GeriKitap Sanat İslam felsefesinin altın çağına bir bakış
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İslam felsefesinin altın çağına bir bakış

İslam felsefesinin altın çağına bir bakış
Ernst Bloch

‘İbni Sina ve Aristotelesçi Sol’, ne oryantalist niyetlerle kaleme alınmış bir yapıt ne de salt bir felsefe tarihi okuması. Ernst Bloch, kitapta örtük biçimde, sol düşüncenin ontolojik olarak, İbni Sina felsefesiyle devreye girdiğini ileri sürüyor.

‘İbni Sina ve Aristotelesçi Sol’, sadece Ernst Bloch’un felsefesinin eskizlerini vermesi bakımından değil, aynı zamanda bir felsefe olarak sol düşüncenin ortaya çıktığı moment üzerine odaklanması bakımından önemli bir kitap. Bloch, ideolojik ve siyasal bir kavram olarak solu değil, sol kavramının ontolojik bağlamını, tarihsel düzlemde ontoloji olarak solun devreye girişini irdelemektedir. Başka bir deyişle ‘İbni Sina ve Aristotelesçi Sol’, ne oryantalist niyetlerle kaleme alınmış bir yapıt ne de salt bir felsefe tarihi okumasıdır. ‘İbni Sina ve Aristotelesçi Sol’da, Ernst Bloch, örtük biçimde, sol düşüncenin ontolojik olarak, İbni Sina felsefesiyle devreye girdiğini ileri sürmektedir.
Bloch’un, “Aristotelesçi Sol” derken kastettiği, dünyaya aşkın olan “Aristoteles’in Nus’unun (zihin, idrak, tin), Hegel’in Geist’ının (tin) yeryüzüne” indirilmesi anlayışıdır. Aristotelesçi sol, Aristoteles’ten ortaçağ Batı skolastiğine giden yolun aksine, Giordano Bruno’ya giden düşünsel çizgiyi dile getirmektedir. Bloch’a göre, bu felsefi çizgi, İbni Sina (devamında İbni Rüşt) tarafından keşfedilmiştir. Bu anlamda Aristotelesçi sol, aslında bir İbni Sina solculuğudur. Dolayısıyla İbni Sina solculuğu, Aristoteles’in, natüralist doğrultuda geliştirilmesinin bir sonucudur. Sözgelimi beden-ruh öğretisi, bu düşüncenin temel noktalarından birini oluşturur. Sina’ya göre, bireysel ruh, kuşkusuz bedenin ölümüyle yok olmayacak bir ruh olarak kabul edilir. Ama Sina, bedenin yeniden dirilişini reddeder. “Bireysel ruhun devamlılığının bütün tadını kaçırtır” der Bloch; ‘bedensel organ olmadan’ ölümsüz ruh ne işe yarar. Şöyle yorumlamaktadır Bloch: Sina, insanlığı, öte dünyaya dair işkence korkusundan, ‘ölülerin, cehennemde, canlı bedenleriyle pişirileceği’ korkusundan kurtarmıştır.
Bloch’un felsefesinin sistematik izlerini de içeren bir kitapta, sözgelimi Georg Lukács’la hangi estetik ayrımda farklılaştığını görmek mümkün: doğayı aynen resmetmekten değil, onun içkin resmedilişini sürdürmekten söz etmektedir Bloch; şair, doğayı taklit eden biri değil, onun yaratımını devam ettiren biridir.
Marksizm içinde bir metafizik inşa eder Bloch. Ama dünyaya aşkın değil, içkin bir metafiziktir bu. Maddiliği gözden yitirmeyen, maddileştirerek yorumlayan bir filozoftur. Bir örnek: “İbni Sina’nın ulema çevrelerinde hiç eksik olmayan düşmanları, onun aşk ve şarapta aşırılığa teslim olduğunu ileri sürerler; şayet doğruysa bu onun bünyesinin sağlamlığına dair imgeyi tamamlar.”

İBNİ SİNA VE ARİSTOTELESÇİ SOL

İslam felsefesinin altın çağına bir bakış

Ernst Bloch
Çeviren: Tanıl Bora
İletişim Yayınları, 2017
120 sayfa, 14 TL






Haftanın Önerisi

1. Alexis de Tocqueville, Amerika Yabanında (Çev. Pınar Ercan), Everest Yayınları. Tocqueville, siyaset felsefesinin klasiklerinden biri olarak kabul edilen ‘Amerika’da Demokrasi’den farklı olarak bu seyahat izlenimlerinde, “aşırı uygarlık ile kendi kendine bırakılmış doğa”ya odaklanır. Şu ayrım, uzam/zaman soyutlaması içinde bugün de geçerlidir: “Avrupa’da her insan doğduğu topraklarda yaşar ve ölür fakat Amerika’da, gözden ırak yerlerde yaşayanlar oraya daha dün gelmiştir.”

2. Cemil Okyay, Dizelere Tutunmak. Yasakmeyve/Komşu Yayınları. ‘Dizelere Tutunmak’, şiir üzerine analitik yazılardan oluşuyor. Okyay’ın şiir eleştirisi, günümüz şiiri için bir sürpriz.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle