GeriKitap Sanat Payımıza düşen yıkıcı bir suçluluk duygusu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Payımıza düşen yıkıcı bir suçluluk duygusu

Payımıza düşen yıkıcı bir suçluluk duygusu

Çehov’un (1860-1904) erken dönem oyunlarından ‘Ivanov’ (1887), bu sezon Saim Güveloğlu’nun son derece yaratıcı rejisi ile Das Das Sahne’de seyirciyle buluşuyor. Güveloğlu, Ivanov’a dair sorularımızı yanıtlarken sadece bu oyuna değil genel olarak Çehov tiyatrosuna dair de ufuk açıcı saptamalarda bulundu.

Çehov tiyatrosu denince akla hemen ‘Martı’, ‘Vanya Dayı’, ‘Üç Kızkardeş’ ve ‘Vişne Bahçesi’ geliyor. Sizin Ivanov’u seçme nedeniniz neydi?
Ivanov, sürekli suçlu olduğundan ancak bu suçun ne olduğunu bilmediğinden bahseder. Suçluluk duygusu bütün bedenini kaplamıştır ancak eyleme geçmez. Karısı Anna için somut bir eylemde bulunmaz. Doktorun önerilerini reddeder, üstelik Saşa’yla yakınlaşarak karısının ölümünü hızlandırır. Kendini suçlu hissetme ancak suçlu hissedilen konuda eyleme geçmeme durumunun bugünün insanı için çok başat olduğunu düşündük. Ivanov karısı için suçluluk duyuyordu. Biz o döneme kıyasla artık dünyada olan bitenden çok daha fazla haberdarız; açlık, savaşlar, mülteciler, istismarlar vb. Bu konularda bir şey yapmadığımız için suçlu hissediyoruz ancak eyleme de geçmiyoruz. Bu durumu Ivanov üzerinden bugünün seyircisiyle paylaşmak istedik. Eyleme geçilmediği sürece suçluluk duygusunun yıkımdan başka bir şey yol açmadığına işaret etmek istedik.

Payımıza düşen yıkıcı bir suçluluk duygusu

1887’de yazdığı bu oyunun ardından Çehov’un çizgisi başka bir yöne mi kaymıştı sizce?
Çehov, oyunun ilk versiyonunda Ivanov’u kalp krizi sonucu öldürmüş. Ancak gelen tepkilerden sonra bu sonu intihar olarak değiştirmiş. Ivanov’un Saşa’nın hayatını mahvetmemek için kendi hayatından vazgeçtiğine kendini ikna etmesini istemiş. Biçimsel bir sondan ziyade Çehov’un karakterlerini ne iyi ne de kötü insanlar olarak tasvir etmek istemesinden kaynaklı sanırım. ‘Martı’ oyunu da Treplev’in intiharıyla biter ancak bu intihar hikâyenin gelişimine uygun bir biçimde sahnede gerçekleşmez, Dorn’un ağzından duyarız bunu. Bu anlamda çizgisinin başka bir yöne kaydığını düşünmüyorum.

Ronald Hingley, çeviriye yazdığı önsözde ‘Ivanov’u “Rahatsız edici ve derin bir problem-drama” olarak tanımlıyor. Buna ilişkin yorumlarınız nedir?

Rahatsız ediciliği ne anlamda kullanıyor bilmiyorum ancak okunması, sahnelenmesi ve izlenmesi zor bir oyun diyebilirim. Oyun dört perdeden oluşuyor ve ilk iki perdede -biraz ironik olacak ama- hiçbir şey olmuyor. İkinci perdenin sonunda Anna’nın, Ivanov ve Saşa’nın öpüşmesine tanık olmasıyla bir ‘olay’ görmüş oluyoruz. Bugünün seyircisi için bu çok zorlayıcı bir durum. Özellikle televizyonda her iki dakikada bir büyük olaylar izlemeye alışkın seyirci için uzak gelebilecek bir oyun. Bununla beraber bütün karakterlerin geçmiş özlemi taşıması, Ivanov’un kendisi hakkında uzun analizleri, herkesin daha iyi bir hayat düşlüyor olması rahatsız edici olabileceği kadar bugünün insanını bir anda oyunun içine çekebilecek de temalar. Kendimiz hakkında uzun konuşmalar yapıyor, geçmiş özlemi taşıyor, daha iyi bir hayat istiyor, suçluluk duygusu taşıyor ve eyleme geçmiyoruz.
mOyununuzda Şehsuvar Aktaş, Tansu Biçer, Tülin Özen gibi hayli tanınmış isimler var. Böyle bir oyuncu kadrosuna sahip olmak nasıl bir etkisi oluyor?
Hem olumlu hem olumsuz etkileri vardır elbet. Bunlar hakkında benim yorum yapmam doğru olmaz sanıyorum.
m Oyunun genel olarak aldığı tepkiler nasıl şu ana dek?
Değişken; çok seven de oluyor, nefret eden de. İnsanların kafasında bir Çehov imgesi var. Bu imge muhtemelen Çehov’un kafasında olandan da farklı. O yüzden Çehov sahnelerken gelecek farklı tepkileri göze alarak başlamak gerekiyor sanırım.
‘Ivanov’, 24 Mart 17.00, 5 ve 29 Nisan 20.30’da DasDas’ta izlenebilir.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle