GeriKitap Sanat Modern sanata postmodern dikiz
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Modern sanata postmodern dikiz

Modern sanata postmodern dikiz

Marcel Duchamp’ın New York’ta bir dairede bıraktığı ancak bir çift dikiz deliğinden görülebilen gizemli sanat vasiyeti, Serkan Özkaya’nın bu kentte ve İstanbul’da açtığı iki ayrı sergiyle gündemde. Özkaya’nın Duchamp’ın ölümünden yarım asır sonra yine aynı daireye de taşıdığı ‘Bekleyeceğiz’ sergisi, ustanın ruhunu adeta gözle görünür kılan ilginç bir özelliği barındırıyor.

NEW YORK - Serkan Özkaya, eserlerinde asıl ve suretin ardına saklı olanı sorgulayan, aklı merak ve kuşku hissi eşliğinde gıdıklayıcı yapıtlar veren bir isim. Batı modern sanat tarihi de zaten bu kavramlarla ‘didiştikçe’ adını ölümsüzleştiren Andy Warhol ve Marcel Duchamp gibi ‘kült’ figürlerle doluyken, Özkaya’nın Postmasters Sanat Galerisi’nde 25 Kasım’a dek yer bulan ‘Bekleyeceğiz/We Will Wait’ sergisi, sanat dünyasına yaklaşık bir asır evvel pisuarı bir hazır nesne olarak yeniden sunarak kimilerince kavramsal bir devrim yapan, 2 Ekim 1968’de hayata veda etmiş Mösyö Duchamp’a bir saygı duruşu niteliğinde. Ancak Özkaya’nın sergisinin New York’ta oluşu da, öyle pek ‘sıradan’ değil. Zira, kendi deyişiyle “Ölümünden yarım asır sonraki izleyiciyi beklemeyi bile göze alan” Duchamp, vedasına dek tam 20 yıla varan bir zamanda, New York Doğu 11’inci Cadde’deki 80 numaralı St. Denis Apartmanı’nda yer alan 403 numaralı daireyi, gizli atölye olarak kullanmış ve oraya, yine ölümünden sonra, çıplak gözle ve dikizleme yöntemiyle keşfedilecek ‘Etant Donnes/ Verilmekte’ adlı bir ‘son yapıt’ bırakmış. Ama bu öyle bir eser ki, kapalı bir kapı ardında, o da ancak karanlıkta ve bir çift dikiz deliğiyle görülebiliyor.

İşte Özkaya da, bu eseri önce özgün mekânında, 2-14 Ekim arasında yeniden canlandırmaya koyuluyor. Bu arada Duchamp’ın eseri ürettiği bu binanın adının da, Paris’teki tarihi fuhuş meskenlerinin adresiyle bire bir olduğunu ve buralarda da, tıpkı bu eserin gizlediği gibi nice ‘dikize gebe’ heyecan yaşandığını atlamamak, uygun görünüyor. Bu bir tesadüf mü? Hiç öyle olmasa gerek...
Özkaya, kişisel sergisi öncesi, çoğunlukla doktor, meditasyoncu ve hatta sihirbazlara mesken tarihi New York apartmanına bu eseri tekrar kurduğu sırada, ilgili deliklerin ürettiği ışığın karanlığa nasıl bir imaj bırakabileceğini, yani çalışmanın bir nevi fotografik karanlık oda (Camera Obscura) olup olamayacağını, yerinde sorguluyor. Ve bulduğu sonuç, onu bambaşka, hatta sanat tarihsel ifadeyle, ‘gerçeküstü’ bir suretle yüzleştiriyor. Sanatçı orijinali keşfedildikten ve Duchamp öldükten bir yıl sonra, Philadelphia Sanat Müzesi’ne 1969’da taşınan yapıtın yeniden üretimi için, başta sanatçının oğlu Paul Matisse gelmek üzere, pek çok kişiden gerekli izinleri alıyor.

Modern sanata postmodern dikiz
Modern sanata postmodern dikiz
Modern sanata postmodern dikiz


Sanatçı, ürettiği 1/10 ölçeğiyle önceden sınadığı eseri ve oluşum hikâyesini bize şöyle yorumluyor:
“Bir şeyi kafanda kurguluyorsun ve ondan sonra, hiç beklemediğin başka bir şey oluyor ve yapıt ile sanatçı, bir anlamda rolleri değişiyor. Ve, bunu ne kadar erken başarırsan, sen de yapıtı ve oluş sürecini neredeyse bunu izleyen biri olarak görmeye başlıyorsun.
Duchamp elbette hepimizi çok etkiledi. Bence kavramsal sanat denen şeyi başlatan adam. Dünyanın çoğunluğu için, yapıtlarının orijinal veya ‘aura’dan ibaret olması değil, onların hikâyesini duyup fotoğrafını görmek dahi, eserleri anlamak için yeterli. İşte, onun son eseri ‘Etant Donnes’ hepimizin kafasını karıştırıyor, çünkü bu eseri bizzat görmek gerek, görmeden tercüme etmek, imkânsız. Ben de dört yıl öncesine kadar, Philadelphia Sanat Müzesi’ne gidip, içinde yatan kadının olduğu bu manzarayı görmemiştim. Bu fikir de aklıma o sırada geldi.
Modern sanata postmodern dikiz
Serkan Özkaya
Yaptığım modelde iki delik olduğu için, ki aslında bana göre dâhiyane olan kısmı da o, dışarı iki yansıma gidiyor ve bunlar bir anlamda birbirlerinin üzerine biniyor. Böyle olunca da çok simetrik ve bariz biçimde, bir yüz gördüm.
İşte tam orada benim ‘tasarım’ bitti. Benim tasarladığım şey büyük, anlamlı bir şey görmek değildi. Ben orada yapıtın ters dönmüş halini göreceğimi sanıyordum ama ondan sonra bu bir nevi tesadüfi ya da kazara dahi olsa, bu ‘kontrolü kaybetme anı’na denk geldi ve buradan itibaren eser ve sahibi yer değiştirdi. Ben, artık eser benden ne istiyorsa onu yapmaya çalışan birine dönüştüm.
Ancak müze mütevelli heyeti uzun süre sonra bir karar verdi ve benim fikrimi karanlıkta deneyemeyeceklerini, bunun günümüze dair bir müdahale olacağını, işi kesintiye uğratacağını söylediler. O kapı, bana bu fikri Duchamp’ın yapıtıyla denemek adına kapanmış oldu. Öte yandan yapıtın ne kadar Duchamp’a ait olduğu da tartışılır. Adam bunu 20 yıl gizlilikle yapmış. Ölmüş. Onu da bulup, sonradan müzeye yerleştirmişler. Bu yüzden yapıtın aslının nerede olduğu, varsa bile bir esasının olup olmadığı, onun zaten bizim de hoşlandığımız bütün bu oyunlarıyla kurmacayla bire bir örtüşüyor.”
Diğer taraftan, Galerist Tepebaşı, 3 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Özkaya’nın aynı adlı sergisini İstanbul’a da yansıtacak. Küratörlüğünü Lâl Bahçecioğlu’nun üstlendiği sergi, bu sürece özel fotoğrafları, videoları, bir heykeli ve Duchamp’ın atölyesinin bir sanal gerçeklik deneyimini kapsarken, sergi ziyaretçilerine yine bu konuda optik bir sürpriz hazırlandığını size müjdeleyelim.

Serkan Özkaya’nın sergisi 2 Aralık’a kadar Galerist’te görülebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle