GeriKitap Sanat Nice başarılara Filiz Ali
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nice başarılara Filiz Ali

Nice başarılara Filiz Ali

Filiz Ali’nin son kitabı ‘Yok Bi’şey Acımadı ki...’ beni anıların uçsuz dünyasına sürükledi. Kitaptaki birçok isim bana dostlar meclisinde hissettirdi.

Sevgili dostum Filiz Ali’nin anı kitabı, ‘Yok Bi’şey Acımadı ki...’nin yayımlanması vesilesiyle Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray’daki yeni binasında Filiz Ali için bir doğum günü düzenlendi.
Etkinlik açılışında Yapı Kredi Sanat’ın genel müdürü Tülay Güngen konuştu, onu izleyen konuşmayı ben yaptım. Güngen, konuşmasında kitapta okuduklarının doğrultusunda birçok şeyi öğreneceği konusunda söz verdi... Neden olmasın! İsmet İnönü kaç yaşından sonra çello öğrenmişti. Müzik asla şakaya gelmez, bundan sonra Güngen’in müzik çalışmalarının amansız bir takipçisi olacağım.
Konuşmama, Filiz Abla nice yıllara diye başladım. Aslında aynı yılda doğmuş olsak da farklı aylarda dünyaya geldik. Filiz Ali’nin doğum tarihi 30 Eylül 1937. Belli yaşlardan sonra ‘ayların bile önemi olduğu’ kanısındayım. Aralık doğumlu biri olarak Filiz Ali’ye abla deme hakkımı kullandım...

Sevgili Filiz Ali’nin yıllar önce bana yaptığı bir iltifatı asla unutmadım. O sözleri, anılarım içinde mücevher anılar kutusuna koydum.
Bir akşam beraber konsere gidecektik, evine uğradım kendisini almak için. Görür görmez, “Elbisen çok güzel” dedim. O ise alaycı gözlerle bana bakarak, “Rüküş mü” diye sordu. Gerçekten beğendiğimi söyledim... Hemen ikna olmamıştı ki, bana bir uyarıda bulundu. “Sen de babam gibi konuşuyorsun. Yeriyor musun övüyor musun anlaşılmıyor. Babam bu yüzden çok çekti, çünkü karşınızdaki bir karara varamıyor.”
Büyük bir edebiyat zekâsının kızının, beni en azından konuşma üslubuyla ona benzetmesi aldığım iltifatların doruğudur. Ancak... Bunu söyleyen Filiz Ali’nin de ironik konuşma tarzını babasından tevarüs ettiğini bir cümleyle aktarayım! Yoksa, öyle olmasa beni nasıl anlayacaktı. Aslında bu bir kitap yazısı değil, ama kitapta yer alan isimlerle o kadar çok ortak anım, hatıram var ki... Kendimi bir dostlar meclisinde hissettim.

Salacak’taki evlerine çok gittim, orada birçok kişiyle tanıştım.
Salacak’taki evde bu tanıklıkları ona yazdırmak zihnimin köşesinde dönüp duruyordu. “Neden yazmıyorsun” sorularının kesin yanıtını alamıyordum. Ama bıkmadım, usanmadım, her gidişimde, her buluşmamda teklifimi tekrarlıyordum. O da anılarında benim ne kadar ısrarcı olduğuma değiniyor.
Cemal Reşit Rey’deki yöneticiliği zamanında oraya sık sık gittim. Çalışma odasında yapacaklarını dinlerdim... Çalışmalarına, yaptıkları iyi işlere de tanık oldum.
Hatırladıklarım arasında Muharrem Nuri Birgi’nin Çürüksulu Yalısı’ndaki çay davetine gidişimiz var. Birgi, görgülü, bilgili, sivri dilli bir zekâydı. Bizi kabul ettiği denize bakan salonda bir piyano vardı... O günkü konuşmalarda rahmetli Vedat Kosal’ın öğrenimi asıl gündemi oluşturmuştu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle