gerçek ismini bulursan ve o isimle o şeyi çağırırsan sana gelmemesi söz konusu olamaz diye bir düşünce hakim. ‘Öz/Çeviri-m (Self/Trans-lation)’ sergisi için isimlendirme sürecin nasıl gelişti?
‘Öz/Çeviri-m’, ruhun gündelik akıştan uzak dairesel algısından gelen, çeşitlilik içeren bir dil günlüğü gibi. Geldiğim yerin yerel hafızasını barındıran işlerim sergileme süreci için Bombay’dan İstanbul’a taşındı ve buradaki izleyiciyle değişim-dönüşüm sürecine devam ediyor. Kendim de bu taşınma ve karşılaşmalarla dönüşüyorum.

‘İçindeki Mağara’ isimli videonuzu izlemiştim...
İstanbul Bienali’nde mi izlemiştin? Peki ne düşünüyorsun video ve isimle ilgili?

Video bana bir bedenin içe yönelip hakikate varıp varmadığını bilmediği mağaranın patikasındaki yolculuğu düşündürttü. Yolda olma hali, kültürel kodlar, döngüsellik ve hafıza işlerinizin çatısını oluşturuyor. Tüm bu kavramları kapsayan ve sergide yer alan ‘Shoonya Ghar’ ve onun çıkış noktası doha şiir geleneğinden bahseder misiniz?
Dediğin gibi ‘Shoonya Ghar’, MS 11. yüzyılda Gorakhnath tarafından söylendiğine inanılan bir doha’dan ilham alıyor. Gorakhnath gibi mistik şairler, görüntüleri sözcüklerle ustalıkla birleştirirler. Ben de kendine özgü estetik yaklaşımla bir mimari eser inşa ederek farklı öğeler arasındaki bu bağlantıyı ‘Shoonya Ghar’ ile aktarmaya çalıştım. Filmin yapımında senaryoda boşluklar bırakan bir strateji izledim. Film, aşk, yaşam, neşe, öfke, ölüm kavramlarını yerel bir hikâye anlatıcılığıyla aktarıyor.

Peki bilinç ve inşa etme süreciyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Objeler yaratmak ve onları bir yerden bir yere sergilemek için taşımak nasıl hissettiriyor?
Bana kalırsa inşa etmek ‘hayatın tiyatrosu’ gibi: Anlam ve anlamsızlığın veya hiçlik ve doluluğun aynı mekâna gelmesi... Bunun için de hikâye yaratma biçimlerini kullanıyorum. Zıt bir görüşü de barındıran demokratik anlatı. Demokratik derken insanların birbirinden öğrendiği, paylaştığı bir diyalog zemininden bahsediyorum. Her şekilde yapma ve inşa etmeyle sürekli etkileşim içindeyiz. Objeler yaratmaya gelirsem eski zamanların öğretisinin bir yansımasi: Tam olarak yapamazsın fakat dene...

Setin veya mekânın inşası için ikinci el tik ağacı kullandınız. Çocukluğumdan biliyorum, tik ağacı kesildikten sonra havayla temas ettikçe doğal sarı rengi koyulaşıyor. Neden böyle bir malzemeyi tercih ettiniz?
Tik ağacı, bilinmeyen veya söylenmeyen bir hikâyeyi dışa vurmak için kullandığım bir yoldu. Birçok şey yaşanır ve yaşananlar aktarılmaya devam eder. Etrafımızda olan biten her şey akışı etkiler. Akışın etkilerini her yüzey kendine göre taşır. Havayla etkileşmek zamana maruz kalmak söylenmeyenleri bir araya getiriyordu.

Dünyanın farklı yerlerindeki izleyicilerin işlerinize tepkisi nasıl oluyor?
Daha çok anlatılmayan hikâyelerle karşılaşıyor ve bunlardan etkileniyorlar. İşlerimde yerel hafızayı kullandığım için farklı kültürel kodlara sahip insanların bu etkileşimi kimilerine ilginç geliyor. Bana kalırsa sergilerim yorumlarımın karşılaşma noktası. Herkes kendi hikâyesiyle geliyor.

İşlerinize oryantalist bakış açısıyla yaklaşanlar da vardır. Oryantalist ve oksidentalist gibi toplumsal algımızı ayrıştıran kavramlar hakkındaki ne düşüyorsun?
Bana kalırsa Oryantalist, Oksidentalist, Amerikalı gibi birçok kavram ayırıcı çizgiler. Oysa ki hikâyelerimiz hep beraber. Bu çizgiler silinmeli.

Sudarshan Shetty'nin ‘Öz/Çeviri-m’ başlıklı sergisi 31 Ekim'e kadar Akbank Sanat’ta.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle