GeriKitap Sanat Kısa, güçlü ve etkili bir ışık: Yıldız Moran
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kısa, güçlü ve etkili bir ışık: Yıldız Moran

Kısa, güçlü ve etkili bir ışık: Yıldız Moran

Yıldız Moran’ın 12 yıllık kısa ama çok parlak kariyerinde ürettiği fotoğraflar, hareketi, dokusu ve ruhuyla 1950’lerdeki Anadolu’yu o dönemin evrensel fotoğraf diliyle bize aktarıyor. İstanbul Modern’deki sergi, bir efsane kadın fotoğrafçıyla tanışmak için kaçırılmayacak fırsat.

Yıldız Moran, Türkiye fotoğrafçılığında bir flaş gibi aniden çakmış, gözleri kamaştırıp büyük etki yaratmış kısacık bir ışık gibidir. Hiç sönmemiş, geriye bir karanlık bırakmamış, dönem dönem hatırlanarak bugüne kadar etkisini de parlaklığını da koruyabilmiş bir ışık, bir sanatçı.
Fotoğrafları kadar hikâyesiyle de ilgi çekici bir kişilik. Türkiye’nin ilk akademik eğitim almış kadın fotoğrafçısı. Türkiye’nin ilk sözlük yazarlarından A. Vahid Moran’ın üç çocuğundan biri...

Robert Kolej’deki eğitiminin ardından, dayısı ünlü sanat tarihçisi Prof. Mazhar Şevket İpşiroğlu’nun tavsiyesi üzerine Yıldız Moran tek başına Londra’ya fotoğraf eğitimi almaya gidiyor. Yıl 1950. Fotoğraf okulunu bitirdikten sonra meşhur Old Vic tiyatrosunun fotoğrafçısı John Vickers’ın yanında çalışmaya başlıyor. Sanat çevresiyle tanışıyor, pek çok sanatçı portresi çekiyor ve ilk sergisini de Cambridge’de açıyor. Yıl 1953. Bir yıl içinde beş sergi daha açacak, fotoğrafları satılan, ilgi gören genç bir fotoğrafçı olmayı başaracaktır. Sonra Yıldız Moran kendi hayatını kurmak üzere kanatlanıyor, önce Avrupa’yı geziyor. (Burada çektiği fotoğraflardan bazıları İstanbul Modern’deki sergide yer alıyor.) Ardından Türkiye’ye dönüyor. Anadolu’yu dolaşıp pek çok fotoğraf çekiyor ki onlar bugün çok sevilen Yıldız Moran fotoğrafının ana gövdesini oluşturuyor. Çünkü döneminin güncel fotoğraf anlayışını, iyi teknik bilgi ve dinamik bir bakış açısıyla birleştirerek yenilikçi karelere dönüştürüyor Yıldız Moran.

1950’LERİN İSTANBUL’U...
Onun fotoğraflarında savaş sonrası dönemde, gündelik hayatın içindeki anların peşine düşen ve efsane kareler yaratan büyük gazeteci fotoğrafçılarla bir eşzamanlılık hemen görünür. Çektiği fotoğraflar, Anadolu’da akıp gitmekte olan zamanın içinden kesilmiş karelerdir. 1950’lerin İstanbul’u ve Anadolu’sunda çocuklar, kadınlar, işçiler... Yaşamın tüm canlılığı Yıldız Moran’ın fotoğrafında yerini alıyor. Harman yapan kadınlar, Diliskelesi tren istasyonunda bekleyenler ya da Haliç’teki balıkçılarda hareketin akıp gidişini, mesela dövenin dönüşünü, denizin kıpırtısını hemen hissediyorsunuz. Hem de garip bir şekilde tüm detaylarıyla birlikte...
Dokular dikkat çekiyor bu fotoğraflarda. Duvarlar, yollar, ama en çok giysiler, örtüler, çuhalar... Bilmiyorum o da bu fotoğrafları çekerken bir yatak örtüsünün, bir genç kızın elbisesinin desenlerine, yıpranmış, eprimiş, iplik iplik sökülmüş çoğu kez bir çocuğun gömleğindeki gibi kocaman bir yamayla farklı bir deseni ağırlayan alaca bulaca bir geometrik hal almış giysilerin dokularına kapıldı mı? Ama ben bakarken kapıldım. Hayatı bu detaylardan okumaktan, geçmişin insanlarını ve yaşantılarını o dokularda aramaktan kendimi alamadım. Nesnelerin dokusu, onun çok ilginç insansız fotoğraflarında da kendini gösteriyor. Samanların, çatlak toprağın, hasırların dokusu, akan suyun köpüğü, tencerelerin-testilerin istifi, bir ahşap saçağa asılmış örümcek ağı... Hepsi de insana önce güneşin sıcaklığını, suyun serinliğini hatırlatan bir gerçekçiliğe sahip ama baktıkça soyut kompozisyonlara dönüşen bir estetik güce de sahip fotoğraflar.

Kısa, güçlü ve etkili bir ışık: Yıldız Moran

İNSAN VE DOĞA YAN YANA
Bütün bu fotoğrafları İstanbul Modern’in fotoğraf galerisinde açılan ‘Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı’ adlı sergide görebilirsiniz. Eczacıbaşı sponsorluğundaki serginin küratörü Merih Akoğul. Sanatçının 93 fotoğrafı ilginç biçimde sırt sırta sımsıkı bütün duvarları kaplıyor. Sanatçının bütün kariyeri boyunca kullandığı Rolleiflex makinesinin çektiği gibi, tam kare fotoğraflar bunlar. Çoğunluğu eşit boyda basılmış ve ikili bir sıra halinde neredeyse yepyeni bir fotoğraf şeridine dönüşmüşler. Ya da zamanın akışını bize hatırlatan bir filme... Müzenin geçici binasındaki sınırlı mekâna da uygun bu sergileme, Haliç ile İngiltere’yi, Anadolu ile İtalya’yı, insan ile doğayı yan yana getirip önümüze seriyor.

Anadolu’da çektiği bu müthiş fotoğrafları kartpostal olarak bastırmayı düşünür ve bir matbaacı ararken şair Özdemir Asaf ile tanışır. Bu, onun ilginç hikâyesinin en önemli sayfasını açar. Özdemir Asaf ile kısa süre içinde evlenirler. Renkli kişiliği, zekâyla yoğrulmuş şiirleriyle yaşadığı dönemde de çok tanınmış bir isim olan Özdemir Asaf, Yıldız Moran için çok güzel şiirler yazar. Yıldız Moran da onun için fotoğrafı bırakır... 1963’te evlenirler, dört yıl içinde Yıldız Moran üç çocuk sahibi olur ve çocuklarıyla ilgilenmek için fotoğraf makinesini kutusuna koyup, kapatır. Bundan sonra Moran’ın fotoğraf çekmediği, arasında eşinin şiirlerinin de olduğu çeviriler yaptığı, onun kitaplarını basıma hazırladığı, sözlükler hazırladığı söyleniyor. 1970’te son sergisini açıyor, 1982’de fotoğraf sanatına yaptığı katkılar nedeniyle ödüllendiriliyor ve 1995 yılında 63 yaşında hayata veda ediyor. Ölümünden birkaç yıl sonra 1998’de Adam Sanatevi’nde, 2004’te Ankara’da ve günümüze kadar yurtiçi ve yurtdışında pek çok yerde sergileniyor fotoğrafları. Sadece 12 yıllık kısacık bir kariyerin ürünü olan, pırıltısını hiç yitirmeyen fotoğraflar o öldükten sonra da yolculuklarını sürdürüyor.

‘Yıldız Moran: Bir Dağ Masalı’ başlıklı sergi, 12 Mayıs’a kadar İstanbul Modern’de görülebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle