GeriKitap Sanat ‘Kurtuluş Savaşı teması bende hiç tükenmedi’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kurtuluş Savaşı teması bende hiç tükenmedi’

‘Kurtuluş Savaşı teması bende hiç tükenmedi’

Ressam, yazar ve sanat tarihçisi Gürol Sözen’in Kurtuluş Savaşı’na özel bir vurgu yaptığı ‘60. Yıl... ve Onlar’ sergisi İş Sanat Kibele Galerisi’nde açıldı. Sözen’in sanattaki 60. yılını kutladığı sergi, izleyicisini uzun bir dönem içinde yolculuğa çıkarıyor.

İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü bitirdikten sonra ilk kişisel resim sergisini 1960’ta İstanbul’da açan Gürol Sözen, İş Sanat Kibele Galerisi’nde 20 Nisan’a dek görülebilecek ‘60. Yıl... ve Onlar’ sergisiyle sanat yaşamındaki 60. yılını kutluyor.
Sergide Sözen’in sanat yaşamı boyunca yarattıklarından örnekler görmek mümkün. Serginin bu ilk bölümünde sanatçının ilk sergisinden bugüne dek ürettiği eserlerinden bir seçki yer alıyor. Kimi özel koleksiyonlarda, kimi ise sanatçının kişisel koleksiyonunda yer alan bu eserlerle birlikte sergide bir tema öne çıkıyor. ‘İkinci Bölüm’ olarak adlandırılacak bu tema çerçevesinde sanatçının yıllardır üzerinde çalıştığı ‘Kurtuluş Savaşı / Kuvayi Milliyecileri’ eserleri de sergideki yerini alıyor.

Sözen’in 1972 ve 1973 yıllarında İstanbul ve Ankara’da düzenlenen ‘1919-1923 Destan’ sergisinde yer alan eserlerin yeni yorumları İş Sanat Kibele Galerisi’nde görülebilir. İlk kez sergilenecek bu çalışmalarında sanatçı, destansı savaşın başlangıcını, Anadolu halkının onurlu destanını; tedirginlik, gerilim, kuşku ve yoksulluk içindeki başkaldırısını ve özgürlük arayışını anlatıyor.

İki ayağı olan bir sergi bu. Sanatta 60. yılınız... ‘60. Yıl... ve Onlar’ başlığındaki ‘60. yıl’ vurgusu bu yüzden. Bir de, Kurtuluş Savaşı’nı anlattığınız eserleriniz de bu sergide yer alıyor. Bu iki tema nasıl bir araya geldi?
1972-1973 yıllarında bir sergi hazırladım. İstanbul ve Ankara’da düzenlendi; ‘1919-1923 Destan’ adını taşıyordu. Neden? İlk düşüncem şuydu: Kurtuluş Savaşı’nın en can alıcı mücadeleleri bu yıllar arasında gerçekleşti. Korkunun, endişenin hâkim olduğu yıllardı. Bu mücadeleyi ve o yılları anlatmayı ben bir görev olarak üstlenmiştim, bir sorumluluk... Bu resimleri yapmam gerektiğini düşünüyordum. Tat da aldım. Sergi ilgiyle izlendi. Hatta Ankara’da gerçekleşen serginin ardından yayımlanan yazılarda bu serginin bir müzeye taşınması gerektiği dile getirildi.

‘Kurtuluş Savaşı teması bende hiç tükenmedi’


Hep bir görev olarak mı gördünüz Kurtuluş Savaşı’nı resimlerle anlatmayı?
Bu tema beni hep sarstı. Biliyorsunuz, Abidin Dino’nun bu tema üzerinde desenleri var. Arada birçok sanatçı daha çalıştı. Ancak bana göre bu çalışmalar savaşı daha çok silah, top, tüfek üzerinden anlatıyordu. Ben hiçbir zaman bunların üzerine basmadım. Üstelik bu tema bende hiç tükenmedi, hep çalıştım. Çünkü bu eserlerin bir müzede bir araya gelme ihtimali vardı. Ancak mümkün olmadı. İş Sanat da benim sanattaki 60. yılımın da yaklaştığını hatırlatınca iki temayı, hatta iki sergiyi bir araya getirme fikri çıktı ortaya. Böylece bu iki sergi, 60 yıllık sanat hayatımın bir dökümü oldu.
Müze konusunda bir gelişme var mı?
Maalesef yok. Daha vahimini söyleyeyim: Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir belgeselimiz de yok! Fransa’da, Rusya’da bazı görüntüler var Kurtuluş Savaşımızdan kalan. Ancak bir araya getirilmemiş. Bunun da bir an önce yapılması gerekiyor. Genç kuşakların görmesi, izlemesi lazım. Her sanatçının da bunu yorumlaması gerekir; müzisyeninden ressamına, heykeltıraşından yönetmenine... Ben tüm bunları kapsayan bir grup çalışmasında yer almak isterdim.

‘ANLATMAYA DEVAM EDECEĞİM’
Milli Mücadele temalı eserlerinizin bazıları 2018 tarihli. Söylediğiniz gibi bu tema sizin için hiçbir zaman bitmemiş. Peki, Milli Mücadele’nin 100. yılında, bu kahramanlığın anlatılmasını hâlâ bir ihtiyaç olarak mı görüyorsunuz?
Görevler biter. Bu bir görev değil. Bu kahramanlık hepimizin damarlarında dolaşıyor hâlâ. O günün rüzgârı, Nâzım Hikmet’in “Atlar, atlar, rüzgâr kanatlı atlar” deyişi gibi, devam ediyor hepimizin içinde. Bu nedenle ben bunu anlatmaya devam ediyorum, edeceğim de... Kurtuluş Savaşı bambaşka bir olay. Değiştirdiği yazgı devam ediyor; türküleri, şiirleri, şarkıları devam ediyor.

Bu iki sergiyi aynı mekân içinde bir araya getirmek zorlayıcı bir süreç miydi?
Evet, zorlandım. İlk önce ‘1919-1923 Destan’ ile başlasam olmayacaktı. Ben 60 yıllık çalışmalarımı “Bak arkadaş benim geri planım, çizgim, boyam bu” diyerek göstermek, ardından Milli Mücadele bölümüne izleyiciyi taşımak istedim. Ancak bir final ya da bir sonuç gibi de değil. Sergiye girer girmez gördüğünüz ilk eserler sizi Milli Mücadele temasına hazırlıyor.
Siz ‘boyacı, çizgici’ olarak anlatıyorsunuz kendinizi ama tabii ki mütevazılık da yapıyorsunuz. Yazarlık da var kariyerinizde, ders veriyorsunuz... Madem 60 yıllık kapsamı olan bir sergideyiz, bizim için Türkiye’deki sanat yaşamının 60 yılını kısaca özetler misiniz?
Bu coğrafyada gerçekten muhteşem şairler, romancılar, ressamlar, müzisyenler yetişti. Bu nedenle umutsuz değilim. Yalnız, yanılmıyorsam Seneca bir sözünde “Umudu korku izler” diyor. Şimdi biz bu dönemi yaşıyoruz. Bu, bir sanatçı için zor bir dönem. Herkes moral ve güç olarak aşağılarda. Tüm sanatçılar için şunu söyleyebilirim: Bir yangından geçiyoruz. Hem de bu küresel bir sorun. İnsan daha iyi yerlerde olabilirdi bu yıllarda.

Gürol Sözen’in ‘60. Yıl... ve Onlar’ sergisi 23 Nisan’a kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle