GeriKitap Sanat ‘Neyi istemediğini daha iyi görüyorum’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Neyi istemediğini daha iyi görüyorum’

‘Neyi istemediğini daha iyi görüyorum’

Terell Stafford’dan China Moses’a, Ferit Odman’dan Kenan Doğulu’ya, farklı türlerde birçok usta isme sahnede ve stüdyoda eşlik etmiş, Türkiye’nin önde gelen piyanistlerinden Ercüment Orkut’un ikinci solo albümü ‘Persona’, Lin Records etiketiyle dijital müzik kanallarında yayınlandı. Orkut’la ilk albümü ‘Low Profile’dan ikinci albümü ‘Persona’ya uzanan süreci konuştuk.

Bu albümde Ercüment Orkut’u besteci ve yorumcu olarak daha net duyabiliyorum. ‘Low Profile’ çok iyi çalınmış bir füzyondu. ‘Persona’ ise Ercüment Orkut personasının temsili gibi. İlk albümden bu yana mükemmeliyetçi biri olarak kendini nasıl ikna ettin?
Doğal olarak herkes gibi ben de yıllar geçtikçe değişiyorum. 2015 sonrasında öncelikle daha çok piyanonun kendi renklerine ve akustik müziğe yönelmek istediğimi fark ettim. Bu süreçte güncel New York sesine ilgi duymam, buna bağlı olarak İtalya’nın Siena kentindeki uluslararası caz atölyesine katılmam ve sonrasında da New York’ta bir aya yakın kalıp bol bol konsere gitmem kendi arayışımda bana çok yardımcı oldu. Bu albümdeki müzikler bu yakın ve yoğun sürecin sonucu. Kendimi ikna etmek çok zor olmadı, sadece piyanoya konsantre olmam gerektiğini hissediyordum hep.

Vaktiyle sana neden “Low Profile” dediğimde “Ben hiçbir zaman çok önde, çok gösterişli, sivri, iddialı olmayı sevmedim. Kişilik meselesi” demiştin. Şimdi geldi o kişilik meselesi ‘Persona’ olarak karşımıza çıktı.
Sanırım insan gün geçtikçe, yaş aldıkça neyi isteyip neyi istemediğini daha iyi görmeye, hayatındaki görevleri-rolleri daha iyi analiz ederek yön verebilmeye başlıyor. Fakat becerimiz artsa da sosyal kurallar, zorunluluklar değişmiyor. Mesela bildiğin gibi ben uzun süredir birbirinden oldukça farklı müzikal çevrelerde yer alıyorum. Bu biraz hayatın getirisi, biraz da beceri belki. ‘Persona’da hem müzikal hem de iç dünyama dair bu dönem hissettiğim aidiyet duygusunun özünü hedef aldım, bir nevi ‘persona-free’ bir anlatım derdine gönderme yapmak gibi diyelim.

‘Kaos’, albümdeki diğer parçalardan biraz daha farklı. Akorlardan ziyade daha çok modların olduğu, piyanonun daha çok doğaçladığı bir parça gibi duyuluyor. Bu ayrımı hissettiren şey nedir?
Doğru hissetmişsin, biraz daha armonik yapı yerine kontrpuantik yapıda bir yazı, dolayısıyla dizileri daha çıplak duyuyoruz belki. Doğaçlama konusuna gelince; Matt (Hall) ve Volkan (Öktem) ile çalmanın büyük bir şans olduğunu söylemem gerek. Birbirinden beslenmek inanılmaz bir tecrübe. Bunun getirisi olarak hedeflediğim boşluklu ve anlatımcı yapıyı icra etmek konusundaki konfor belki de duyduğun.

‘The Poet’, senin bestecilik yönüne güzel hizmet eden bir parça. Kompozitör-piyanist kimliklerinden hangisinin ne kadar öne çıkacağına üretim aşamasında nasıl karar verdin?
Ya bu denge aslında çok mühim tabii ama net söylemek zor olsa da benim için yazmak daha ‘ben’ galiba. Piyano başında geçirdiğim yıllar ve bana bu yılların sağladığı aşk-nefret ilişkisi daha bir nesnel de yazmak daha mı öznel desem. Ya da yazmak kısmının iç referanslı biri olarak daha güvende hissettirmesi mi, ya da kalıcı olması... ‘Persona’, öncelikle bir piyano trio albümü; fiziksel olarak piyanonun daha fazla söz söyleme durumu söz konusu. Tüm bunlara bilinçli olarak karar verip yola çıktığım için bestecilik ve piyanistlik ile ilgili bir denge amaçladım diyebilirim.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle