GeriKitap Sanat Kadınlara ait bir oda
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kadınlara ait bir oda

Kadınlara ait bir oda
Cansu Yıldıran

Leica Gallery İstanbul’da açılan ve ismini Virginia Woolf’un feminist manifesto haline gelmiş kült romanından alan ‘Kendine Ait Bir Oda’ sergisi, dört kadın fotoğrafçı; Cansu Yıldıran, Charlotte Schmitz, Meltem Işık ve Tahmineh Monzavi’nin farklı coğrafyalardan derlediği hikâyeleri buluşturuyor. Kültürel tariflerin etkisiyle eve, bedenine ya da belli bir role hapsolmuş kadınlara odaklanan sergide yer alan sanatçılarla bir araya gelip hikâyelerini dinledik...

Cansu YILDIRAN: ‘Kendine ait odası olmayan bir kadının kızıyım’

Kadınlara ait bir oda

Başlıktaki sözle tanıtıyor kendini Cansu Yıldıran. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde okuyan sanatçı, grubun en genç üyesi. ‘Kendine Ait Bir Oda’ sergisinde, kişisel deneyimleri sonucu oluşturduğu ‘Mülksüzler’ isimli seriyle yer alıyor. Projesinde, Karadeniz yaylalarında kadınların mülk sahibi olma hakkından yoksun bırakılması üzerinden cinsiyetler arası sınıf ayrımını inceliyor. Ailesinin hikâyesinden esinlenerek ürettiği bu proje, aslında iki yıllık bir çalışmanın ürünü. Her yaz ziyaret ettiği ancak kendisini tam olarak ait hissedemediği Karadeniz yaylası için ‘Tabutta Rövaşata’ filminden esinlenerek “Bir ömür misafir olarak gidip geliyorum” diyor. Projenin kendisini en etkileyen yönünü ise şöyle açıklıyor: “Öncelikle bu proje, hem benim hikâyem hem de bütün yayla kadınlarının hikâyesi. Karadeniz kadınları belli folklorik öğelere sahip. Hepsinin üstünde nakış gibi işlenmiş ‘Çalışkandır, iyi iş yaparlar’ gibi kalıplar var. Ancak bunun altında tüm yükü kadınlara yükleyip, erkeklerin kahvede, kıraathanelerde vakit geçirerek sorumluluktan kaçması yatıyor.”

Charlotte SCHMITZ: ‘Burada kendi odalarımızı yarattık’

Kadınlara ait bir oda

Alman fotoğraf sanatçısı Charlotte Schmitz, ‘Çok Güzelim, Çok’ isimli projesiyle sergide yer alıyor. Projesinin temellerini ise 2014 yılında Balat’a taşınarak atıyor. “Türkçe öğrenmek, Türkiye’yi tanımak ve kültürü öğrenmek için en uygun yer Balat’tı” diyerek anlatıyor taşınma sürecini. Balat sokaklarında yürürken dikkatini en çok çeken şey ise perdeler olmuş. “Türkiye’de insanlar iki tür perde kullanıyor. Gece tüm perdeler tamamen kapalı, gündüzleri ise transparan bir tülle kapatıyorlar. Yani, içeriden baktığında dışarıyı görebiliyorsun ancak dışarıdaysan ne olduğunu görmen imkânsız” diyor. Bu durum kendisine “Acaba perdelerin arkasında neler oluyor?” sorusunu yöneltmesine vesile oluyor. Schmitz, ‘Çok Güzelim, Çok’ta Balat’ta komşusu olan kadınların özel yaşamlarını belgeliyor: “Evler, özellikle kadınlar dünyasına yönelik.” Hayatlarının büyük bir kısmını evde geçiren kadınların bu mahrem alandaki gündelik ve törensel aktivitelerini, güzellik tutkularını ve kurgu kimlikler inşa ederek hayal kurma arzularını onlardan biriymiş gibi fotoğraflayan Schmitz, sergi için “Farklı perspektiflere sahip sanatçılar olarak hepimiz aynı başlık altındayız ve burada kendi odamızı yarattık” diyor.

Meltem IŞIK: ‘Hepimizin kendine ait bir odaya ihtiyacı var’

Kadınlara ait bir oda

Özyeğin Üniversitesi’nde ‘Tasarım, Teknoloji ve Toplum’ programında doktorasına devam eden Meltem Işık, ‘Aynı Nehirde Bir Daha’ adlı serisiyle sergide yer alıyor. Çalışmasında kişinin bedeniyle ilişkisini, aynı anda hem gören hem görülen olma özelliği üzerinden araştıran sanatçı, projesinin çıkış noktasını “Kendini hiçbir zaman dışarıdan görüldüğün gibi göremezsin” diyerek özetliyor. “Kendimize baktığımız zaman gördüğümüzle başkalarının bizi gördüğü kişi farklı, örtüşmüyor” diyen Işık, insan vücudunu nasıl gördüğümüzü ve algıladığımızı sorguluyor. Bedenin aynı anda hem görülen hem de gören olma özelliğinin çalışmalarının kavramsal temelini oluşturduğunu belirten Işık’a göre Virginia Woolf’un dediği gibi her kadının kendisine ait bir alana, bir odaya ihtiyacı var. Işık, sergiyle ilgili “Projelerimiz bir araya geldiğinde bambaşka anlamlar kazanarak zenginleşti. Çok farklı bakış açıları var ancak tüm çalışmalar arasında ortak bir dil oluştu” diye konuşuyor.

Tahmineh MONZAVİ: ‘Cevapsız sorularımı yanıtlamak için sokakları çektim’

Kadınlara ait bir oda

Ortadoğu’daki sosyal meselelerle, özellikle de kadınlarla ilgili çalışan İranlı sanatçı Tahmineh Monzavi, ‘CrownGiver-Taç Giydiren’ serisiyle sergide. İsmini İran’daki eski bir güzellik yarışmasından alan projesiyle, kadınların güzellik anlayışını İran’daki sosyal konumları üzerinden yeniden yorumlayan sanatçı, fotoğraf eğitiminin ardından çalışmalarında özellikle kadın meselelerini ele almaya başlıyor. Fotoğraf çekmenin kendini özgür hissettirdiğini belirten Monzavi, öğrenciyken duyduğu “Bütün bu karanlık ve hoş olmayan fotoğraflar yerine, doğa veya çiçeklerin fotoğrafını çekin” önerilerine rağmen çalışmalarını sosyal meselelerle temellendirme kararı almış. Bu durumu “Kendi cevapsız sorularımı yanıtlamak için sokakları fotoğraflamak bence daha önemliydi” diyerek açıklıyor. Fotoğraf çekmenin, kendisini ve fikirlerini geliştirdiğini belirten Monzavi, İran ve Afganistan’daki savaşın tarihi, mimari ve insanlar üzerindeki etkilerine ilişkin çalışmaya devam ediyor.
‘Kendine Ait Bir Oda’ başlıklı sergi, 5 Mayıs’a kadar Leica Gallery İstanbul’da görülebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle