GeriKitap Sanat KGB’nin bile çözemediği sonsuzluk düğümleri!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

KGB’nin bile çözemediği sonsuzluk düğümleri!

KGB’nin bile çözemediği sonsuzluk düğümleri!

Vaktiyle KGB tarafından izlenen, eserleri yok edilmeye kalkışılan 82 yaşındaki Ukraynalı muhalif sanatçı İvan Marchuk, adına ‘Pliontanizm’ (örgücülük/ dokumacılık) dediği ve temeli özyaşamöyküsüne dayalı yumaksı eserleriyle İzmir Folkart Galeri’de.

İvan Stepanovanych Marchuk, bugünkü Ukrayna’nın batısındaki Ternopol bölgesi Moskalivka Köyü’nde, 12 Mayıs 1936’da dokumacı bir ailede dünyaya gözlerini açan bir ressam. Yapıtları, Türkiye’de ilk kez İzmir Folkart Galeri’de sergilenen Marchuk, ilk resmini çok küçük yaşlarda ailesiyle paylaşmış. Yapıtlarını tarifleyen ‘Pliontanizm’ (örgücülük/ dokumacılık) tarzının öncüsü ve Ukrayna avangartları için olduğu kadar, halkınca da bir ‘kültür ikonu’ o. Dahası Marchuk, ortaya çıkardığı üslubu biraz da şaka yollu olarak kendisi isimlendirmiş. Sanatçının ‘Pliontanizm’ adını verdiği bu teknik, kendisinin geçen yaz ülkesinde basına verdiği bir söyleşiden öğrendiğimiz üzere, ismini annesinin kız kardeşlerinin saçlarını taradığı sırada telaffuz ettiği ‘zapliontalosya/ iç içe geçmişlik, düğümlenme’ halinden almış görünüyor.
Dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) sahnesinde aldığı yedi yıllık ilk eğitimi takiben, Lviv Uygulamalı Sanatlar Okulu’na, burada dekoratif resim yönüne, 1951-1956 arasında odaklanıyor Marchuk. Elinden, gözünden gelene inanıyor.
Sanatın, o günlerin ‘sosyalist gerçekçi’ ikliminde pratiğiyle de hayal kurma hakkıyla da saygıdeğer, ziyan edilmez olduğu yönündeki -kimine göre naif bile gelebilecek- içten, dürüst duruşuyla, pür emeği estetize ediyor İvan Marchuk.

Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, yine aynı okulun seramik bölümüne giren ve 1965’te mezun olan sanatçı, 1968’e dek Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Süper Ağır Maddeler Enstitüsü’nde eğitim almayı seçiyor. Marchuk’un bu öğrenim süreci, resimlerindeki bilimsel, neredeyse mikro/ makro kozmik yapı dokusunun da hücrelerine can veriyor dense yeri. Sanatçı daha sonra, 1968 ve 1984 arasında Kyiv’deki Anıtlar ve Dekoratif Sanat Merkezi/Fabrikası’nda kariyerini, tıpkı resimlerindeki bitimsiz örgüler gibi, sımsıkı sağlamlaştırıyor. Marchuk bundan sonra ise bağımsız olarak üretmeyi seçiyor. Ama, ne seçmek? Öyle ki, SSCB’nin Komünist Parti bünyesindeki ‘sivil toplum inzibatı’ KGB bile, sanatçının verdiği bu özgürlükçü, evrensel, bilimsel ve aynı zamanda da fantastik, mistik denebilecek kültürel emeğin esas maksadını sorgular hale geliyor, 17 yıl boyunca onu boğasıya takip ediyor. Dönemin resmi ve gayriresmi otoriteleri onaylamıyor, ödüllendirmiyor, kısıtlıyor.

Dahası Marchuk’un Ukrayna, özgürlük ve sanat sevgisi, dönemin SSCB iktidarınca ‘haince, milliyetçi, tehditkâr’ bulunarak, kendine has sanatı uzun süre itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Öyle ki, Moskova’nın dışında, iktidarın sosyalist gerçekçi sanat üretim vazifesi/ dayatmasına karşı, metruk bir arazide neredeyse eylemsi bir ‘sergi açmaya kalkışan’ bir grup yasaklı avangart sanatçıyla birlik olan Marchuk’un imgeleri, Eylül 1974’te buldozerlerle imha edilmeye dahi kalkışılıyor. Aralarından yasal işlem görenler de oluyor. Bu durum dünyada da basına yansıyarak, büyük tepkiye yol açıyor.
Bu baskı ise “Kendi kendimin küratörüyüm ben” diyen sanatçının tüm dünyaya, sırasıyla Avustralya (1989), Kanada ve ABD’ye göçünü -ta ki, çok sevdiği vatanı Ukrayna’ya nihayet kavuşana dek- hazırlayıcı bir unsur halini alıyor. Öyle ki Marchuk, memleketindeki ilk resmi sergisini, SSCB dağıldıktan sonra, 1990’da bugünkü Ukrayna Ulusal Müzesi olarak bilinen, dönemin Kyiv Ukrayna Güzel Sanatlar Ulusal Müzesi’nde açıyor.
Dahası, bu süreçte dünyaca tanınıp sevilen Marchuk, bu sergiyi açmadan çok kısa süre önce, birlik dağılmadığı bir sırada, kendisinin rızası ve bilgisi dışında ‘SSCB Sanatçılar Birliği’ne kabul ediliyor. Ve yine bu göçebelik, bir bakıma, 1996’da Ukrayna’nın ‘Onursal Sanatçısı’ da ilan olunan Marchuk’un, hiçbir sanat tarihsel ekol/ akım ile bağlantılandırılmak istemediği yapıtlarını daha da besleyici bir özgürlük unsuruna dönüşüyor.

KGB’nin bile çözemediği sonsuzluk düğümleri

1997 Taras Shevchenko Ulusal Ödülü’ne değer bulunan sanatçı, bir söyleşisinde dediği gibi “Bin yılı daha olsa cenneti de boyamaya” gönüllü biri. Marchuk’un sayısı 5000’e varan eserlerinde de, doğarken öldürülen imkânlar, kimi zaman çatlak yumurtalar oluyor, ötelenmiş değişim olasılıkları, kendi sesini unutan yalnız çalgılara dönüşüyor. Boş bırakılmış sandalyelerle, dünyevi mevkilere aldırışsızlığı ve kuşkusunu görselleştiren ressam, kendi dönemlerini de ‘Ruhumun Sesi’, ‘Tomurcuk’, ‘Manzara’, ‘Portre’, ‘Renkli Önsevişme’, ‘Yeni Dışavurum’, ‘Sonsuzluğa Bakış’ ve ‘Beyaz Gezegen 1/2’ ya da New York dönemi ‘Kayıp Gençlik’ gibi başlıklarla isimlendirmeyi tercih ediyor.
İngiliz The Daily Telegraph gazetesi tarafından ‘Yaşayan 100 Büyük Dâhi’ arasında gösterilen Marchuk’un eserlerindeki ‘ağ’lar, doğaya atıf yaptığı kadar, günümüz sanal ağlarına da göndermede bulunuyor.
2017’de Brüksel’deki Avrupa Birliği Parlamentosu’nda Ukrayna’nın bağımsızlığının 25’inci yılı şerefine yapıtlarını sergileyen Marchuk’un resimlerinde hafıza, organikliği, kırılganlığı, güzelliği ve rüyadan eyleme koşan ihtimaller sağanağıyla, bedenleştikçe anlamlarını da çoğaltıyor. Ressam, bir fısıltılar ormanını andırır yumaksı, düğümsü eserleriyle, dünyanın hikâyesini bilinen ve bilinmeyen tüm biçim, ışık ve boyutlarıyla tek kelime etmeden ‘yazmayı’ bugün de sürdürüyor.
Bu yüzden, “Gördüğüme mi kördüğüme mi inansam” dedirten şu fani hayat, onun ‘pliontanizm’ tekniğiyle var ettiği ilginç resimleriyle, gözümüzden geçip, boğazımızda düğümleniyor ve yine gözlerimizden, hem mutluluk hem de mutsuzlukla yanaklarımıza, ılık ılık taşıyor.

İvan Marchuk’un ‘Düşsel Detaylar’ başlıklı sergisi 20 Mayıs’a kadar İzmir Folkart Galeri’de.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle