GeriKitap Sanat İki kuşak bu festivalle büyüdü
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İki kuşak bu festivalle büyüdü

İki kuşak bu festivalle büyüdü
Görgün Taner, İstanbul Caz Festivali'nin ilk yıllarında.

1984’te programına girdiği İstanbul Festivali’nden 1994’te koparak bağımsızlığını ilan eden İstanbul Caz Festivali 25 yaşında. Geriye dönüp bakınca “Kimler geldi kimler geçti” dediğimiz, dünyadaki önemli müzisyenleri sahnelerimizde görmemizi sağlayan ve Türkiye’deki birçok müzisyenin yurtdışındaki festivallerde yer almasına kapı aralayan festivalin hikâyesini, sekiz yıl direktörlüğünü de yapan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner yazdı.

1995 yılı Ocak ayı... Çok soğuk bir New York sabahı... Masada Avrupa’nın önemli caz festivallerinin direktörleri var. Pori (Finlandiya), North Sea (Hollanda), Vitoria (İspanya), Molde (Norveç), Viyana (Avusturya), Umbria (İtalya), Montreux (İsviçre)... Aslında çoğu insanın tanımadığı ama adı geçen festivalleri dünyanın kültür-sanat haritasına yerleştiren, büyük bölümü duayen insanlar. Aralarındaki en genç kişi benim (o zaman 36 yaşındayım). Tartışma hararetli... Aretha Franklin Avrupa’ya nasıl gelecek? Ünlü sanatçı, uçak korkusu nedeniyle uzun süre Avrupa’da konser veremedi. Transatlantik önerileri, Aretha tarafından “Titanik’i hatırlamıyorsunuz galiba” diye geri çevriliyor. Sonuçta aramızdaki en fiyakalı direktör Claude Nobs (Montreux), “Ben tekrar ikna etmeye çalışayım” diyor. Konu kapanıyor.
Biraz sonra caz festivallerinin içinde rock grubu yer alır mı tartışması başlıyor. Dünyadaki bütün önemli sanatçılara bir telefon uzaklıkta olan Claude Nobs, “Ben” diyor, “bu seneki posteri David Bowie’ye yaptıracağım. Festivaller bir şemsiyedir. Gelecekte hangi müziğin hangi türe girdiğini, neyin caz olup neyin olmadığını tartışmayacağız. Değişik kültürlerin müzikleri ve insanları yan yana duracaklar ve birbirlerinden etkilenecekler. Hem kuliste hem sahnede birbirlerinden öğrenecekler. Değişik sanatçıların yer aldığı güzel projelere kapı açıyorum ben. Bugün David Bowie, yarın Jamiroquai.” Tartışma alevleniyor. Önce içimden, sonra dışımdan Claude Nobs’a hak verdiğimi söylüyorum. Konuşmalar uzuyor gidiyor.

Avrupa’nın caz festivalleri ile aynı masada oturmanın en büyük yararını İstanbul Caz Festivali görüyor. 1997’de aynı Claude Nobs, “Kim Eric Clapton’ın başını çektiği ‘Legends 97’ grubunu (Marcus Miller, David Sanborn, Steve Gadd, Joe Sample ile birlikte) ister?” diye sorduğunda eller kalkıyor. Sonuçta Avrupa Caz Festivalleri Birliği (IJFO) üyelerinden sadece sekiz festivali gezen topluluk, 7 Temmuz 97’de Harbiye Açıkhava’da çalıyor.
İstanbul Caz Festivali şimdi 25 yaşında... 1984’te sızma harekâtıyla programına girdiği İstanbul Festivali’nden 1994’te kopan ve bağımsızlığını ilan eden, eder etmez de yukarıda bahsettiğim Avrupa Caz Festivalleri Birliği’ne üye olan, Massive Attack’tan Björk’e, Keith Jarrett’tan Cesaria Evora’ya çeşitli türlerden, kültürlerden yüzlerce sanatçı, grup, solistin yer aldığı festival, 25 yıldır hayatımda, hayatımızda.

HER SANATÇIYA AYNI ÖZEN
25 yıl boyunca İstanbul Caz Festivali, her sanatçıya aynı özeni gösterdi. Özellikle son yıllarda (Pelin Opcin zamanında) Türkiye’deki caz müzisyenlerine önemli yer ayırdı. Genç Caz programı adı altında, yaşı da ruhu da genç müzisyenlere yol açtı. Dikkat ettiyseniz, ilk başta bahsettiğim önemli festivallerin çoğu İstanbul’a oranla daha küçük ölçekli kentlerde. Büyük şehirlerde festival yapmak zordur. Festival ruhunu tüm kente yaymak zor olur. 18 milyonluk bir kentte ise hayal... Ama önceleri Beyoğlu, şimdilerde ise Kadıköy daha küçük ölçeklerde bu ruhu yaşıyorlar. Gece gezmeleri ve parklara taşan müzik, kamusal alanda bir arada durma ve bir şeyler yapma pratiği çok gelişmemiş olan bizim gibi ülkelere örnek teşkil ediyor. Zamanında Caz Vapuru adı altında Kabataş–Anadolu Kavağı seferi şeklinde başlayan ama yıllar sonra ‘yerel yönetimlerin’ herhalde kamusal yarar görmedikleri için ilgisizlikle ilişik kopardıkları girişimleri de oldu festivalin. Anadolu Kavağı esnafının “Abi tekrar ne zaman geleceksiniz?” sorusu da bir bakıma, daha sonraları yayımlayacağımız ‘Yerel

Yönetimler İçin Kültürel Planlama’ ve ‘İKSV Ekonomik Etki Araştırması’na ışık tutacak saha deneyimleri oldu.
İKSV’nin temel amaçları arasında yer alan sanatsal üretimde etkin rol oynamak, Türkiye’deki ve küresel ölçekteki kültür sanat evreni arasında sürekli ve kalıcı bir etkileşim sağlamak, 25 yıl boyunca İstanbul Caz Festivali’nin mottosu oldu. Dilimize “Kimler geldi kimler geçti” olarak da yansıyan, dünyadaki önemli müzisyenleri sahnelerimizde görmemizi sağlayan ve Türkiye’deki birçok müzisyenin yurtdışındaki festivallerde yer almasının kapısını aralayan, açan ve yol gösteren bir festival oldu İstanbul Caz Festivali. Bu alanda Türkiye ve dünya çapında yönetici, sanatçı ve grup yetişmesinin önünü açtı. İki kuşak bu festivalle büyüdü. Komşu festivallerle, birlikte olduğu, beraber büyüdüğü diğer kültür alanı çalışanları ve kurumlarıyla herkese örnek normlar teşkil etmeye çalıştı. Bugün hepimizin yapana hâlâ duacı olduğu Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun orijinalinde olmayan sahne üstü çatısını, yağmurlu günlerde de konser verilebilsin diye yaptırdı (Garanti Bankası ve Ergun Özen’e binlerce teşekkür). Tiyatronun her sene yenileneceği konuşuluyor, çatı ise 20 yıldır orada.

İZLEYİCİSİNİ HİÇ YANILTMADI
Kurumsallaşmış yapılarda sürdürülebilirlik, güven ve şeffaflık çok önemlidir. İstanbul Caz Festivali bu dersten iyi not aldı. İzleyicisini yanıltmadı. Onların bazen bir adım önünde oldu, keşif yaptırdı; bazen de onlardan öğrendi, ders aldı, hatasını tekrarlamadı.
İstanbul gayya kuyusu. Her festivalde yeni bir mekân arayışına koyuldu. Buldu, buluşturdu. Hatırlayanlar için, yanmış Şan Sineması’nda, Pelin Opcin’in fikriyle efsane Antony and the Johnsons konserini düzenledi.
Ben bu 25 senelik maceranın ilk sekiz senesinde varım. Sonra gurur duyduğum İKSV’ye genel müdür oldum. Pelin Opcin bu festivali büyüttü, geliştirdi, bugüne getirdi. 2018 onun son festivali. Şimdi Londra Caz Festivali’nin başına geçiyor. Pelin, 1997’den beri İKSV’deydi. Artık bayrağı uzun yıllardır birlikte çalıştığı Harun İzer’e devretmeye hazırlanıyor. İstanbul Caz Festivali de tıpkı ilk günlerindeki gibi araştırmaya, keşfetmeye, düşünmeye, soru sormaya ve çok çeşitli kültürlerin, müziklerinin yan yana durması için çaba sarf etmeye devam edecek.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle