GeriKitap Sanat Sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet ettik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet ettik

Sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet ettik
Prodromos Tsinikoris

23. İstanbul Tiyatro Festivali’ne Atina’dan konuk olan, Onassis Stegi&Goethe Enstitüsü yapımı ‘Temiz Şehir’ farklı coğrafya ve kültürlerden, farklı yaşlardan beş temizlik işçisinin gerçek hikâyesini sahneye taşımıştı. Atina sokaklarını mültecilerden ‘temizlemeyi’ vaat ederek seçilen Neo-Nazi partisi Altın Şafak’ın söylemlerinden yola çıkarak hazırlanan oyunu, yönetmeni Prodromos Tsinikoris ile konuştuk...

Rimini Protokoll’ün 2010 yılında başlayan ‘%100 Şehir’ isimli projesi dünyanın otuz beş değişik şehrinde yerel ortakların iş birliğiyle devam etti. Projenin Atina ayağında karşımıza ‘Prometheus Atina’da isimli oyun çıkıyor. Oyunda yüz Atinalı yer alır. Helgard Haug, Stefan Kaegi ve Daniel Wetzel’in konseptini üstlendiği projenin Atina’daki yerel versiyonunda Prodromos Tsinikoris yardımcı yönetmen olarak karşımıza çıkıyor (iş birliği yapılan isimler arasında ise Anestis Azas yer alıyor). Prodromos ve Anestis’in Rimini Protokoll ile keşisen yolları üzerinden bir giriş yapmanın, geçen kasımda İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenen oyunları ‘Temiz Şehir’ üzerine yaptığımız söyleşiye giden yolda, uygun kaldırım taşlarını döşeyeceğini düşünüyorum. 2000 yılında kurulan dünyaca ünlü tiyatro topluluğu Rimini Protokoll, ilk günden itibaren “gerçeklik üzerine yeni bakış açıları geliştirmek için tiyatronun olanaklarını ve araçlarını genişletmeye” devam ediyor. (https://www.rimini-protokoll.de/website/en/about) Grubun 2013 yılında yaptığı ‘Kalite Kontrol’ isimli oyunlarını Prag’da izlediğimde sahneye taşıdıkları ‘gerçek hayattan’ alınmış hikâyeler ve karakterler oldukça farklı gelmişti. (https://www.rimini-protokoll.de/website/en/project/qualitaetskontrolle) Grubun arayışlarının geldiği noktayı şaşırarak deneyimlemiştim. Sahnede yarattıkları ‘temsili’ düzlemde gerçek hikâyeler ve karakterler salınırken tiyatro ve gerçeklik üzerine zihnimin bulandığını hatırlıyorum.
Prodromos Tsinikoris ile Rimini Protokoll’un yollarının, yukarıda bahsettiğim proje için kesişmesinden sonra –Prodromos’un kendi kelimelerinden de okuyacağımız üzere– yönetmen ‘belgesel’ formuna ilgi duymaya başlar. İstanbul’da seyirciyle buluşan, Onassis Stegi&Goethe Enstitüsü yapımı
‘Temiz Şehir’ konusunda yönetmene kulak vermeden önce bir noktadan daha bahsetmek istiyorum. Hatırlayanlar olacaktır muhakkak: GalataPerform’un, Berlin’in köklü tiyatrolarından Maxim Gorki Tiyatrosu’ndan aldığı davet üzerine, Yeşim Özsoy’un kendi aile geçmişinden gerçek hikâyelerden yola çıkarak hazırladığımız ‘Yüz Yılın Evi’ adlı oyun, Berlin’de Savaş ya da Barış Festivali kapsamında Yunanistan ve Bulgaristan’dan da katılan iki tiyatronun oyunlarıyla birlikte prömiyer yapmıştı. Yunanistan’dan Experimental Stage/-1 ‘Ev Yapımı’ isimli bir oyunla bu festivaldeydi. ‘Ev Yapımı’nın yaratıcılarından biri de Prodromos Tsinikoris’di. (https://gorki.de/en/haunted-houses) Oyunu Berlin’deki prömiyerde izleyen biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, yönetmen Tsinikoris (ki Berlin’deki projede yönetmen koltuğunda değildi) tiyatro ve gerçeklik ilişkisi üzerine düşünmeyi, işlerinde bir izlek olarak ön plana çıkarıyor.
Oyuna dönecek olursak, ‘Temiz Şehir’de de durum farklı değil. Oyun gerçek hikâyelerin ve karakterlerin sahne düzleminde kurgusal mevcudiyete teslim olmadan var olabildikleri bir iş. Değişik coğrafyalardan ve kültürlerden gelen, yaşları birbirinden farklı beş temizlik işçisi kendi hikâyelerini anlatıyor sahnede. Oyunun metni tamamıyla temizlik işlerinde görev alan kadınların anlattıklarıyla oluşturulmuş.
‘Temiz Şehir’, 23. İstanbul Tiyatro Festivali programında (https://tiyatro.iksv.org/tr/yirmiucuncu-istanbul-tiyatro-festivali-2019/temiz-sehir) yer alacağı ilan edildiği günden beri ilgiyle beklediğim bir prodüksiyondu. Oyunu izledikten sonra, Prodromos Tsinikoris ve Anestis Azas ile buluştuk ve aklıma düşenleri, kafamı kurcalayanları sordum.

Öncelikle bir ‘belgesel performans’ olan ‘Temiz Şehir’ fikrinin başlangıcından bahseder misiniz?
Anestis Azas ile birlikte Berlin’de iki buçuk yıl yaşadıktan sonra 2014’te Atina’ya döndük. Döndüğümüzde fark ettik ki aşırı sağcı bir politik görüş popülerleşmiş ve 2012 yılı civarı Neo-Nazi bir parti (Altın Şafak) seçilerek parlamentoya girme hakkı kazanmış. Bu parti Atina’nın sokaklarını mültecilerden ‘temizlemek’ umutları vaat ederek seçilmişti. Biz de ‘temizlemek’ kelimesini asıl itibarıyla kullanmaya ve de sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet etmeye karar verdik.

Gerçek karakterler, onların hikâyeleri ve sahnelenmiş gerçeklik... Sahnede ne tür bir gerçeklik arıyor veya yaratmaya çalışıyorsunuz?
Karakterlerin sahnede söyledikleri her şey onların yüzde yüz kişisel gerçekleri. Bu gerçeklikler biraz düzeltilmiş ve tiyatronun performatif eğilimleri gereğince düzenlenmiş olabilir. Bu durum da onları ‘karakter’lere dönüştüren unsurdur, fakat bizim araştırdığımız ve önemsediğimiz en önemli şey popüler olmayan, duyulmamış hikâyelerin paylaşılmasını sağlamak. Bu insanlar toplumun merkezinde olmayan, sesleri duyulmayan insanlar. Dolayısıyla onları duyabilmenin alternatif bir hikâye yaratarak perspektifimizi değiştireceğini umuyoruz.

Performans metnini nasıl sahneye uyarladınız? ‘Oyuncu’larla nasıl çalıştınız?
Sonunda elde ettiğimiz performans ana karakterlerimizle gerçekleştirdiğimiz, saatler süren röportajların sonucu. Araştırmaya başladığımızda bir dizi sorumuz vardı. Araştırdıkça anket sorularımız genişledi ve son prova kısmına geldik. Bizim için önemli olan unsur, oyuncularımıza “Bu oyunda mutlaka söylemek istediğiniz şey nedir?”, “Size neyi sormayı unuttuk?” sorularının cevabını almaktı.

Sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet ettik

Temiz Şehir

Sahnedeki imgelemi nasıl yarattınız?
Dekor tasarımının ana parçası olan oyuncak bebek evini sahnede bulundurarak seyirciye izledikleri parçanın bir performans olduğunu, deneyimledikleri hikâyelerin sadece sahnede duran beş kadına ait olmadığını, hepimize ait olduğunu hatırlatmak istedik. ‘Öteki’ olarak algıladığımız ve en mahrem alanlarımıza, yapmak istemediğimiz işleri yapmaları için davet ettiğimiz insanların perspektifi bunlar.

‘Gerçek hikâyeler’, ‘temsili’ bir ortamın içinde yer alıyor. Bu fikre katılıyor musunuz? Katılıyorsanız, bu ortamı yaratmanın arkasında yatan sebepleri açıklayabilir misiniz?
Her zaman konuya, ana karakterlere ve ne yazık ki bazen bütçeye dayanır. Tabii ki ‘temsili’ bir ortam basit ve yavan bir çözüm gibi gelebilir. Fakat ‘Temiz Şehir’de yapmaya çalıştığımız, Yunan toplumunun yatak odalarında ve salonlarında, yani küçük odalarda var olan hikâyeleri gün yüzüne getirmek.

Anestis Azas ile yaptığınız işbirliğinin sınırlarından bahsedebilir misiniz?
Biz 2011’den beri birlikte çalışıyoruz. Birlikte 10 performans yazdık ve yönettik. Bizim için çok yaratıcı bir süreç, çünkü politikaya ve günümüzde sanat anlayışına dair çok fazla fikir paylaşıyoruz. Başlarda, birlikte çalışırken her şeyi ‘ölümüne’ tartışırdık fakat şimdi birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Dolayısıyla çok verimliyiz birlikte çalışırken. Tabii ki bazen sahnede olanlar hakkında fikir ayrılıkları yaşıyoruz. Ama egolarımızı bir kenara bırakıp oyun için en iyi olan çözümü bulmayı öğrendik.

KRİZ HAKKINDA KONUŞMAK BİZİ YARATMAKTAN ALIKOYAR
Sizce tiyatroda tiyatral araçlar, anlatı ve estetik alanlarında bir kriz yaşanıyor mu?
Bu soruyu farklı çalışma yöntemleri olan 10 farklı tiyatro ve performans sanatçısına sorarsanız hepsi size farklı bir ‘kriz’den bahsedecektir. Ekonomik kriz sırasında Yunanistan’da yaşayan biri olarak size diyebilirim ki, kriz hakkında konuşmak bizi başka şeyler yaratmaktan alıkoyar. Alternatif hikâyeler, ütopyalar, keşfedilmemiş yollar ve birlikteliğin hayalinden uzaklaşırız.

Bu ‘belgesel performans’ yapısı itibariyle gerçek hayattaki krizle tiyatrodaki krizin arasındaki çatışmadan doğmuştur diyebilir miyiz?
Aslında daha çok tesadüftü. 2010 yılında Alman bir topluluk olan Rimini Protokoll, yüz Atinalıyla ‘Prometheus Atina’da’ isimli bir performans yaratmıştı ve ben de bu projenin yardımcı yönetmeniydim. Benim görevim bu projede yer alacak insanları bulmaktı. Şehre dair bu araştırma benim belgesel türüne ısınmama sebep oldu. Ekonomik kriz de tam olarak aynı zamana denk geldi. Dolayısıyla, bir anda karşımızda ele almamız gereken ve sahneye koymamız gereken çok fazla konu oluverdi.

Sokaklarımızı ve evlerimizi temizleyen insanları sahneye davet ettik

Temiz Şehir

Karakterler hikâyelerini anlatıyor ve biz ironik bir ton deneyimlemeye başlıyoruz. Sizce ironinin bu oyundaki yeri ve fonksiyonu nedir?
Bence performansta mizah bulunuyor. Fakat konumuz ciddi bir konu olduğu ve insanlar ciddi bir konuya gülmeyi beklemedikleri için tonun ironik olduğu fikrine varılabiliyor. Bence durum bu değil. Ben ironi demezdim. Beklenmedik mizah derdim.

Bence oyun ‘politik belgesel performans’ olarak nitelendirilebilir. Bu fikre ne kadar katılıyorsunuz?
Politik sıfatına ihtiyacınız var mı emin değilim. Performans tabii ki politik veya politik unsurlarla dolu olabilir, hatta oyunun başlangıç noktası Neo-Nazi bir partinin bir söylemiydi, fakat hayatta ve sanatta yaptığımız her şey, her seçimimiz ve eylemimiz zaten politiktir.

Sizce ‘ironi’, politik performansın anahtar kelimelerinden biri midir? Aralarında nasıl bir ilişki vardır?
Bence ironi ve sinizm yerine, beraberliğin ve güzelliğin hayalini kuruyor ve keşfediyor olmamız lazım. Daha hayal edilebilir bir geleceği ancak o şekilde kurgulayabiliriz diye düşünüyorum.

* Çeviri için Derin Arduman’a, son okuma için Ozan Ömer Akgül’e teşekkürler.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle