GeriKitap Sanat Karmaşık duygular uyandıran bir ‘Martı’
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karmaşık duygular uyandıran bir ‘Martı’

Karmaşık duygular uyandıran bir ‘Martı’
Martı / Pürtelaş Tiyatro

Pürtelaş Tiyatro’nun ‘Martı’sı sahne tasarımı, uyarlanmış metni ve rejisiyle “Klasik bir ‘Martı’ beklemeyin bizden” diyor adeta...

Oyundan iki saat önce heyecanla oyun saatinin gelişini bekliyorum. Ayladır bilet bulmaya çalıştığım oyunu en sonunda 6. Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında izleyeceğim ki Çehov’un ‘Martı’sı sevdiğim de bir metindir. Üzerine yapılan çalışmaları, söylenen sözleri hak eder. Sırlıdır çünkü, dikkatli bakarsan görürsün altından çıkacak anlamları. Yoksa melodramatik bir aşk hikâyesinden öteye gitmez ki sen zaten çok daha iyi aşk hikâyeleri görmüşsündür o sahnede. O aşk üçgenlerinin altına bir neslin yitişini koymuştur Çehov, değişen ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel dünyayı koymuştur. Yıkılmaya başlamış çarlığın altında yok olan hayalleri koymuştur. Katmanları açtıkça daha da heyecan verir metin, tadı yendikçe anlaşılan bir yemek gibi, vazgeçmeden aramak gerekir.

TAZELENEN BİR OYUN
Aklımdan bunlar geçerken oyun saati geliyor ve salona giriyorum. Aslında meydan sahneye tasarlamış oyunu yönetmen Serdar Biliş, çerçeve sahnede izleyeceğim için biraz üzülüyorum ama olsun. Sahne bu haliyle bile “Klasik bir ‘Martı’ beklemeyin bizden” diyor, Gamze Kuş’un yaptığı sahne tasarımında zeminin bir bataklık imajıyla tasarlanmış olması bir yandan klasiğin anlamını taşırken diğer yandan sahnenin ortasındaki hem göl hem de sahne formunda olan yüzeyle, “Bu sahnede yeni bir anlam üretimi var” diyor bize. Zaten metne Ahmet Sami Özbudak’ın eli değmiş. Bu ‘Martı’ bildiğim ‘Martı’ya benzemeyecek belli. Gerçekten de benzemiyor.
Biliş’in rejisiyle birleşen bu yeni yorum, benim gibi Çehov seven bir seyircinin aklını ikiye bölüyor. Bir taraftan Çehov’un klasikliğini, ağırlığını ararken ve göremeyişime hayıflanırken diğer taraftan yeni bir sahnelemeyle başka bir sese kavuşan, tazelenen oyun için heyecanlanıyorum. Çünkü oyundaki sesler daha yakından ve daha tanıdık geliyor artık. Çarlık Rusya’sının solgun anılarındaki ait olamayış bu çağın derdine dönüşüyor.

Karmaşık duygular uyandıran bir ‘Martı’

Biliş’in rejide hikâyeye zaman atlatıp bugüne taşıması sonucu Özbudak metni yeniden yazmış desem yeri. Olay örgüsünü alıp, konuları aynı tutup bugünün günlük diliyle yazılmış metin. Bazı yerlerde orijinal metindeki replikleri aramış olsam da yeni metnin çağdaş havası hiç de fena gelmiyor bana da. Sesleri, dertleri, dertlerini dışa vuruş biçimleri daha yakından bir yerden olan genç oyun kişileri tipleşerek de olsa bugündeler. Yazarı eleştireceğim bence en önemli nokta da işte burada. İlişkiler şemasının merkezine yerleştireceğim Nina-Treplev ikilisi o kadar karikatür bir yerde kalmış ki sanki Treplev oyunun kahramanı değilmiş de Polina ve Şamrayev’in çocuğuymuş, Maşa’ysa hikayenin odağıymış gibi bir izlenim oluşturdu bende. Burada Gonca Vuslateri’nin Maşa’yı çok huysuz ve çok baskın oynamasının da etkisi büyük şüphesiz. Ve Nina… Orijinal metindeki on dokuz yaşındaki Nina’yı on yedi yaşına getiren yazar ve yönetmen, genç, hayalperest Nina’dan tam bir ‘Lolita’ yaratmış. Yapılan yaş vurgusundan sonraysa Trigorin’le ilişkisin anlam derinliği tamamen değişiyor. Haliyle izlediğim sahnenin üzerimdeki etkisini de aynı oranda etkiliyor. Trigorin-Arkadina ilişkisinin temelinde duran çıkar bağının yerinde cinselliği bir bağ olarak görmekse beni ilişki dinamiklerinin değişimiyle ilgili en çok şaşırtan nokta oldu. Zaten oyun genelinde ağırlık Trigorin-Arkadina ikilisindeyken genç kuşağın içinden bari Treplev’i, Treplev’in Arkadina’yla ilişkisinin dinamiklerini daha baskın olarak görüp tanıma fırsatımız olsaydı da onu intihara götüren yolu daha derinden takip edebilseydik dedim izlerken. Tabii burada Tilbe Saran’ın şahane Arkadina performansına değinmeden geçmek olmaz.
Ahmet Sami Özbudak metnin diyaloglarını yeniden yazarken oldukça gündelik bir dil kullanmış. İnsan başta biraz yadırgasa da zamanla sahne enerjisiyle birlikte alışıyor. Ama hikâyeyi anlatırken bazı yerlerde, gündelik dilin bu çağda iletişimi tam anlamıyla sağlayamamasının da etkisiyle, boşluklar oluşturduğu yerler oldu. Rabarba ya da yuvarlanan cümlelerde giden detaylar, orijinal oyun metnini bilmeyen bir seyirci için zorlayıcı olabilir. Sahne şartlarından olsa gerek, ön sırada oturmama rağmen sahnede ne dendiğini duyamadığım anlar oldu. Sahnenin çerçeve için değil meydan için tasarlanmasından ve buna göre çalışılmasından kaynaklanan duruş kaynaklı ses problemlerine marke problemi eklenince bazı sahnelerde seyircinin bir kısmı sahneyi yarı yarıya göremedi ve duyamadı.
Karmaşık duygular uyandıran bir ‘Martı’

Yazının sonuna gelmeden kocaman bir parantez açıp müziklerden bahsetmek istiyorum. Oyunun yeni dokusuna en büyük katkıyı belki de müzikler yapıyor. Çiğdem Erken’in hazırladığı müzikler o kadar doğru anlarda o kadar doğru duygu geçişleri sağlıyor ki, büyüleniyor insa
Genel anlamda karmaşık duygularla beni şaşırtan, keyif veren, güldüren ve uyarlama meselesiyle ilgili fazlasıyla sorular sorduran bir ‘Martı’ gecesi oldu diyebilirim. Tüm ekibin ellerine sağlık.

‘Martı’ 17 ve 27 Mayıs’ta Zorlu PSM-Studio’da izlenebilir.

Bu yazı, 6. Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında, 30 Mart-5 Nisan 2018 tarihleri arasında Prof. Dr. Beliz Güçbilmez ve gazeteci Bahar Çuhadar’ın moderatörlüğünde düzenlenen ‘Genç Eleştirmenler’ atölyesi kapsamında yazılmıştır. Bir hafta süren atölyeye 9 Eylül, Süleyman Demirel, Kocaeli, Ankara-DTCF, Atatürk ve  Uludağ üniversitelerinin oyun yazarlığı ve/veya dramaturji bölümlerinden toplam dokuz öğrenci katılmış, atölye kapsamında altı oyun izlenmiş ve değerlendirilmiştir. Atölyenin sonunda öğrenciler tarafından kaleme alınan eleştiri yazılarını, kültür sanat ve tiyatro portalları Hürriyet Kitap Sanat, Tiyatro Dergisi ve Mimesis’te takip edebilirsiniz. 

*Selen Bağcı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü, Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı öğrencisidir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle