GeriKitap Sanat Nur Koçak ya da ‘bakılan’ resimler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nur Koçak ya da ‘bakılan’ resimler

Nur Koçak ya da ‘bakılan’ resimler

SALT’ta açılan Nur Koçak retrospektifi ‘Mutluluk Resimlerimiz’de, kadın bedeni ile kadın bedeni düşüncesi, aile ile toplum, resim ile fotoğraf, çocukluk ile yetişkinlik, zanaat ile sanat, fikir ile imge arasında sonsuz bir dolaşım söz konusu. Bir sanat kurumunu seksi erkek donu satılan bir mağazaya dönüştüren sergi, erkek sanatçı bileğinin gücüyle şekillenen bir dönemin içinden büyük zorluklarla gelen Nur Koçak’ın mücadelesinin özetini sunuyor.

SALT’taki Nur Koçak retrospektifi ‘Mutluluk Resimlerimiz’, sanatçının 1993-1996 yılları arasında yaptığı ‘Şerit’ tuvalleriyle başlıyor. Şerit tuvaller, yine sanatçının bu tuvallere kaynak olarak çektiği vitrin fotoğraflarıyla birlikte sergileniyor. Bu, yerinde bir buluşma...
Fotoğraf ve resmin, bilek ile makinenin denk bir şekilde birinin diğerinden daha üstün olmadığı gerçeğinin daha baştan altını çizerek erkek sanatçı bileğinin gücüyle şekillenen bir dönemin içinden büyük zorluklarla gelen Nur Koçak’ın mücadelesinin özetini sunuyor.
Öte yandan tam da bu iki serinin ortasında yer alan horozlu erkek donu heykelleri bir bakıma torsoları, penisin varlığına işaret eden ama onu göstermeyen, içinde yer aldıkları mekânı mükemmel dolduruşlarıyla serginin giriş katını temsili bir iç çamaşırı mağazası vitrinine dönüştürüyor.
Vitrin, bakışımıza şeffaf bir engel.
Koçak’ın konusu aslında hep bakış. Bakılan.
Uzun zaman boyunca kadınlar. Kadın bedeni.
Aynı zamanda kadınların baktıkları. Dergilerde, billboard’larda yer alan oje, ruj, parfüm reklamları.
Aile fotoğrafları.
Bütün ailenin albümüne yerleştirip baktığı. Bütün ailenin önce fotoğraf objektifinin karşısına geçip baktığı.
Vitrin, bütün sergiye damgasını vuran güçlü bir metafor.
Bakışımızı bize geri yollamadan muhafaza eden, toplayan, bir biriktirici vitrin. Mesafe oluşturan ama bunu hissetmememizi sağlayan.
Vitrin bir bakıma ‘dolay’, Türkçedeki o, bir yeri saran başka yerlerin bütünü, civar. Vitrin, Nur Koçak’ın dolaylı ve dolaysız olarak bakmasını sağladığı, önce bakanları, sonra kendisinin bakışını topladığı bir yer.
2017 yılında yine bu yayında, ‘Neden hâlâ Nur Koçak’ın bir retrospektifi yok?’ diye sormuştum.
Bugün, 2019 yılında SALT sayesinde Nur Koçak’a bu geç hak teslim ediliş sergisi ‘Mutluluk Resimlerimiz’, ne mutlu ki başka sorulara, Nur Koçak’ın resmi üzerine sorulara sevk ediyor bizleri.
Bakışlara bakan, bunları toplayan bir bakış biriktiricisinin kendi bakışının nerede olduğunu arayıp bulmamıza neden oluyor. Askere giden İlhan’ı, Ramazan’ı, İsmail’i tam da askere gidip kim olduklarını evde, odalarında, analarının, sevgililerinin kalbinde bıraktıklarında onlara birer isim değil belki ama resim armağan ediyor; biricikliklerini, yüzlerini.
Sınırlı sayıdaki Nur Koçak kartpostalları serginin en güzel sürprizlerinden.
Tıpkı sanatçının Türkiye’den beş diğer burs alan erkek ressamla Paris’e gittiğinde yaptığı, aksamını iç organlara benzettiği 1973 tarihli makine resmi gibi.

Koçak’ın bu fotografik imgeyle olan imtihanında erkek sanatçıyla rekabeti, onlardan farklı bir şey yapma isteği olduğu kadar Paris Bienali’nde gördüğü hiperrealistler de vardı. Fotoğraftan yararlanarak resim yapmanın başlı başına bir yorum olduğunu ancak bunu yaparak kuşağının sanatçılarından sıyrılabileceğini düşünüyordu.
‘Haksız Tahrik’ sergisi kitabı için yaptığımız söyleşide (2009) şöyle anlatıyordu: “Biz beş arkadaş gelmişiz, tek kadın benim. Onların yaptığı resmi yapmamam lazım. Çok farklı bir şey yapmalıyım.”
Bir bakış toplayıcısı olarak sanatçı, aile fotoğraflarının resimlerini yapar. Kendi çocuk bakışını da toplar böylelikle. Çocuk Nur Koçak bize bakmaktadır. Folklor oynarken, babasının yanında, annesinin yanında fotoğrafçının yakaladığı bakışı kendisi tekrar bir resim olarak ürettiğinde bizim bu resimlerde bir sanatçının mahrem dolu çocukluğuna değil kendi annemiz veyahut anneannemize, Türkiye’nin yakın tarihine bakarız.
İşte bu da Koçak’ın Vitrin’inin ‘dolay’ındandır.
Kişisel aile fotoğraflarını boyarken adeta o eskicilere dökülen şahsi hayatların her birini kurtarmıştır.
Askerleri biricik kılarken ailesini anonim hepimizin ailesi kılabilmesi, serginin sanatçısının topladığı bakışlarla kendi bakışı arasında yaptığı alışverişin türlü farklı örneklerinden sadece birisidir.
Bir diğeri de ‘Yeni İnci I - II’ resimleri, 1995 ve 1997 yılları arasında, vitrindeki cansız mankenden tuvale Nur Koçak tarafından taşındığı anda bir bedene kavuşan iç çamaşırlarıdır.

Sanatçının 1977 yılında Paris Bienali’nde görüp etkilendiği Amerikan realizminden, Richard Estes’in ‘Cafeteria’sından da onun Fransız çağdaşı Fromanger’nin ‘Bayeux Violet’sinden de tamamen farklıdır. İki sanatçı da vitrine, mevcudun mimesine odaklanır. Biri bunu yanılsamacı, diğeri yanılsamayı sabote eden bir tavırla vitrine bakan kendisini resme yerleştirerek yapar. Oysa Koçak bir kadın olarak vitrinde gördüğü çiçekli ve dantelli iç çamaşırlara bir beden armağan eder.
Bu ekonominin ‘Fetiş Nesneler’ ve ‘Bedenler’ serisinde başka seyirler izlediğini gözlemleriz. Estes’in ‘Cafeteria’sındaki gibi bir hiperrealizme artık olmayan şirketlerin reklamlarıyla boyadığı şehir hatları vapur resimlerinde rastlarız.
Veyahut ‘Yeni İnci’de canlı bir bedene kavuşan iç çamaşırları, örneğin ‘Vasarely’ye Saygı’ resminde, bikini sahibi bedeni, argo deyişle ‘çatal’ı, mizahi bir biçimde, feminist mi feminist şakalaşırken optik bir yanılsama mekânı haline getirir.
Ya da hep kurban olarak yazılan efsanevi oyuncu Cahide Sonku’yu asla mükemmel resimlemeyerek sabitlemez.
Sartre’a göre imge belirli bir bilinç türüdür. İmge bir şey değil. Bir edimdir. İmge bir şeyin bilincidir. İmge ile düşünce arasında gidip gelmemiz gerekir.

SALT’taki ‘Mutluluk Resimlerimiz’de, kadın bedeni ile kadın bedeni düşüncesi arasında olduğu kadar aile ile toplum, resim ile fotoğraf, çocukluk ile yetişkinlik, sanatçı ve izleyici, zanaat ile sanat, fikir ile imge, sanat kurumu ile mağaza arasında sonsuz bir dolaşım söz konusudur.
Aile albümleri gibi ilkokul defterinin de tıpkıbasımını yaparak çoğaltan ve bir tür sanatçı kitabı olarak kendi kitabını o nadide el yazısıyla dağıtan Koçak, çelik bileğin kuvvetine dair mitlerle yazılmış sanat tarihimizde gravür yaptığı için yeterince çilekeş bulunmayan ‘bilek gücü’ yetersiz Aliye Berger’li tarihin içinden hem bileğinin gücü hem de imgesinin tefekkürüyle çıkmıştır. Bu tefekkürün öte yandan bugünün cinsel hayatıyla her zamanki cinsellik arasındaki ayrım üzerine psikanalitik bir sözü de var.
Tarihsel, kültürel değişkenlere tabi olan imgeyle bilinçdışı öğeleri içeren zamandışı imgelerle örülü ‘Mutluluk Resimlerimiz’.
Cahide Sonku’yu mutsuz bir sona kurban etmeyen, bir sanat kurumunu seksi erkek donu satılan bir mağazaya dönüştüren ‘Mutluluk Resimlerimiz’i sakın kaçırmayın.
Nur Koçak’ın ‘Mutluluk Resimlerimiz’ sergisi 29 Aralık’a kadar SALT Beyoğlu’nda.

Nur Koçak ya da ‘bakılan’ resimler

Nur Koçak ya da ‘bakılan’ resimler

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle