GeriKitap Sanat 'Dürdane Hanım'la yaptığım görüşme beni başka dünyalara götürdü'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Dürdane Hanım'la yaptığım görüşme beni başka dünyalara götürdü'

'Dürdane Hanım'la yaptığım görüşme beni başka dünyalara götürdü'

Gül İrepoğlu son romanı 'Kavuşmak'ta Mesut Cemil Bey ile ona olan aşkından ölene kadar vazgeçmeyen Dürdane Hanım’ın dokunaklı hikâyesini anlatıyor. İrepoğlu'yla gerçek kişilerden yola çıkarak kaleme aldığı romanını sorduk...

“Kavuşmak” kitabınız Dürdane Hanım’ın cenazesiyle açılıyor. Yalnızca 1,5 sayfa süren bu bölümde bile Dürdane Hanım’dan etkilenmeden edemiyor insan. Kitabın başında tek bir görüşme yaptığınızı söylüyorsunuz; hikâyesini yazmaya karar vermenizde bu aşk hikâyesi mi etkili oldu yoksa Dürdane Hanım’ın güçlü kişiliği mi etkiledi sizi?
O ilk sahneyi bire bir yaşadım ben ve çok sarsıldım. O anki duygularımı aynı sarsıcılıkta aktarabildiysem bu beni mutlu eder. Dürdane Hanım gerçekten etkileyici bir kişilikti ve onunla yaptığım tek görüşme beni alıp başka bir dünyaya götürdü sanki. Anlattığı yakıcı aşk hikâyesini yazmak için beni seçtiğini söylemesi, benden kendisinin gizli aşkını romana dönüştürmemi istemesi hayatımdaki belirleyici anlardandı. Hem hikâyenin yüreğime derinden işleyişi hem de kadın kahramanın o güçlü duruşu böylesine az, ama öz veriden yola çıkarak rengârenk bir aşk romanı kurgulamamı sağladı. Kavuşmak adı ise bana göre romanlarıma yakıştırdığım adların içinde en çok uyanı oldu. Kavuşmanın da türleri var çünkü. Daha fazla anlatmayayım da...

Romanda bir yandan Dürdane Hanım ve Mesut Cemil Bey’in adım izlerini takip ederken bir yandan da sanki bir sanat galerisinin içinde dolaşıp bu aşktan kalan tabloları izliyoruz. Sanat tarihçiliğiniz yazarlığınızı nasıl etkiliyor?
Tablo benzetmeniz için çok teşekkür ederim. Çünkü tam da öyle yaklaştım zihnimde beliren, yazmalıyım dediğim sahnelere, birer tablo gibi... Her romanımda bu tür kaygı ve arzularla inşa ederim sahneleri, ama galiba Kavuşmak özellikle resimsi betimlemeleri gereksiniyor ve hak ediyordu. Burada sanat tarihçisi oluşum da devreye girdi elbette. Zaten bu kimliğim kurgusal metinlerimde bana eşlik etmeden duramaz! Hatta kimi zaman onu susturmak zorunda kalırım, abartarak bilgi vermeye kalkışmasın diye. Şaka bir yana, yazarın metni içini dışını bildiği, tanıdığı ayrıntılarla bezemesi bütüne bir başka boyut katar kuşkusuz, öte yandan bunların dengeli verilmesi şart. Buna hep dikkat ediyorum.

İstanbul adeta romanın kahramanlardan biri. Sanki kavuşturan da o, ayıran da. İstanbul ve Büyükada neden bu kadar önemli sizin için?
İstanbul nesillerdir ailemin kenti, benim kentim. Doğduğum, büyüdüğüm, okuduğum, yaşadığım ve zorluklarına karşın sevmekten asla vazgeçmeyeceğim yer. Dolayısıyla tanıyıp bildiğim, sesine kulak verdiğim, anılarına saygı duyduğum, değerinin farkında olduğum yer. İstanbul’un kendisi bir değil, binlerce romanın kahramanı. Kavuşmak İstanbul karakterinin yansıdığı bir aşktan söz ediyor, İstanbul’un semtleriyle mekânları bu aşkın hallerine fon oluşturmaktan öte, iyiden iyiye katkıda bulunuyorlar. Tarihi yarımadada yetişmiş, sonra Anadolu yakasında oturmuş ve uzun yıllardır bir ayağı Büyükada’da bulunan bana kendi kendini yazdırdı tüm buralar; baştan sona romanın parçası oldular.

Kitabın neredeyse her sayfasından nota dökülüyor. Bir yandan klasik Türk müziğinin eşsiz eserleri çalıyor fonda, bir yandan aniden Eric Clapton’ı, Maria Callas’ı karşılıyoruz. Bu şarkıları seçerken neye dikkat ettiniz?
Tam da öyle! Müzisyenlerin aşkı söz konusu olduğunda her sayfadan notaların dökülmesi doğal elbette, ama ben onların alanı olan Türk müziğine bol bol değinmekle yetinmeyip, yazma sürecinde beni destekleyen müzikleri de romanımın kahramanlarıyla paylaşmak istedim, iç dünyamda özel anlamlara açılan müzikleri metnin uzantıları haline getirmeye çalıştım. Böylece romanda yaşanan aşkı, daha doğrusu aşkları bir müzik aurası sardı, beklenmedik yerlerden okurun karşısına çıkıveren Eric Clapton, Maria Callas, Timur Selçuk, Joan Baez, Mozart, Vivaldi ya da Queen beraberlerinde kendi enerjilerini de getirdiler hikâyeye. Bunun tadını çıkardım.

Kitabı yazarken siz de bu şarkıları dinlediniz mi? Müzik, yazma yolculuğunuzda nerede duruyor? Yazarken notalara ayak uyduranlardan mısınız yoksa sessizliği tercih edenlerden mi?
Yazarken hep müzik eşlik eder bana, başka türlü yapamam. Günün ve gecenin her saatinde çalışırım, bu konuda kuralım yoktur. Sessizlik de aramam, kalabalık aile çocuğuyum ben, gürültüye alışkınım. Dinlediğim müziğin türü o anki ruh durumuma göre değişir; klasik, caz, alaturka, nostaljik pop... Kavuşmak’ta bu eşlik daha da önem kazandı, romanın ruhu aşk ve müzikten oluştuğundan, dinlediğim parçalar doğrudan satırlarıma yansıdı. O an üzerinde çalıştığım bölümle aşk yaşayan bir parçayı üst üste on kez dinlediğim de olmuştur.

Yazma yolculuğu demişken, bu süreçte neler yaşadınız? Dürdane Hanım ile Mesut Cemil Bey’in hikâyesini yazmak zorladı mı sizi?
Kavuşmak hüzünlü, ama içinde umut da barındıran bir metin olsun istedim, sevdiğim müzikler misali. Kadın kahramanın gerçekte de var olan gücünü okuru yormadan vurgulamayı hedefledim. O büyük aşkı yazmadan önce yaptığım araştırmalardan yararlandımsa da, romanın esasını yönlendiren, aşkın rengârenk doğasından gelen esinler oldu. Yeri geldi, Dürdane Hanım’ın elimden tutup beni önceden kurgulamadığım ufuklara sürüklediğini duyumsadım. Hatta kimi zaman Mesut Bey’in “Böylesine üzmüş olabilir miyim ben sevgilimi? Bana bu kadar acımasız davranmasan” diye fısıldadığı sanrısına kapıldım neredeyse. Rüyalarıma da girdiler tabii, belirtmeye gerek var mı? O sevgililerle birlikte yazdım ben bu romanı. Hep bir heyecan içindeydim yazarken, hep. Kendimi kaptırıp da zamanın akıp gittiğini fark etmeyince masamdan kolum, omzum, boynum, bacağım ağrıyarak kalktım ama o heyecan tüm ağrıları çekmeye değerdi.

Romanda hangi kısım gerçek hangi kısım kurgu bilemiyoruz ama asıl sihir de burada başlıyor.  Hiç bunun tedirginliğini yaşadınız mı? Kurgu ve gerçek birbirine karıştırılıp kurgu olan kısımlar tepki alır diye düşündünüz mü?
Çok güzel ifade etmişsiniz evet, sihir bu bilinmezlikte. Böylesi bir hikâyede hayal ile gerçeğin iç içe geçmesi... Doğrudan doğruya aşkı savunan bir roman Kavuşmak. Aşkın varlığına bir güzelleme. Ne olursa olsun aşk... Böyle olunca iki kahramanın aşkının, romanda bir karakter olan yazara kendi aşk kavramı için de esinlendirici olmasını istedim ve günümüzün aşk kavramını da hikâyeyle bütünleştirdim. Böylece yazar da ara ara kendi aşkından söz etti romanda, o aşkın geçmişiyle gelişimi de hikâyenin akışı içinde yer aldı. Bu yazar ben olmayabilirim de; başlangıçtaki olayları yaşamış olsam da, kurgusal bir metin bu, biyografi değil. Ancak okur kendi yorumunu getirmekte özgürdür, zaten herkes kendinden de bir parça bulacaktır burada. Yani... Bırakın gizemli kalsın!

Peki siz böyle bir aşkın başkahramanı olmak ister miydiniz?
Kim istemez ki bunu? Sonu nasıl biterse bitsin, büyük bir aşk yaşamak, yaşamış olmak bence ömre bedeldir. Aşkın yaşanma süreci; âşığın yüreğinde, dimağında esen olağanüstü rüzgârlar, aklını başından alan, başka zaman asla görünmeyecek olan renkler yaşadığını duyumsatır insana. Dürdane Hanım’ın ağzından yazdığım gibi: “Andığında gözünden yaş getirecek bir aşk yaşamamışsan eğer... Yaşadım deme!”

 

Dürdane Hanımla yaptığım görüşme beni başka dünyalara götürdü

KAVUŞMAK
Gül İrepoğlu
HepKitap, 2019
224 sayfa, 25 TL.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle