GeriKitap Sanat 'Sanki bir sürü Deniz birden söylüyor'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Sanki bir sürü Deniz birden söylüyor'

'Sanki bir sürü Deniz birden söylüyor'

Şarkılarında yakaladığı farklı soundlarla dikkat çeken Deniz Taşar, yeni single’ı 'Onu Ona Ona Onu' ile yeniden dinleyiciyle buluştu. Taşar'la yeni single'ını ve müziğini konuştuk.

Deniz Taşar’ın yeni single’ı “Onu Ona Ona Onu”, hemen her hafta birbirinin aynı şarkılar ve sound’larla karşılaştığımız dijital müzik dünyasında orijinalliği ve yenilikçiliğiyle kendini hemen belli ediyor. Taşar’ın ödüllerle karşılanan vokal yeteceği kadar, yıkımlardan kurtulmaya inat ettiğimiz bu dönemlerin duygusunu anlatma becerisi ve türlere sığmayan sound’uyla da ayrıksı bir iş. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan Melih Kun imzalı klibi ise, 10 dakika gibi iddialı süresi ve tasarımıyla adeta bir sanat videosu olmuş. Deniz Taşar ile “Onu Ona Ona Onu”nun hikâyesini konuştuk.

Hikayenin başına gidelim mi? İlk albümün “Uykuda Bir Bulut” ile “Onu Ona Ona Onu" arasında geçen iki yıl boyunca neler oldu da böylesi “sil baştan” ferahlığında bir şarkı yazdın? 

“Uykuda Bir Bulut” benim çok gurur duyduğum ve hala keyifle dinlediğim bir iş. 2016 Kasım’ında çıkarmıştık albümü ve harika bir konserle kutlamıştık. O zamanki Deniz’i iyi anlattığını ve bundan sonra gelecek müziklerime de sağlam bir zemin hazırladığını düşünüyorum. Bununla beraber, geçen zamanla birlikte insanın bakış açısı da değişiyor, zenginleşiyor. Şimdi duysaydım bu parçaları zihnimde, belki de bambaşka anlatırdım. O albümdeki yalınlığı, iki senelik üretim süreci içerisinde biraz uzakta bıraktım, “Onu Ona Ona Onu”da bu birikim ve sabrın coşkusunu ve kutlamasını duyuyoruz. Sanki bir sürü Deniz birden söylüyor, tüm o müzikle geçen saniyeleri haykırırcasına, gelecek yeni müziklerin önünü açıyor içimden taşarak. Müziğimde artık sadece ben ve sözlerim değil, duyduğum, değdiğim her şey can buluyor.

“Onu Ona Ona Onu"da sadece caz ile kısıtlamamışsın kendini, alternatif pop/rock da var soul de, hatta dünya müziği olarak da dinleyebiliriz şarkıyı. Bunların bir araya gelişi nasıl oldu?

Bu parçada beni daha yakından tanıyorsunuz. Dinlemeyi ve söylemeyi sevdiğim bambaşka sesler de ekleniyor müziğime. Hala daha üretimlerime sızsın istediğim birçok doku, tat ve ses var kafamda, bu parça hepsinin önünü açması için kendime bir armağanım. Farklı dönemlerde yazılıp eklenmiş kısımlar içeriyor. Parçanın ve sound’un bir bütün olarak tutarlı olduğunu düşünüyorum ve bunu amaçladım fakat içine girdikçe şarkıdaki bambaşka diyarları keşfediyorsunuz, tıpkı bir insanın iç dünyası gibi. Bunu, parçaya farklı müzik türlerini entegre ederek iyi ifade edebileceğimi düşündüm. Sabırsız dinleyiciler şarkının aniden ilerisine atlayıp başka bir sanatçının işine geçtiklerini düşünebilirler. Bu fikir beni gülümsetiyor. Oysa ki kendini müziğe teslim eden bir dinleyici bu değişimin keyfini çıkaracak ve yolculuğumu hissedecektir. 

Başka türleri denerken, özellikle pop ve rap’e de göz kırparken, Türkiye caz müzik dünyasından gelecek yorumlar döndü mü hiç kafanda?

Açıkçası yaratma/üretme süreçlerinde önceliğim her zaman kendi fikir ve hislerim oluyor. Bununla beraber süreç boyunca müziğimi paylaşıp yorumunu aldığım ve üretim aşamasında da müzisyenliklerine ve vizyonlarına çokça güvendiğim dostlarım var, onu da belirtmeden geçemeyeceğim. İnsan muhakkak bir fikir alışverişi de yapmak istiyor. Yönlendirilmek için değil de daha çok bu paylaşımdan güç ve ilham almak için. Türkiye’de güzel bir caz camiası olduğunu düşünüyorum, oldukça açık fikirli ve yenilikleri destekleyen... Caz gibi, özgür! Dolayısıyla beğenirler veya beğenmezler ama birçok müzisyen, müzik yazarı ve eleştirmeninin bu gibi denemeleri takdir edeceğini düşünüyorum. İnsan kendinden bilir derler, ben emek verilmiş her işe saygı duyuyorum!  

Ödüllerle başlamış bir kariyerin var. 2013 yılında art arda Nardis Genç Caz Vokal Yarışması’nda Birincilik, Akbank JAmZZ’de “En İyi Yorum” ve İKSV Genç Caz Yarışması başarısı. İlk adımlarında bunca ödül almak seni hiç korkuttu mu?

“Korku” doğru bir ifade olmaz çünkü korkacak bir şeyim yoktu. Belirli bir hayalin peşinden gitmediğim için bir yanlış da yapamazdım. Kendimi ifade etmek, bir şeyler üretmek derdindeydim ve bunun için en doğru alanın keşfine çıkmıştım. Bir zevk olarak gördüğüm müzik beni bu yarışmalara getirdi. Onlardan başarıyla ayrılmak ise bana çok mühim bir şey verdi: sorumluluk. Bunca insanın istediği bir şeyi benim hak ettiğimi düşünmeleri; arayışıma bir son, içimdeki sanatçıya da bir yön verdi. Ondan sonra müziği de hayallerimi de daha ciddiye almaya ve hep elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

En son bir de Youtube’da Ahmet Ali Arslan ile yaptığınız düet kayıtları var. Orda da başka bir Deniz görüyoruz, daha alternatife yakın. Bir daha görecek miyiz o Deniz’i peki?

Ahmet Ali benim lise arkadaşım. İkimiz de o yıllardan beri içindeyiz müziğin fakat öyle ayrı yollardan gidip de şahane bir şekilde yeniden bulduk ki birbirimizi, ben de o kayıtları dinlemeye doyamıyorum. Tabii ki görürsünüz o Deniz’i, o da benim! Belki de hemen bir sonraki parçada bir göz kırpar size, kim bilir?

 'KENDİMİ BİR SANATÇI OLARAK TANIMLIYORUM'

Video klibi konuşalım biraz da. 10 dakika oldukça iddialı bir süre ama video da şarkıda olduğu gibi baştan yakalıyor ve şimdi ne olacak, yapacak duygusunu kaybetmeden sürdürüyor. Yapım ve kurgu süreci nasıl geçti anlatır mısın?

Bu benim solo işlerimdeki ilk klibim oldu, o yüzden benim için çok değerli. Benim gösterdiğim kıymet ve özeni gösterecek bir yönetmen arayışındaydım. Melih Kun ile tanıştık ve toplantılar yaptık, iyi bir ikili olacağımız ilk görüşmeden belliydi bence. Uzun bir zaman birbirimize görseller ve fikirler atarak, sohbet ederek geçti. Sonbahar vaktiydi, müzik neredeyse hazırdı. Zaman daralıyordu ama hiç acele etmedik. Kış geldiğinde çekimlere başladık. İçimize sinen, görsel duruşlarımızdan ödün vermeyen bir iş çıksın istedik. Süreç baştan sona bir takım çalışmasıydı, teknik her konuda gözlerim kapalı güvendiğim yönetmenim de sanat yönetimi kısmını bana devretti ve birlikte ilmik ilmik bu filmi ördük. Kurgular Soho House’un masa tenisi masalarında sayısız kahve eşliğinde tamamlandı ve iki mevsim devirdikten sonra baharda filmimiz hazırdı.

Sanki bir sürü Deniz birden söylüyor

Sanat yönetmenliğini de sen yapıyorsun. Biraz anlatır mısın sanat ve müzik birlikte nasıl ilerliyor senin için ve nelerden ilham aldın?

Müzik zaten sanatın bir dalı, ikisini ayrı düşünmek mümkün olamazdı. Bir parça veya klip tasarlarken başka müzik ve kliplerden değil bambaşka sanat formlarından ve yine kendi işlerinden de ilham alabiliyor insan. Kliple ilgili belirgin görseller vardı aklımda ve bunları gerçekleştirmek set, dekor, kostüm ve makyajdan geçiyordu. Melih ile birlikte çekimleri yapacağımız yerleri seçtikten sonra müziği doğru ifade edecek, kamera önünde de güçlü duracak bir takım öğelere ihtiyacım vardı. Çocukluğumdan bu yana görsel sanatlarla ilgilenmiş bir iletişim tasarımı mezunu olarak, akademik anlamda çok daha donanımlı olduğum bu görsel alanı müziğimde de yaşatacak alanlar bulduğum için çok mutluyum. Kendimi bir müzisyen değil, bir sanatçı olarak tanımlamayı hep daha doğru ve kapsayıcı bulmuşumdur. Şu anki aracım ve tutkum müzik yer yer izin veriyor ve içimdekileri bazen de çizimler, tasarımlar, yazılar anlatıyor. Bu konularla ilgili de beni heyecanlandıran planlarım var, umuyorum çok geçmeden paylaşabileceğim. Her şeyin bir sırası var. (Gülüyor.) 

Ayrıca videoda baban Tahir Taşar'ın resimlerini de görüyoruz.

Evet, sette kullanılan bütün tablolar sevgili babama ait. Benim resim yaptığımı bilenler onları da benim sanmasın. (Gülüyor.) Çocukluğumdan beri evde gördüğüm, bir kısmının yapımına şahit olduğum ve beni çok etkileyen, bana her gün ilham veren işler. Ve o yağlı boyalara tezat niteliğinde konumlandırdığım, filmde yapımını da kısmen gördüğünüz duvar resimleri ve onları tekrarlayan tabaklar da bana ait. Klibin ve müziğin içindeki tezatlıkları, seçtiğim resimlerle de vurgulamak istedim. Mekanlarda da bunu görüyoruz, önce boş ve kocaman bir binadayız, sonra tüm yapılardan uzak doğada. Bazen tam bir set içindeyiz, kurgulanmışız, bazen tamamen özgür ve doğal. Kostümleri de hep bu ilkeyle seçtim; renkler fonları, stil ve formlar ise yapıları ve arkasındaki fikirleri vurguluyor.

Bundan sonra neler geliyor?

Şimdi sırada albüm var tabii ki! Düzenlemelere başladık, ince ince işliyoruz bestelerimi. “Onu Ona Ona Onu” iyi belirliyor bu albümün tonunu fakat ters köşe şarkılar da var ilk single’ı beğenenlere. Bir sonraki kayıt tarihimiz belli oldu bile. Çok heyecanlandığım bir başka parça için kolları sıvadık. Onu belki dayanamaz, önden paylaşırım sizlerle, bakalım. Bunun dışında bir yeni proje var, epeydir sessizce üzerinde çalıştığımız “öteki” projemiz, oradan birkaç parçayı belki duyururuz yakın gelecekte. Bunun gibi kaydı yapılmış bir iki albümde daha konuk olarak adıma rastlamanız mümkün. Gelecek heyecanla geliyor! Önümüzdeki ayları biraz gezip ilham ve denge bularak, bolca kapanıp çalışarak ve ara ara sizlerle sahnelerde buluşarak geçirmek niyetindeyim. 25 Mayıs’ta Social Jazz Bar’da, 15 Haziran’da da Nardis sahnesinde olacağım, beklerim. 

Video klibi izlemek için: https://youtu.be/K4iVO3EEt1U

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle