GeriKitap Sanat Şadan Hanımlar da buzdolabı kuyruğunda
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şadan Hanımlar da buzdolabı kuyruğunda

Şadan Hanımlar da buzdolabı kuyruğunda

Güven Gürkan Öztan ve Serdar Korucu’nun kaleme aldığı ‘Tutku, Değişim ve Zarafet/1950’li Yıllarda İstanbul’, Türkiye’nin ve ama en çok da İstanbul’un önceki on yıllara göre hızla değiştiği zamanları; insan hikâyeleri, gündeliğin ritmi ve parıltılı yaşamlardan şehre tutunamayanlara uzanan geniş bir yelpazede anlatıyor.

Bugün, yaşadığım şehir olan İstanbul’la, pahalılıkla, işsizlikle, çirkinlikle, etraftaki insanların zarafetten yoksunluğu, gündelik hayatın mucizesizliğiyle ilgili üzüntülerimin hepsinin müsebbibinin 1950’ler olduğunu düşünürüm hep. Suçu birine yıkmak için değil de bu bozulmaların kökünü, temelini aramak için... Babaannemler çünkü o yıllarda göçmüş buraya. Taşı toprağı altın İstanbul’a gelip, tek göz gecekonduda sekiz kişi hayatta kalmaya çalışmış. O günlere ait her bilgi kırıntısı mahveder beni. Bilmedikleri bir şehirde, her şeyin yabancı, herkesin bir dilim ekmek peşinde katakullici olduğu bir yerde bütün saflıklarıyla var olmaya çalıştıklarını düşündükçe keşke gelmeselerdi, köylerinde kalıp köknar ormanları içindeki zorlu ama bereket dolu, basit yaşamlarına devam etselerdi der dururum. Taş yerinde ağır çünkü. Üstelik tarhana burada güzel kurumuyor.
Bugün artık nefes alamaz hale gelen şehrin bambaşkalaşması, tıpkı onlar gibi yüzbinlerce insanın İstanbul’a göç etmesiyle, 1950’li yıllarda başlamıştı.
İşte, Güven Gürkan Öztan ve Serdar Korucu’nun kaleme aldığı ‘Tutku, Değişim ve Zarafet/1950’li Yıllarda İstanbul’, Türkiye’nin ve ama en çok da İstanbul’un önceki on yıllara göre hızla değiştiği o zamanları anlatıyor. İçinde benim babaannemin, sizin büyükbabanızın hikâyesi, kısacası pek aşina olduğumuz hallerin, durumların izleri var.
Buzdolabı kuyrukları, otomobil edinme tutkusu, gazino ve kulüplerde çılgınca eğlenme arzusu, tango ve caz orkestraları, dansçılar, sahne şovları ve güldürü ekipleri, gece hayatı, sayfiyeler, vapur dolandırıcıları, şıklık ve güzellik tutkusu, zamlı gazoz, karaborsa bira, apartmanlar, kapıcılar, bahçıvanlar, mezarlık hikâyeleri, fabrikalar, işçi hareketi, 6-7 Eylül... Kimisi hüzünlü, kimisi neşeli olan tüm bu fenomenler de elbette 50’lere ait şeyler.
1950’ler esasında, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra palazlanma gayretinde olan dünya ekonomisinin yarattığı tüketim çılgınlığının 10 yılı ve Türkiye de pek tabii bu akıma kendi meşrebince kapılıyor. Şadan Hanımlar buzdolabı almak için sıraya giriyor, Necdet Beyler bir otomobil sahibi olmak için arsa satıyor. Herkes ‘bir şeyler satın alma’ gayretine giriyor.
6-7 Eylül utancı
Bütün bu alışveriş tutkusu peşi sıra reklamların önemini de artırıyor. Örneğin 1954 yılında belediye eliyle Taksim’e bir reklam kulesi inşa ediliyor ve markalar kendilerini parlatacak ilginç stratejiler bulmak için yarışıyor.
50’li yıllar modanın orta sınıfların da takip ettiği bir tutkuya dönüştüğü yıllar aynı zamanda. Cemiyet hayatında, Cumhuriyet’in ilk yıllarında pek sevilen aseksüel kadın imajı, yerini ipekli çoraba ve kırmızı ruja ve ithal çantaya düşkün, saçı başı daima yapılı, parfüm kokulu kadın imgesine devrediyor.

İstanbul o vakitler, hem Batılılaşma heyecanıyla, yeni ve lüks apartmanlarda yaşama hayaline vurgun halkın açlığını doyurma gayretinde bir inşaat alanı, hem de kendi haline bırakılmış kenar mahalleleriyle yıkık dökük ve ama samimi bir büyük köy...
1950’li yıllar aynı zamanda İstanbul’un en hızlı göç aldığı yıllar. Bunda hem Demokrat Parti döneminde İstanbul çevresinde yoğunlaşan üretim yoğunlaşması hem de Balkanlar’dan gelen ailelerin çocukları için daha iyi bir gelecek hazırlamak üzere İstanbul’da kalması etkili. Doğrudan nüfus artışını etkileyen bu gelişmeler sonucunda 1950 başında 980 bin olan İstanbul nüfusu, 1955’te 1 milyon 260 bin oluyor.
Sokaklarda Rumca, Ermenice sözcüklerin çınladığı, gündelik hayatta her şey şahane olmasa da şehrin imparatorluk bakiyesi olma özelliğini sürdürdüğü bu yıllar bir vakit sonra, 1955’te, 6-7 Eylül olaylarını görmüş olmanın utancıyla da yaralıdır ve bu şehrin bugüne nasıl geldiğini anlamak için 50’leri iyicene okumak gereklidir. O yılların hak ettiği bir titizlikle hazırlanan bu kitap, dilerim ki, Zeki Müren’in ruhuna, babaannemin umuduna değsin.

TUTKU, DEĞİŞİM VE ZARAFET Şadan Hanımlar da buzdolabı kuyruğunda
1950’Lİ YILLARDA İSTANBUL
Güven Gürkan Öztan, Serdar Korucu
Doğan Kitap, 2017
459 sayfa, 33 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle