GeriKitap Sanat Tarih sonsuzdur...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tarih sonsuzdur...

Tarih sonsuzdur...

Özenle hazırlanmış, özenle basılmış ‘Solakzâde Tarihi’, tarihin sonsuzluğuna inananlar için bir kazanç. 17. yüzyıldan da sahnelerin yer alacağı bir roman yazmaya uğraşıyorum, Solakzâde’nin kaleme getirdiklerinin benim için anlamı apayrı...

Asaf Hâlet Çelebi’nin o kitabını nasıl unuturum; unutmayı nerden çıkardım, o kitap bugün de kitaplığımın Asaf Hâlet köşesinde: ‘Naîmâ’, 1953 basımı Varlık Yayınları, eski kitaplar sergisinde bulmuştum. Çelebi’nin uçsuz bucaksız titizliğiyle oluşturulmuş bu kitap hem bir inceleme hem de Naîmâ tarihinden seçmelerdir.
18’imde falanım, tam o sıralarda Zuhuri Danışman’ın sadeleştirdiği ‘Naîmâ’lar yayımlandı, yedi-sekiz cilt. Hepsini tek tek, çıkar çıkmaz alıyorum. Hayalimde tarihi romanlar yazmak... Gerçi Zuhuri Danışman’ın sadeleştirmesinden pek bir şey anlayamıyorum. Çelebi’nin özgün metne sadık seçmeleri çok daha kıvrak, çetrefil ama dil açısından çarpıcı.
2014’te bir de Behçet Necatigil’in ‘Naîmâ’sı yayımlandı (Everest Yayınları). Necatigil geçmiş yüzyıllara dönmüş, bir dizi radyo oyunu yazmış; Naîmâ’nın anlatımında göz kamaştırıcı bir uyarlama, geçmiş yüzyılların dil tadını koruyarak.

Tarih sonsuzdur...

Lise üç sınıf tarih öğretmenim, romanlar karasevdalısı, rahmetli Zehra Tapman ikide birde “Tarih sonsuzdur!” derdi. Tarihe daldınız mı, kişiler, olaylar, yaşantılar gerçekten sonsuzdur. Bir yandan da, tarih sanki hep yanı başımızdadır, geçmişe karışmış sanılsa bile, bizde hep yaşayagelir.
Şimdilerde ‘Solakzâde Tarihi’ni (İstanbul BB Kültür A.Ş. Yayınları) okuyorum. Vahid Çabuk’un sadeleştirmesi; yıllar önceki yayını H. Halit Atlı ‘gözden geçirmiş ve yeniden yayına hazırlamış’. Osman Gâzi’yle başlayan tarih yıllardan yıllara, Avcı Mehmed dönemine varıyor. Solakzâde de zaten 4. Mehmed’in çağdaşı. Yani günü gününe tanıklık da söz konusu.
Özenle hazırlanmış, özenle basılmış ‘Solakzâde Tarihi’ tarihin sonsuzluğuna inananlar için bir kazanç. 17. yüzyıldan da sahnelerin yer alacağı bir roman yazmaya uğraşıyorum, bu açıdan Solakzâde’nin kaleme getirdikleri benim için apayrı bir anlam taşıyor.

Vitruvius diye biri

İsa’dan önce 90-20 yılları arasında yaşadığı düşünülüyor, Vitruvius diye biri; tek eseri ‘Mimarlık Üzerine’yi (Alfa Yayınları) İmparator Augustus’a sunmuş. “Tanrısal zekân ve doğaüstü gücün seni tüm dünyanın hâkimi kılarken ey Hükümdar Caesar” diye başlıyor söze.
Çiğdem Dürüşken’in sunuş yazısından öğrendiğimize göre, mimarlık üzerine en eski metinlerden biri, ‘on kitaplık bir külliyat’. Hem özlü sunuşu hem de çevirisi için Çiğdem Dürüşken’e teşekkür borcumuz var.
Geçenlerde bir dostum, “Kitapların kapağı çok önemli” diyordu, “Albenisi olmayan kapaklar kitaba hainlik...” Vitruvius’un kapağını sevgili Füsun Turcan Elmasoğlu tasarlamış. Albenisi, inceliği karşısında donakaldım!

Tarih sonsuzdur...

‘Mimarlık Üzerine’ tiyatro sanatına da açılıyor. Yüzyıllar öncesinde, iki bin yıl öncesinde kaleme alınmış bu tiyatro bölümlerini düşlere dalıp giderek okudum. Birden gençliğim: Bodrum’da, Kaş’ta tiyatro örenleri! O zamanlar kimseler pek uğramazdı; eskil tiyatroda tek başıma coşardım...
‘Tiyatronun kurulacağı yerin akustiği’nden alıntılıyorum:
“Yankı yapan mahaller, sesin sert bir cisme çarpıp aksettiği ve son söylenen hecelerin iki kez işitilmesine neden olduğu mahallerdir. Sesi çoğaltan mahallerse, sesin alttan destek alıp kademe kademe artıp yükseldiği, kulağın kelimeleri açık ve seçik şekilde duymasına neden olduğu mahallerdir.”
Yankıları, eslerdeki yükseltiyi işitiyor musunuz?
Yer yer tarihe, söylencelere açılan ‘Mimarlık Üzerine’ yalnızca uzman kişilere ses yöneltmiyor; insanoğlunun uygarlık serüveninde yol almak isteyen herkesin yararlanacağı bir yapıt. Sularla, pınarlarla, kaynaklarla çağlayan bölümleri okuyun, bana hak vereceksiniz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle