GeriKitap Sanat II. Meşrutiyet'e ve Cumhuriyet'e dair sorgulayıcı bakış
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

II. Meşrutiyet'e ve Cumhuriyet'e dair sorgulayıcı bakış

II. Meşrutiyet'e ve Cumhuriyet'e dair sorgulayıcı bakış
Bahar Arslan çalışmasıyla 2016'da Sedat Simavi Ödülü'ne layık görülmüştü.

Bahar Arslan’ın mütevazi, bir o kadar da cüretkâr kitabı ‘II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İki Devrim İki Süreç’ hem tarihsel, hem ideolojik, hem de olgusal açıdan karşılaştırmalı bir tarih okuması. Islık Yayınları etiketiyle çıkan kitap Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü almıştı.

Sosyal bilimlerde paradigmalar değişiyor.1960’larda tüm dünyada ve özelde Türkiye’de başlayan yeni süreç ve bunun sosyal bilim paradigmaları eşiğinde yorumlanmasına yönelik daha çok soğuk savaş dönemi konseptlerinin hâkim olduğu bir yaklaşımın son demlerini yaşıyoruz. O dönemlerde klasik Marksist literatürün ya da batı dünyasına hâkim oryantalist-şarkiyatçı söylemin Weberyen yönelimlerin,  resmi ya da gayrı resmi tarih versiyonlarının Türkiye yakın tarihini analiz etme biçimleri hızla değişiyor. Bu değişimden bir bilim dalı olan tarih de payına düşeni alıyor. 

Türkiye’nin geçirdiği yaklaşık 200 yıllık tarihsel süreci modernist paradigmalar eşiğinde açıklayan yakın tarih okumaları ile bu modernist versiyonun devletçi, liberal, muhafazakâr ve marksist açılımları bilimsel düşüncenin geçerlilik ilkeleri çerçevesinde sorgulanıyor. Bunu söylerken Türkiye sosyal bilimlerinin henüz daha emekleme aşamasında olduğunu, özellikle yakın geçmiş söz konusu olduğunda meselenin hâlâ bir ifrat-tefrit boyutunda ele alındığını ve Türk sosyal bilim dünyası içinde özellikle tarih çalışmalarının sorunlu bir alan oluşturduğunu da ekleyelim. Zira çok ideolojik ve hayli tahrif edilmiş bir yakın tarih algımız var. Bu bağlamda Türkiye’de tarihçiliğin bir inanç ve ibadet alanı olarak görüldüğü söylenilebilir. Her ideolojinin, her dünya görüşünün kendi ‘şimdi’sini ve ‘bugün’ünü meşrulaştırdığı bir geçmiş algısı var.

İfade etmeye çalıştığım düşünceler Türkiye yakın tarihinin en önemli iki yapısal dönüşümü olan Meşrutiyet birikimi ve Cumhuriyet değerlendirmelerinde de karşımıza yoğun olarak çıkmakta. Hem II. Meşrutiyet’i, hem de Cumhuriyet’i radikal bir kopuş teorisi eşiğinde ele alan ya da süreklilik ekseni içinde değerlendiren çalışmalar olmakla birlikte yakın tarih okuma biçimlerinin son tahlilde özcü, essentialist  geçmiş algılarına neden olduğu da su götürmez bir gerçek. Ama başta da ifade ettiğimiz gibi bunlar artık sorgulanıyor ve yeni değerlendirmelere teşne bir hale geliyor.

Yeni bir karşılaştırmalı tarih okuması
Bahar Arslan’ın 2016 yılında yayınlanan mütevazi ama mütevazi olduğu gibi bir o kadar da cüretkâr kitabı  ‘II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İki Devrim İki Süreç’ hem tarihsel, hem ideolojik, hem de olgusal açıdan karşılaştırma yani ‘comperative’ bir tarih okuması. Islık Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluşturulan kitap, içerdiği özgün tartışma yöntemi ve sosyal bilimlerdeki paradigma değişmelerini konu alması açısından geçtiğimiz yıl Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Bu ödülün tarihinde ilk kez bu kadar genç bir araştırmacıya bu ödülün layık görülmesi ülkemizdeki sosyal bilimler adına ayrıca sevindirici bir gelişme. 

Bahar Arslan, kitap boyunca yakın tarihin, erken Cumhuriyet döneminin önemli kilometre taşlarını bir tarihçi titizliği ile inceleyerek gözler önüne seriyor. Bahar Arslan’ın Türkiye yakın tarihinin en önemli iki dönüşümü ile ilgili olarak “…bilindiği gibi tarihe yön vermiş büyük yapısal dönüşümler içerdikleri değerlerle birbirlerini etkilerler. Bu bağlamda hem 1908 hem de 1923; 1789’dan beri kıta Avrupası’nda ortaya çıkan devrimler çağının Avrupa dışı bir coğrafyadaki son halkalarıydı. Her iki yapısal dönüşümün ideolojik olarak benzerlikler taşıdığı kadar karşıtlıklarda içerdiği söylenilebilir.1908’den 1923’e uzanan tarihsel süreçte bir imparatorluk dağılmış ve yerine yeni bir ulus-devlet ikâme edilmişti” sözleriyle söylediği gibi kitabın konusu “erken Cumhuriyet döneminde devlet, toplumsal yapı, aydınlar arasındaki biçimlenişte hangi saikler etkili olmuştur?” problematiğine yanıtlar aranıyor.

Eski argümanları sorguluyor
Bahar Arslan bütün bu yanıtları ararken sosyal bilimlerin çağımızda geçirdiği paradigma değişimlerini de göz ardı etmiyor. Bildik, tanıdık neredeyse birer klişe haline gelmiş bütün o eski argümanları geniş bir sorgulama sürecinin içine alıyor. Türk düşünce dünyasının sağ’dan sol’a muhafazakârından milliyetçisine etkilemiş ‘grand narrative’ yani ‘büyük anlatılar’ı sorguluyor. Kitap boyunca hepimizin üzerinde derin etkiler bırakmış oryantalizm, modernite, jakobenizm ve bonapartizm ile bürokratik vesayet ve merkez-çevre kuramlarının hangi sosyal ve politik koşullarda Türk sosyal bilimlerini etkilediği sorgulama sürecine alınıyor. Hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet’e bu kuramsal yaklaşımların merceğinden bakmanın Türkiye’de genelde sosyal bilimleri özelde ise tarih çalışmalarını nasıl tekdüzeleştirdiği örnekleriyle açıklanıyor. Türkiye’de muhafazakârlık ve milliyetçiliğin ve dahi liberal ve sosyalist yönelimlerin aynı modernist projenin bir parçası olarak Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e nasıl evrildiklerinin altı çizilirken ‘geçmiş’e artık yeni sorular sormamız gerektiği vurgulanıyor.
Bahar Arslan buna örnek olarak hem 1908’in hem de 1923’ün toplumsal tabanlarının aynı olduğunu söyleyerek işe başlıyor ve buradan hareket ederek erken Cumhuriyet dönemine ilişkin geliştirilen şablonvari tezlerin yeniden gözden geçirilmesini istiyor. Ona göre “Her iki hareketi aydınlanmış bir orta-sınıfın yani asker ve sivil bürokratların tepeden inme ya da yukarıdan aşağıya bir biçimde toplumu, siyasal sistemi ve kültürel yapıları dönüştürme serüveni gibi okumak ve analiz etmek” kendi yakın tarihimize mündemiç olarak ortaya konulan kolaycı bir bakış açısının yansımasıdır. Bahar Arslan onun yerine tüm Cumhuriyet projesine kamusal haklar ve özgürlükler meselesi olarak bakmak gerektiğinin altını çiziyor. Bireylerin özel alanda taşımış oldukları aidiyetlerin, illiyetlerin ve mensubiyetlerin kamusal alana bir imtiyaz olarak taşınmasının ve devlet olarak bu imtiyazları meşrulaştırmanın Cumhuriyet projesini çökerteceğini vurguluyor. Ondan da önemlisi kamusal alanın özel alanın imtiyazlı aidiyetleriyle yeni bir görünüm aldığı 100. yılına doğru giderken Cumhuriyet’in bu gerilimden olumsuz etkileneceği ısrarla vurgulanıyor.

Kuşkusuz bir tanıtım yazısının sınırları içinde kitabı tüm hatlarıyla tanıtmak çok kolay bir iş değil. Ancak hemen belirmek gerekir ki cesaretle konuların ve olguların üzerine giden, şimdiye kadar doğru bildiğimiz pek çok yanlışı bize göstererek tarihçilerin de tıpkı sosyologlar ya da siyaset bilimciler gibi kuramsal çalışmalar yapabileceklerini, tarihin yalnızca kuru belgelerin bir transkripsiyonundan ibaret olmadığını kanıtlayan bir çalışmanın altına imzasını atmış Bahar Arslan. Çalışmanın kendi içinde taşıdığı değer o kadar büyük ki, Sedat Simavi Ödülü gibi Türkiye’nin sosyal bilimlerdeki yüz akı olan bir ödülü Türkiye’nin çok seçkin sosyal bilimcilerinin bulunduğu bir jüriden oybirliği ile almasının bunun en büyük kanıtı olduğu söylenilebilir. Umarım çok az okunan, okuma kültürüyle alakasını kesmiş bir toplumda hak ettiği değeri bulur…

II. MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E
İKİ DEVRİM,

II. Meşrutiyete ve Cumhuriyete dair sorgulayıcı bakış
İKİ SÜREÇ
Bahar Arslan
Islık Yayınları, 2016
362 sayfa, 28 TL.


 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle