GeriKitap Sanat Kurtlar ve kadınlar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kurtlar ve kadınlar

Kurtlar ve kadınlar
Elektra / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Işıl Kasapoğlu’nun yorumladığı ‘Elektra’ sadelik iddiasıyla sahneleniyor. Lakin iki haklı değerin çatışmasından doğduğunu bildiğimiz tragedya, tek taraflı anlatılıyormuşçasına oynandığında, tragedyalığından uzaklaşıyor. Antik mitlerin kadınlarını anlattığını düşününce, oyunun kadına dair daha güçlü iletiler sunmasını bekliyor insan...

Işıl Kasapoğlu, İstanbul Devlet Tiyatrosu bünyesinde sahneye koyduğu, Sophokles yapıtı ‘Elektra’nın tanıtımı için yazdığı satırlarda “Kurtlar kırmızı başlıklı kızları hep yiyecekler mi?” diye soruyor… Altuğ Görgü, Bursa Şehir Tiyatroları bünyesinde sahneye koyduğu ‘Troyalı Kadınlar’da ‘kırmızı başlıklı kız’ figürünü, Füruğ Farahzad’ın şiirleriyle birlikte kullanıyor... Sahnede sunulanlar birlikte düşünüldüğünde, belki de Antik Yunan’ın kadınlarının; kadınlığın kurtlarla koşan kadınlardan, kurtların pençesine düşen kadınlara dönüşümünü temsil ettiğini düşündürüyor.
Birbirinden farklı şehirlerde, birbirinden farklı sezonlarda hazırlanarak sahnelenen bu iki tiyatro metninden birinin tanıtımında, birinin rejisinde ‘kurtlar ve kadınlar’ imgesini görmek, iki rejisörün birbirine selamı olarak da adlandırılabilecekse de insana antik metinlerin neden böyle bir duygu uyandırdığı sorusunu da sorduruyor şüphesiz. Masallar ve mitler, kadınların ataerkil sistemin boyunduruğu altına girdiği tarihlerden başladığından olsa gerek, Antik Yunan mitlerinden yola çıkılarak yazılan tiyatro metinleri, yeni bakış açılarıyla ele alındığında, masallarla olan ortak noktaları daha çok göze çarpıyor demek ki. Ve gerek mitlerde gerekse masallarda kadınlar hep acı çeken, kurban edilen ya da kendisini kurban edenler olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor...

Kurtlar ve kadınlar


ELEKTRA’NIN İNTİKAMI...
Argos’un hükümdarı Agamemnon ile Klytaimnestra’nın kızlarıdır Elektra; babası savaşın eşiğinde limanda esir olan gemilerinin hareket etmesini sağlamak için tanrılara kurban etmiştir büyük kızı Iphigeneia’yı... Kızının kurban edilişinin intikamını, Aigisthos’un yardımıyla; kocası, Kral Agamemnon’u öldürmekle alır Klytaimnestra. Kardeşi Orestes’i kaçırır Elektra ve bir gün büyüyüp Argos’a dönerek babalarının intikamını alması için beklemeye koyulur ve yeni yönetime boyun eğmez, kraliçenin emirlerini dinlemez. İntikamı alınana, babasının kanının bedeli ödenene kadar huzur yoktur Elektra’ya... Elektra’nın şahsında birleşir insanlığın felaketli yazgısı ve yazarı Sophokles’in en güzel tragedyası kabul edilir hikâyesi...

Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında Bursa’da izleme şansı bulduğum İstanbul DT yapımı ‘Elektra’da, oyuna da adını veren trajik kahramanımız Elektra, kendisini kurban eden kadından intikam için, annesini kurban eden kadına dönüşürken, kraliçe Klytaimnestra’nın yaşadıkları biraz geri planda kalmış hissi uyandırdı bende. Anne Kraliçe’nin kocasını öldürme nedenini açıkladığı sahne biraz daha vurgulansaydı, Elektra’nın kurdun pençesine düşen tek kadın olmadığının altı biraz daha net çizilebilirdi. Böylece kırmızı başlıklı kızlar fikri ya da Krysothemis ile Elektra’nın oyunun rejisinde kullanılan şekliyle paylaştığı kırmızı oyuncak kukla, daha anlamlı kılınabilirdi.

Kurtlar ve kadınlar


BUGÜN BANA BU HİKÂYEYİ NEDEN ANLATTINIZ?
Sadelik ve dinginlik iddiasıyla sahnelenen Elektra’da kullanılan yalın dekor ve hareketler;  sözün sahnede büyümesi, sözün akıl evrenimizi etkilemesi için yapılmış olduklarını düşündürse de iki haklı değerin çatışmasından doğduğunu bildiğimiz tragedya, tek taraflı anlatılıyormuşçasına oynandığında, tragedyalığından uzaklaşıyor. Oyundan çıktığınızda aklınızda kalan Elektra’nın haklı olduğu oluyor. Antik mitlerin kadınlarını anlattığını düşününce, oyunun kadına ve kadın olmaya dair daha güçlü iletiler sunmasını bekliyor insan ister istemez. “Bugün bana sahneden anlattığınız hikâye iki bin beş yüz yıllık bayım, bugün bana bu hikâyeyi neden anlatıyorsunuz” sorusunun yanıtını almış bir şekilde salondan ayrılabilmiş olmayı dilerdim açıkçası...
Bugün, kadınlar kurtlarla yan yana koşmak yerine kurtların pençesinde acı çekmeye devam ediyorsa, bu biraz da kadın hikâyelerinin eksik, yanlış ya da yanlı anlatımından kaynaklanmıyor mu? Binlerce yıllık bir hikâyeyi, sözün ön plana çıkacağı şekilde sahneye koymak ve bugünün insanına yeniden anlatmak için, metnin bazı yerlerinin daha çok vurgulanması mı gerekirdi, metnin budanması mı bilemiyorum. Bildiğim, bir kadın olarak hak vermek istediğim tek kişinin Elektra olmadığı... Bildiğim, kadınların birbirine olan kininin nedeninin ‘kadınlar’ olmadığı...

Kurtlar ve kadınlar


‘Elektra’ mayıs ayı boyunca Cevahir Sahnesi’nde (İstanbul) izlenebilir.

Bu yazı, 6. Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında, 30 Mart-5 Nisan 2018 tarihleri arasında Prof. Dr. Beliz Güçbilmez ve gazeteci Bahar Çuhadar’ın moderatörlüğünde düzenlenen ‘Genç Eleştirmenler’ atölyesi kapsamında yazılmıştır. Bir hafta süren atölyeye 9 Eylül, Süleyman Demirel, Kocaeli, Ankara-DTCF, Atatürk, Uludağ üniversitelerinin oyun yazarlığı ve/veya dramaturji bölümlerinden toplam dokuz öğrenci katılmış, atölye kapsamında altı oyun izlenmiş ve değerlendirilmiştir. Atölyenin sonunda öğrenciler tarafından kaleme alınan eleştiri yazılarını, kültür sanat ve tiyatro portalları Hürriyet Kitap Sanat, Tiyatro Dergisi ve Mimesis'te takip edebilirsiniz. 
*Burcu Reşit, Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı öğrencisidir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle