GeriKitap Sanat Korkuyorum, öyleyse...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Korkuyorum, öyleyse...

Korkuyorum, öyleyse...

Korkmak için koruyacak bir şey olması gerekir sanki. ‘Korkunun Felsefesi’nde Svendsen, insandaki korkunun ‘idrak’ yönüne dikkat çeker. Çünkü, korku geçici değil sürekli varoluşun bir filizidir.

Herkes korkudan bahsediyor. Gelecekten, bir savaş çıkmasından korkuyorum diyor çocuklar, yaşlılar, gençler, kadınlar. Neredeyse o kelime olmasa o duygu devreye girmese hayatı tam anlatmak imkansızlaşacak. Acaba bunca insan ‘korkuyorum’ derken endişelerini, kaygılarını, umutsuzluklarını mı ifade etmek istiyorlar? Ayrıca korkunun kaynağı tam olarak ne? Din, filozoflar, edebiyat, sanat nasıl bakıyor korkuya?
“Saklanacak bir yer bulamadığım için içimdeki bütün korkuları yok ettim” demiş Cengiz Han. Korkuyla alakalı duyduğum en çarpıcı söz bu. “Kendime söz verdim. Zamanı geldiğinde korkak olmayacağım” diyor ressam H. Matisse. Bu sözün gerisindeki yoğun korkuyu duymamak elde değil. Nietzsche ise ‘dünyanın cazibesinden çok şey yitirdiğini ve bu yüzden yeterince korkmadığımızı’ dile getirirken belli ki korkuya yatırım yapıyor. Aristoteles ise ‘kötülüğün beklentisi’ olarak görmüş onu. Fakat Heidegger tam bir filozof gibi düşünüyor ve ‘kendi varlığı içinde kendisini mesele eden var olanlar korkabilir sadece’ hükmüne varıyor.

L. Svendsen, konunun teorik bağlamda hepten kaybolmasından endişeye düşmüş olacak, ‘günlük yaşam dünyamızın korku tarafından ele geçirildiğine’ dikkat çekerek başlıyor söze. Ona göre bu dalga ‘özgürlüğün altını oyuyor’ ve bu duygu siyasi olarak da ayrıca kullanılıyor. Bugün dünyanın pek çok yerinde herhangi bir havaalanının güvenlik kontrolünden geçen insanın yüzünde çiçeklenen bu duygu sosyal bilimciler tarafından ‘korku kültürü’ olarak da tanımlanıyor. Ve ısrarla ifade ediyor yazar: “Artık gerçekten güvenli hiçbir yer yoktur sanki.” Buradan baktığımızda hakim olan duygunun ‘güvensizlik’ ekseninde çoğaldığı, iş hayatı dahil bütün toplumsal düzeni sarstığı söylenilebilir. Peki hepten güvenli ve korkusuz bir dünya iyi bir şey midir?

Bunu da sorar Norveçli felsefeci. ‘Toplumsal inşalar olan duygular’ oldukça geçişken bir salınım sergilerler. Korkuya gelindiğinde ise “Ne kadar ve neden korktuğumuz bizim dünya anlayışımızı da açığa çıkarır.” İslam inancında insan ‘havf (korku) u reca (umut)’ arasında bir varlık olarak tanımlanır. Türkçe kökenine baktığımızda ilginç bir durumla karşılaşırız çünkü ‘korumak’ anlamı kendisini hissettirir. Korkmak için koruyacak bir şey olması gerekir sanki ilkin. Svendsen insandaki korkunun ‘idrak’ yönüne dikkat çeker ve bu yorumuyla oldukça orijinal bir bakış da sunar. Çünkü, korku geçici değil sürekli varoluşun bir filizidir.

İnsana çıkar sonuçta korku. Epiktotes “İnsanı rahatsız edip korkutan nesneler değil onların sembolleridir” derken öznenin kendi içinden çıkardığı korunma efektini de dillendirir. Sembol saklar. Ölüm korkusunun sanatla aşılmak istenmesi başka nedir?
Her ne kadar çağdaş insan sürekli korkularını dillendirip dursa da ve kategorik olarak ‘ontolojik güvenliğimizi sarsma’ vasfını korusa da korku hala ‘ürkütücü olanın merkezi estetik bir kategori’ olma özelliğini sürdürüp, dünyaya renk katma, gündelik olanın yeknesaklığını kırma özelliğini yaşatıyor. Yeter ki korku ortadan kalkmasın dünyadan. Sanki umut gibi bir yandan.

KORKUNUN FELSEFESİ                                      

Korkuyorum, öyleyse...

  
Lars Fr. H. Svendsen
Çeviren: Murat Erşen
Redingot, 2017
192 sayfa, 17 TL.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle