GeriKitap Sanat Sola ‘Dönüş’ yasak!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sola ‘Dönüş’ yasak!

Sola ‘Dönüş’ yasak!

Alberto Manguel’in Arjantin cuntasının insanlara, muhaliflere yaptığı fenalıkları anlattığı novellası ‘Dönüş’, küçük, etkileyici, soluk soluğa okunan bir roman. Soluk soluğa deyince ‘polisiye’ olduğunu düşünürseniz yanılmazsınız!

Alberto Manguel, uzun zamandır okurlarımızın dostu. ‘Türk dostu’ demeyi severiz ya da ‘Türkiye dostu’. Öyle hatırladığım bir-iki yazar daha var. Biri geçen yıl yitirdiğimiz ve benim ‘akrabadan’ diye okuyup sevdiğim John Berger, ikincisi ise tam da darbenin olduğu 12 Eylül 1980 günü Türkiye’de olan, yalnızca İstanbul’u değil, Kırkpınar’ı, Kapadokya’yı da gezen, kitabının adı ‘Kapadokya’da Gaudi’nin İzinde’, onu da 2017’de yitirdik, İspanyol yazar Juan Goytisolo. Marakeş’te tanışıp uzunca sohbet etmiştik onunla...

Manguel dostumuz da, hem benim gibi okurların pek sevdiği bir dost hem de tıpkı Berger ve Goytisolo gibi Türkiye’yi seven, ülkemizi çeşitli vesilelerle ziyaret eden bir tanıdık sayılır artık. Goytisolo’nun Türkçeye pek az kitabı çevrildi. John Berger ise mükemmel bir okuma, düşünme ve görsel ziyafet için bir külliyatı miras bıraktı. Hem hemen tüm çevirilerinin yetkinliği, hem de Berger’in müzikten şiire, felsefeden siyasete, romandan denemeye, portreden elbette resme kadar yaygın ilgisiyle hatırı sayılır bir okur kitlesi oluştu.

Şimdi de epey zamandır Alberto Manguel. Onda acaba Latin bir tad buluyor olabilir miyiz? Diyeceksiniz ki Berger’de Latin ya da Akdenizli bir tad mı vardı Goytisolo’daki gibi? Bence, evet. Siyaseten de bir taddan söz ediyorum, yani soldan. O zaman aynı sokaktan, mahalleden, denizden, bahçeden sayıyoruz onları, Latin ya da Akdenizli sayıyoruz, daha özgürlükçü olduklarını ya da özgürlük için direndiklerini, yazdıklarını, uğraştıklarını da var sayıyoruz. Sözgelimi Goytisolo, Türkiye’ye ve Doğu’ya düşkünlüğü oryantalist bir eğilim taşımayan, tam tersine Batı’nın ve Batı düşüncesinin yayılmacılığına karşı, Doğu’nun farklılığını, özelliklerini bir değer olarak gören, öyle okuyan ve yazan bir edebiyatçı ve düşünür. Berger, klişe söyleyişle ‘kalbi Filistin için çarpan’ ve çarpmakla kalmayıp Batı Şeria’da, Gazze’de Filistinlilerin arasında kalan, onların yanında olan bir güzel ‘gavur’. Sol gavurlar bunlar, iştirakçi yani.

Manguel, gençliğinin dört yılını Borges’e kitap okuyarak, harcamış değil, ‘yaşamış’, hatta ‘kazanmış’ biri. 17 yaşındaymış ve bir kitabevinde çalışıyormuş. Borges’e 1964-68 arası evinde yüksek sesle kitap okumuş. Bunun kitabını da yazdı, Borgesseverler için de bir saygı duruşu olarak okunabilecek bir kitap ‘Borges’in Evinde’ (çev: Cem Akaş, YKY, 2002).

Çocukluğu Tel-Aviv’de geçmiş, babası Arjantin’in ilk İsrail büyükelçisi. Doğu’ya uzak değil yani. Ne de olsa Latin Amerika’dan. Anadili İspanyolcayı yedi yaşından sonra ülkesine dönünce öğreniyor.

Anadiliyle bir çocukluk dili olarak karşılaşmış, tanışmış olması, onda dilin öğrenilebilir bir şey olduğu ve onunla oyunlar kurulabileceği düşüncesini başlatmış ve ‘Kelimeler Şehri’ni kurmaya da erkenden yöneltmiş sayılabilir. Manguel’den romanları ve yeni yayımlanan novellası ‘Dönüş’ dışında, Türkçede en çok sözlük ve denemelerini okuduk. Bir de ‘Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir’ (çev: Sevin Okyay, Kutlukhan Kutlu, YKY, 2016) var. Tanpınar’ın şehirleri Ankara, İstanbul, Erzurum, Bursa, Konya’yı yeniden gezerek, kendi ‘Beş Şehir’ini yazdı. Kitap genel olarak tepkiyle karşılandı, çok eleştirildi, biraz hayal kırıklığı yararttığını söylemeliyim.

Alberto Manguel’in roman yazması bana Umberto Eco’yu hatırlattı. Gerçi onunki beklenmedik bir şeydi, ‘Gülün Adı’ (çev: Şadan Karadeniz, Can Y., 1986), roman da, romanın hacmi de. Dilbilimci, tarihçi, filozof ve daha pek çok şey olan Eco da ‘beklenmedik’ biri aslında. O yüzden, ondan her şey beklenebilirdi diyelim! Benzer bir düşüncem Manguel için de var. Dille, kitaplarla bu denli uğraşan birinin, ‘dünya oburu’ benzetmesi yapılabilecek bir ‘dünya okuru’, dünyaları okumuş, kitapları yutmuş birinin yani, daha okuyacaklarımızdan başka, okuma, kütüphane, sözcükler, kitaplar üstüne ufuk, göz ve içaçıcı pek çok deneme kitabını okuduk. Çağımızın büyük yazarlarının, hemen hepsinin aslında öncelikle iyi birer denemeci olduğunu düşünüyorum. Çok sevdiğim Michel Tournier örneğin. Elias Canetti, Thomas Bernhardt...

Belki bu nedenle tıpkı John Berger’in romanlarını okurken olduğu gibi, Manguel’in ‘Dönüş’ ünü okurken de, onların birer ‘deneme ustası’ olduğu bilgisini hep aklımda tuttum. Bu bana daha mı az keyif verdi, hayır! Aksine, romanın içinde, ikinci bir yazar ya da denemeci gizli olduğunu, onun da aslında yazarın değil, okur olarak benim tarafımı tuttuğunu düşündüm. Gizli bir ortaklığın keyfi.

Manguel ne yazık ki her zaman ‘güncel’ bir kötülüğün, askeri ya da sivil fark etmez, süreci ve sonuçları bakımından faşizm yöntemi, okulu olan darbelerin yok ettiği, kör ettiği, paramparça ettiği yılları, insanları, şehirleri, eski dostları arıyor ve anıyor ‘Dönüş’le.

Arjantin cuntasının insanlara, muhaliflere yaptığı fenalıklar. Manguel’in yaşamındaki gibi “Ülkesindeki kayıp vakalarının yarattığı korkuyla, Mayıs 68 olaylarından birkaç gün sonra” gittiği Avrupa’dan yıllar sonra bir düğün için dönüşü. Küçük, etkileyici, tabii Ülker İnce’nin de hem çeviriye hem Türkçeye kattığı olağanüstü tadın da akıcılığıyla soluk soluğa okunan bir roman. Soluk soluğa deyince ‘polisiye’ olduğunu düşünürseniz yanılmazsınız! ‘Polis’iye desek daha doğru! Malum, kayıp çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri’nin eylemi yasaklandı. Manguel’in ülkesindeki Plaza de Mayo Annelerinin eylemini örnek almışlardı, ordaki annelerle buluşmuşlardı.

Alberto Manguel bir kez daha Türkiye’yle buluşuyor, tam da ‘kayıp’ları anmanın yasaklandığı bugünlerde. Sola ‘Dönüş’ bir kez daha yasak!

DÖNÜŞ
Alberto Manguel
Çeviren: Ülker İnce
Kırmızı Kedi Yayınevi, 2018Sola ‘Dönüş’ yasak
88 sayfa, 10 TL.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle