GeriKitap Sanat ‘Kızlarım üzerinden yüzleşebiliyorum’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kızlarım üzerinden yüzleşebiliyorum’

‘Kızlarım üzerinden yüzleşebiliyorum’

Tuvalin sınırlarını oyun alanının sınırları olarak belirleyen ve kurguladığı ışık tekniğiyle izleyeni esere çeken Sinan Demirtaş, sergisi ‘Homo Ludens’ (Oynayan İnsan) ile Gaia Gallery Dolapdere’de. Demirtaş, “Oyun alanına dönüştürdüğüm atölyemde çocuklarımın oyun oynarkenki halleri ve hayal dünyaları sergimin temelini oluşturdu” diyor.

Neden ‘Homo Ludens’ (Oynayan İnsan)?
‘Homo Ludens’, temelde sergi hazırlık sürecini tanımlayan bir kavram. Bu geldiğim süreçte insan-mekan ilişkisiyle beraber, en yakınlarım sevgili kızlarımla kurduğum duygusal ilişkinin oyun kavramıyla örtüştüğünü fark ettim. Oyunu pek çok şekilde tanımlayabiliriz. Sergi ismi olarak ‘Oyun’, kendi başına yeterli gelmediği noktada Johan Huizinga’nın ‘Homo Ludens’ düşüncesi biçim ve içerik açısından resimlerimi tanımlamamda yardımcı oldu. Oyunun kendi mekansal sınırlılığı içinde oluşu, biçimselliği ve bu mekan içindeki kurgusu da içerik olarak yaklaşımımın ipuçlarını veriyor. Çocuklarla çalıştığım, oyun alanına dönüştürdüğüm atölyemde çocuklarımın oyun oynarkenki halleri ve bu alandaki hayal dünyaları sergimin temelini oluşturdu.

Biraz bu sınırlardan bahsedebilir miyiz?
Tuval iki boyutlu bir yanılsama alanı. Bu alan bende biraz farklı. Tuval gerçeğiyle yanılsama arasındaki ilişki hep sorguladığım bir şeydi. İnsan-mekân arasındaki ilişki gibi... Resimlerimde mekân olabildiğince soyuttur (beyaz). Bu soyut mekândaki figür ise kendi dünyasında. Gerçek mekânla olan ilişkisini tuvalin sınırlarına temas ederek sağlıyor. Tuval sadece resmedilen bir yüzey olmaktan çıkıp, soyut mekânın sınırı (nesne) oluyor ve soyut-somut ilişkisini sağlıyor. Tıpkı bir oyuncunun izleyicisiyle kurduğu ilişki gibi... Bu belirlenmiş kendi mekânsal alanının sınırları içindeki oyun ve bunun kahramanı temas ettiği noktada (sınırda), yaşanan gerçek dünyayla ilişkisini kuruyor.

‘Kızlarım üzerinden yüzleşebiliyorum’

Eserlerinizin kahramanları kimler?
Genellikle kızlarımla çalışıyorum. Kızlarım üzerinden kurduğum empatiyle içselleştirdiğim durumlarla yüzleşebiliyorum. Son yaptığım üç resim arkadaşlarımın çocukları. Bu arada köpeğimiz Bobi de var. O da oyunculardan biri...

Bu kadar çarpıcı renk ve ışık tekniğinizi anlatır mısınız?
Tuvalin ışığını kaybetmemeye çalışıyorum. Beyaz boya katarak rengin ışığını kaybetmek istemem; iç ışık olarak tanımladığım tuvalin beyazlığını kullanırım. Rengi açmak için beyaz boya katmak yerine, önceden düşündüğüm tuvaldeki bu alanı korur, rengi olduğu gibi ince bir kat sürerek taze ve ışıklı bir yüzey elde ederim. Bunu üst üste gelen transparan boya katmanlarıyla tekrarlarım. Yüzey ışıklı kalmalı ve nefes almalıdır.

Bir esere nasıl karar veriyorsunuz? Nasıl bir sürecin/ birikimin sonucunda çıkıyor?
Genellikle o an hissettiğim ve birden karşıma çıkan yaşamla yüzleştiğimde ortaya çıkıyor. Bunu nasıl biçimlendireceğim noktasında, resmin kahramanlarıyla çalışmaya başlıyorum. Kurgu için gerekli altyapı ve prodüksiyonla olası mekânları oluşturuyor, fotoğraflarını çekiyorum. Önceden düşündüğüm pek çok şey bu çalışma sırasında şekilleniyor. Karar verdiğim kompozisyonun pek çok açıdan detaylarının fotoğraflarını çektikten sonra, bu kareleri bir araya getirip desenini çiziyorum ve tuvale aktarıp boyuyorum. Bir resmi oluşturma süreci boyut ve kompozisyonun yoğunluğuna bağlı olarak, bir ile üç ay arasında değişiyor. Altı ay süren bir resmim de var. Bir resmi bitirmeden diğerine başlayamıyorum.

‘Kızlarım üzerinden yüzleşebiliyorum’

Sergilenen eserlerin hepsi belli bir büyüklüğe sahip. Bu da onları daha gösterişli yapıyor. Neden bu kadar büyük ölçekte çalışıyorsunuz?
Resmin büyüklüğü bizim algılarımızla ilgili. Katı bir kuralı yok, iki boyutlu bir yüzeyde ya da heykelde, bir figürü birebir yaptığınızda gerçeğinden daha küçük algılarsınız. Ona temas edebileceğimiz mekân içindeki boyutunu, algı ve yanılsamalarla gerçekleştiriyorum. Mekânın baskısına karşı, figürü daha dirençli ve güçlü kılıyorum.

Serginin tam ortasında bir de galeri maketi duruyor ve gelenler onunla da oynayabiliyor. Neden?
Maket alışkanlığı öğrenciliğimde başladı. O zamanlar sergi açmak kolay değildi. Hayali mekânların maketini yapıp buraya uygun ölçekte olası resimlerimi yerleştiriyordum. Sanki o mekânın içindeymişim gibi fotoğraflarını çekip sergiyi hayalimde canlandırabiliyordum. Bu sergi için yaptığım galeri mekânının ölçekli maketini atölyeme taşıyıp, sergi sürecini, oyunlarımı bu maket içinde yaşadım. Belki de bu yüzden ‘Homo Ludens’...

Gaia Gallery’nin bir duvarına ise çekimini yaptığınız detay fotoğrafları astınız. Bu kareler serginin hangi ayağını tamamlıyor?
Yaptığım resmin süreci ve serüveni izleyici açısından bir merak konusu. Sergideki işlerin nasıl geliştiğini, hangi aşamalardan geçtiğini, nasıl yaşandığını izleyiciyle paylaşmaktı. Ben de beş yıllık bu serüvenin görsellerini bir araya getirdim. Aslında bu benim için de ilginç oldu. Sergiler sadece izleyiciyle buluşmak değil, sanatçının kendiyle yüzleşmesini de sağlıyor. Biraz kişisel, duygusal olacak ama şunu fark ettim: Bir resmi yaparken, fotoğrafları çekerken o karelerdeki ruh hallerimizi, oyunlarımızı, kızlarımın büyüdüğünü, çocuk dünyasını, büyüsünü ve pek çok şeyi görüyorum.
Sinan Demirtaş’ın ‘Homo Ludens’ (Oynayan İnsan) başlıklı sergisi 23 Nisan’a kadar Gaia Gallery Dolapdere’de.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle