GeriKitap Sanat Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij

Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij

Türkiye’de modern resmin kurucusu kabul edilen 1914 Kuşağı’nın en önemli ismi Avni Lifij, ilk kez bir araya getirilen 800’ü aşkın eseriyle Sabancı Müzesi’nde. Lifij’in 20’li yaşlarında yaptığı ve kendisini 40’lı yaşlarında bohem bir ressam olarak tasvir ettiği ‘pipolu otoportre’si Türk resminin en ünlü tablolarından. Otoportreleriyle bohem sanatçı kimliğini kuran, Türkiye’de resim sanatının terminolojisini değiştirdiğini Lifij, bu kuşak sanatçıları arasında Ahmet Haşim’in sembolizmine en yakın isimdir.

Hüseyin Avni Lifij, II. Meşrutiyet döneminin gençlerinin oluşturduğu 1914 Kuşağı/Çallı Kuşağı ya da son derce yanlış bir biçimde Türk İzlenimcileri olarak adlandırılan sanatçılar arasındadır. Türkiye’de modern resmin kurucusu olan 1914 Kuşağı sanatçıları, portreler, nü resimleri, modern kadın imgesi, iç mekân resimleri, natürmortlar, çok figürlü kompozisyonlar üretmiş ve doğaya öznel bir yorum getirdikleri manzaralarıyla da önceki kuşaktan ayrılmışlardır.
Fecr-i Âti dönemi edebiyatçılarıyla ve Ahmet Haşim gibi sembolist şairlerle dostluklar kuran bu kuşak sanatçıları, Fecr-i Âticilerin edebiyatta aradıklarını resimde bulmaya çalışmışlardır. “Lisanın, edebiyatın, ulumu edebiye (ilimler) ve içtimaiyenin terakkisine hizmet etmek, ayrı ayrı şurada burada tenemmüv eden (artan) istidatları sinesinde cemederek ittihat ve içtimaın hasıl edeceği kuvvetle tekemmüle, müsamedei (çarpışma) efkârın (fikirlerin) parlatacağı barikai (parıltı) hakikatle tenviri (aydınlandırma) efkâra çalışmak! İşte Fecr-i Âti’nin gayei azim ve meramı!” Fecr-i Âti hareketinin Batı’nın ışığını Doğu’nun ufuklarına taşıma isteğini 1914 Kuşağı sanatçıları resim alanında gerçekleştirirler. Gerek Fecr-i Âti’nin gerekse sembolizmin etkisiyle resimlerinde duygusal yoğunluk yaratan sanatçılar tabiat-ı temaşa geleneğinden yola çıkarak doğayı öznel, şiirsel ama yalın bir dille yorumlarlar.

Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij
Lifij’in 20’li yaşlarında yaptığı ve kendisini 40’lı yaşlarında bohem bir ressam olarak tasvir ettiği ‘pipolu otoportre’si Türk resminin en ünlü tablolarından.

Otoportreleriyle bohem sanatçı kimliğini kuran ve onun temsilcisi olarak izleyiciye bakan Avni Lifij, bu kuşak sanatçıları arasında Fecr-i Âti edebiyatına ve Ahmet Haşim’in sembolizmine en yakın isimdir. Bu yakınlık, sanatçının özellikle poşadlarında kendini göstermektedir. Paris’te Fernan Cormon atölyesinde eğitim gördükten sonra önce Kandilli İnas Sultanisi’ne resim öğretmeni, ardından İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş atölyesine atanan Avni Lifij’i, Haşim’in dizelerine yakın resimleri nedeniyle şair-ressam olarak nitelendirmek hiç de yanlış olmaz. Günbatımının kızıllıkları, ahşap cumba evler üzerine vuran ışıklar, mezar taşları, serviler, merdivenler, kar manzaralarının sıcak ışıkları Avni Lifij’in resimlerinin ortak imgeleridir ve bu imgeler onun resimlerinde şiire dönüşür.
Ahmet Haşim’in, “Ben neyleyeyim beka-yı ruhu?/ Kurtlar mı yiyor o cism-i nazı?/ Ya davete geldi mi melekler?/ Gelmiş bana ne meleklerinden?/ Göklerde açan çiçeklerinden?” dizeleri ya da ‘Merdiven’ şiirinde geçen, “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak/ Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak/ Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta/ Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta” dizeleri Lifij’in resimlerinde görsel karşılığını bulur. Söz konusu dizelerde geçen ‘kızıl havalar’, ‘suların yanması’, ‘güneş rengi yapraklar’ gibi sözcükler Lifij’in resimlerine damgasını vuran kendine özgü paletini oluşturur.

Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij

Açık hava resmi bağlamında izlenimci gelenek çerçevesinde değerlendirilen Lifij ve kuşağı sanatçılar, aslında izlenimci palette farklı bir üretim sergilemişlerdir. Lifij’in ve kuşağının resimleri, izlenimci gelenekten ziyade tabiat-ı temaşa geleneğinden kaynaklanan ve romantik manzara resminin bir uzantısı olan doğa yorumları olarak görülmelidir. Lifij’de buna bir de renk sembolizmi eklenmiştir.
Lifij’in resimlerindeki renklere ölüm-yaşam dualitesi bağlamında anlamlar yükleyen sembolik dil, onun şiir denemelerinde de kendini gösterir. “Kulaklarımda işitir gibiyim hitabın bana, mektubun boyanmış kana” dizeleri sanatçının şair yönünü de gösteren örneklerden sadece biridir.

Meşrutiyet kuşağının bohem delikanlısı: Avni Lifij

12 Ocak’a kadar Sabancı Müzesi’nde görülebilecek ‘Avni Lifij. Çağının Yenisi’ sergisi, sanatçının otoportrelerine, poşadlarına, manzara ve desenlerine yer verdiği gibi onun eleştiri yazılarına, fotoğraf ve dekorasyon çalışmalarına da yer vererek 800’ü aşkın eseri ilk kez bir araya getiriyor. Türkiye’de sanatın sarayın tekelinden çıkıp sivilleşmesi, öznelleşmesi bağlamında modern sanatın tam anlamıyla kurucusu ve taşıyıcısı olan ilk kuşağın en önemli sanatçılarından Avni Lifij’in resimlerinin Türkiye’de resim sanatının terminolojisini değiştirdiğini ve manzaraya entelektüel bir anlam yüklediğini söylemek hiç de yanlış olmaz.
Sabancı Holding’in sponsorluğunda açılan ‘Avni Lifij. Çağının Yenisi’ sergisi, 12 Ocak’a kadar Sabancı Müzesi’nde.

KISA, YARATICI VE ÜRETKEN BİR HAYAT...
1870:
Büyük Çerkes sürgünü (1864) sırasında Soçi’den Anadolu’ya gelen Çerkes bir ailenin oğlu olarak doğdu. Emekli Sandığı kayıtlarına göre doğum tarihi 1870...
1893:
Âşıkpaşa Mahallesi’ndeki mahalle okulunda ilköğrenime başladı. Babasının resimle ilgilenmesine karşı çıkmasına rağmen sanatçı, öğrenimi boyunca resimle meşgul olmaya devam etti.
1901: Nafia Nezareti’ne (Bayındırlık Bakanlığı) bağlı Demiryolları Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. İskender Ferid Bey’den (Macar asıllı Alexandre Friedrich) Fransızca dersleri almaya başladı.
1903-1904: Anatomi öğrenmek için Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’nin (Sivil Tıbbiye) derslerine, boya tekniğini öğrenmek için ise Eczacı Mektebi’nin kimya derslerine dinleyici olarak katıldı.
1904: İlk yağlıboya çalışmalarından ‘Balıklar’a imza attı.
1906: Ayasofya’nın mozaiklerinin temizlenmesi işinde çalışırken Fransız mimar Henri Prost’la tanıştı. Prost ve İskender Ferid’in tavsiyeleriyle ‘Pipolu Adam: Sanatkârın Kendi Portresi’ eserini Osman Hamdi Bey’e gösterdi.
1908: Osman Hamdi Bey, sanatçıyı Paris’te öğrenim görmesi için Şehzade Abdülmecid Efendi’ye tavsiye etti. Sanatçının ‘Pipolu Adam: Sanatkârın Kendi Portresi’ni Abdülmecid Efendi’ye göstermesi, ikisi arasındaki dostluğun başlangıcı oldu.
1909: 11 Ocak’ta Abdülmecid Efendi’den aldığı bursla Paris’e gitti, Fernand Cormon’un atölyesine kabul edildi.
1911: Abdülmecid Efendi’nin isteğiyle İstanbul’a döndü. İstanbul Mekteb-i Sultanisi’ne (İstanbul Lisesi) resim öğretmeni olarak atandı.
1912: Türkiye sanat tarihinin ilk eleştirilerinden birini yazdı.
1913: Şehremaneti Kadıköy Şubesi Müdürü Celal Esad Arseven’in halkın sanat beğenisini desteklemek amacıyla kamu kurumlarının binalarında sergilenecek bir eser ısmarlaması üzerine ‘Kalkınma - Belediye Faaliyeti’ adlı duvar resmini tamamladı.
1918: İstanbul’da Fransızca yayımlanan Orient Littéraire gazetesinin bürosunda sadece Avni Lifij resimlerinin yer aldığı bir sergi açıldı.
1919: Amasya’ya tayin edilen ilk hükümet doktoru Seyit Ahmetzade İbrahim Şazi’nin kızı Harika Şazi’yle 11 Temmuz’da nikâhlandı.
1922: Eşi Harika ile beraber, Mustafa Kemal Paşa ile Kurtuluş Savaşı’nı kazanan askerleri görmek üzere Bursa’ya gitti. Mustafa Kemal Paşa’nın davetiyle gittiği Ankara’da, Erkân-ı Harbiye’de dört ay kaldı. Burada Kâzım Karabekir’in ve Fevzi Çakmak’ın portrelerini çalıştı.
1923: ‘Karagün’ ve ‘Akgün’ tablolarını tamamladı. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi Tezyini Sanatlar öğretmenliğine atandı.
1927: İki resmiyle Türk Sanayi-i Nefise Birliği Resim Şubesi’nin düzenlediği 4. Ankara Resim Sergisi’ne katıldı. Son eseri ‘Son Otoportre’yi tamamladı. Kronik verem hastalığı sebebiyle, 2 Haziran’da Laleli’deki Harikzedegân/Tayyare Apartmanı’ndaki dairesinde yaşamını yitirdi.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle