GeriKitap Sanat Küçük renk tiyatrosu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Küçük renk tiyatrosu

Küçük renk tiyatrosu

Nejat Satı’nın son sergisi ‘Yabani Çiçekler’deki ‘neredeyse içilebilir’ renkler, koyuyla açık arasında gidip geliyor, bazen gövdeden ayrılmanın şokuyla beyaza kesiyorlar. Birer monodram, küçük birer renk tiyatrosu bu resimler.

Geçmiş sergilerinden biri üzerine yazan yabancı bir eleştirmen, Nejat Satı’nın ‘neredeyse içilebilir renkleri’nden bahsetmişti. Bu duyumsal ifade, ister şu ya da bu biçimde resim alanını kaplasın, ister orada birbiriyle ‘oynaşsın’lar, Satı’nın renkten anladığı şey için, renklerle oynama biçimi için her zaman söylenebilir. Özellikle ‘Strüktürler’ adını verdiği dizide, renk onun tuvallerinden taşar dökülür, kenarlarda pürtüklü bir sınır çizgisi çekerek kendi kendini son anda frenler. Ama bu işlerde renk son anda durdurulsa da haz tuvalin üzerinde ocaktan yeni alınmış salça ya da reçel gibi fıkırdamayı sürdürür. Bazen karanlıkta parlar, çoğu kez kendi içinde renkle ilgili sırlar barındırır. Bu resimleri hep yeniden bakılabilir ve evet, hatta ‘içilebilir’ yapan tam budur. Renk, kendi (farz edilen) duygusal değeriyle değil tuvalde bir deneyimin izini bıraktığı, ressamın renkle ilişkisinin dokunulabilir bir ifadesi olduğu hissiyle seyirciye çarpıp döner. Bu ilişki de genellikle bir haz ilişkisidir.

ÇİÇEĞİN GÖVDEDEN AYRILDIĞI AN
Bu haz cümbüşünün bir diğer ifadesi Satı’nın renk alanlarının dev olabildiği gibi küçücük de olabilmeleridir. Onda rengin öforisi o an bulduğu yeri kaplar, ele geçirir. Nejat Satı’nın son sergisi ‘Wild Flowers’ (Yabani Çiçekler) hem benzer hem değişik bir şey; görünürde küçük boya alanlarını kapsayarak uslu uslu iki duvar boyu ilerleyen, son duvarı ise en göz alıcı kardeşlerine terk ederek kendi bildikleri bir oyunbazlığın tadını çıkaran belli sayıda tuval. Sergi metni, bu tuvallerdeki renk geçişlerinin bir dizi yabani çiçeğin taçyapraklarının gövdeden ayrıldığı noktadaki geçişler olduğunu ele veriyor. Hemen gözümüzün önüne gelecektir taçyaprağının gövdeden ayrılması anı; derinin tırnakla, saçın köküyle ilişkisi kadar gergin, gerilimli, tensel bir sınır. Renkler koyuyla açık arasında gidip geliyor, bazen gövdeden ayrılmanın şokuyla beyaza kesiyorlar. Bizim için papatya falı, çiçek için ise bir ölüm ve kalım anı... Doğa hakkında her zaman söylenebilecek bir şey; hazla tedirginliğin, dirimsellikle ölümün yan yanalığı. Oscar Wilde’ın ‘Gül ile Bülbül’ü gibi birer monodram, küçük birer renk tiyatrosu bu resimler.
Bu tuvallere ressamın ve çiçeklerin rehberliğinde bakmayacaksak da muhtemelen gözkapaklarımızı yumduğumuzda rengin gözkapaklarımızın ardındaki oyunu gibi bir şeyler anlayacağız onlardan. Küçük jelibon hayaletleri ki, lezzetli ve çiğnenebilir oldukları kadar renkle olan maceramızı bize gerisin geriye, bir renk kırpışmaları dizisi olarak yansıtacaklar.
Nejat Satı’nın ‘Wild Flowers’ (Yabani Çiçekler) başlıklı sergisi 10 Ağustos’a kadar Pi Artworks İstanbul’da.

Küçük renk tiyatrosu

Küçük renk tiyatrosu

Küçük renk tiyatrosu

Yorumları Göster
Yorumları Gizle