GeriKitap Sanat Savaşın gerçek mağdurları: Anneler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Savaşın gerçek mağdurları: Anneler

Savaşın gerçek mağdurları: Anneler
Davıd Grossman

Hükümet politikalarını eleştiren, muhalif ve barışçı duruşuyla öne çıkan İsrailli yazar David Grossman, 2008 yılında yayımlanan ‘Ülkenin Sonuna’ adlı romanında savaşa giden oğlunun akıbetinden endişe eden bir annenin çıktığı yolculuğu anlatıyor.

Henüz 16 yaşındaki üç genç -Ora, Avram ve İlan- arasındaki uzun yıllara yayılacak dostluk ve aşk ilişkisi 1967 yılında, bir hastanede başlıyor. Anlatı zamanı 2000 yılına atladığında Ora, İlan’la evli, iki çocuk annesi bir kadın. Artık ayrı yaşadığı kocası İlan ile büyük oğlu Güney Amerika’da bir gezideler. 21 yaşındaki küçük oğlu Ofer ise askerlik hizmetinden yeni terhis olmuş ama henüz sivilleşememiş durumda. Nitekim yeni bir askeri operasyon başladığında Ofer birliğine dönmek için gönüllü oluyor.

Ofer’i birliğine elleriyle teslim eden Ora, çaresizlik ve korkudan deliye döner. Oğlunun bu kez geri dönmeyeceği endişesiyle kıvranırken çocuksu bir çözüm bulur Ora; uzun bir yolculuğa çıkacak, dış dünya ile iletişimi kesecek, böylelikle kendisine kötü bir haberin ulaşmasını engelleyecektir. Sanki oğlunun ölümünü bildirmek için geldiklerinde evde olmazsa Ofer ölmeyecek, Ora hareket etmeye devam ettiği sürece güvende olacaktır. Yol arkadaşı olarak Avram’ı seçer. Bir zamanların neşeli, parlak entelektüeli Avram, 1973 yılında Yom Kippur Savaşı sırasında maruz kaldığı travmadan -esir düşüp işkence görmesinden- bu yana, 30 yıldır yaşayan bir enkaz halindedir. Eski benliğinin silik bir gölgesi olmasına rağmen, Ora’ya duyduğu bağlılık nedeniyle teklifi geri çeviremez. 

Ora ve Avram’ın ülkenin sınırlarında yaptıkları yolculuk kendi geçmişlerine doğru bir hesaplaşmaya dönüşür. Eski defterler açılacak, üç arkadaş arasındaki aşk üçgeninin -aynı zamanda dostluğun- hüzünlü hikâyesi, daha doğrusu savaşın bütün karakterlerin hayatlarını nasıl etkilediği aydınlanacaktır. Peki ya Ofer’in akıbeti? Bu soruyu yanıtlamayı David Grossman’a bırakıyorum: “Bu kitabı yazmaya başladığımda Mayıs 2003’tü, büyük oğlum Yonatan’ın askere gitmesinden altı ay, onun kardeşi Uri’nin asker olmasından bir buçuk yıl önce. İkisi de zırhlı birliklerde görev yaptılar. Uri hikâyenin kurgusuna ve karakterlerine hiç yabancı değildi. Her telefon görüşmemizde, evci çıktığı her seferinde kitap nasıl gidiyor, karakterlerin hayatında neler oluyor diye sorardı. (“Bu hafta neler yaptın o insanlara?” Her zamanki sorusuydu bu.) Askerliğinin büyük bölümü işgal altındaki bölgede geçti; devriyede, gözetlemede, pusuda ve kontrol noktalarında; başından geçenlerin bir kısmını benimle paylaşırdı. O zamanlar yazmakta olduğum kitabın onu koruyacağına inanırdım, daha doğrusu öyle dilerdim. Uri, 12 Ağustos 2006 günü, İkinci Lübnan Savaşı’nın son saatlerinde Güney Lübnan’da öldürüldü. (...) Yedi günlük matemin ardından kitaba geri döndüm. Zaten çoğu bitmişti. Değişen, asıl değişen, son taslağın yazımı sırasında yankılanan gerçeklik oldu.”

SAVAŞA VE MİLİTARİZME KARŞI

Bir annenin savaşa giden oğlunu kaybedeceğine ilişkin korkularını anlatan romanını henüz tamamlayamadan kendi oğlunu savaşta -hem de savaşın son saatlerinde- kaybetmişti Grossman. Hayat bir kez daha edebiyatı taklit etmişti. Bu gerçeğin bilgisi romanı okuyanlar için güçlü bir önyargı oluşturmuş, duygusal bir yoğunluk katmış, ‘Ülkenin Sonuna’ya efsanevi bir nitelik kazandırmıştı. Ne var ki romanı değerlendirirken bu trajediyi bir kenara bırakmak, kurmaca gerçekliğin barındırdığı duyguları ve bu duyguların dile getirilişini ele almak gerekiyor. 700 sayfalık romanda ana karakterlerin duygu ve düşüncelerine -İsrail doğa manzaraları eşliğinde- yavaş yavaş nüfuz etmiş Grossman. Ora ve Avram, Kuzey İsrail’in dağlarında ve çevresinde yükselip alçalırken, ruh halleri de kimi zaman gürlüyor, kimi zaman ıssızlaşıyor. Ve Ora, Avram ve İlan arasındaki aşk üçgeninin erotizmle karışık dokusu hikâyenin en güçlü yönlerinden birisi olarak ortaya çıkıyor.

Grossman yazılarında, kendi kimliğini kurgusal karakterle dağıtmanın öneminden bahseder. Böylelikle kendisini ve okuyucuyu başkalarının kimliğine yakınlaştırmak kurmacanın etiğidir. ‘Ülkenin Sonuna’daki Ora karakteri hem kendisinin hem de çocuklarını savaşa gönderen annelerin temsili sayılabilir. Ve Ora, aynı zamanda savaştaki oğullar ve “Savaşa hayır” sözünü duymak istemeyen ülkesi için bir uyarı sesidir. Bütün hayatı bitmek bilmeyen bir savaş ve terör eylemleri tarafından belirlenen Ora, İsrail’in geleceği olmadığına inanmaktadır. Avram da öyle...

Grossman ‘Ülkenin Sonuna’yı İsrail’deki baskın anlatı tarzına -militarizme övgüye- direnmenin zorlaştığı yıllarda yazmıştı. Buna karşılık İsrail halkının söz konusu baskın anlatılara sarılmasının nedenlerinin farkındaydı. Nitekim, şimdi askerdeki oğlu için endişelenen, oğlunun ve arkadaşlarının ölmeyi ve öldürmeyi doğallaştıran ideolojisine karşı çıkan Ora, bir zamanlar oğluna cesaret verebilmek için tanklardan, silahlardan, İsrail’in güçlü ordusundan medet ummuştur. Ora’nın düştüğü durum militarizme sığınmasının sonucudur. Ancak savaş ve siyasetin hikâyeye katılışı -romanın eleştirilebilecek birkaç yeri dışında- tümüyle karakterlerin hayatı üzerinden yapılmış. Savaş ve şiddet tasvirleri yerine onların bireylere yaptığı etkileri sergiliyor Grossman. ‘Ülkenin Sonuna’ bir anne ve oğluyla, annenin çocuğunu yitirme korkusuyla ilgili, edebiyat tarihinin belki de en çarpıcı romanlarından biri...

 

Savaşın gerçek mağdurları: AnnelerÜLKENİN SONUNA
David Grossman
Çeviren: Dilek Şendil
Siren Yayınları, 2019
712 sayfa, 58 TL

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle