GeriKitap Sanat Hiçlikten gelen adam: Benjamin Clementine
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hiçlikten gelen adam: Benjamin Clementine

Hiçlikten gelen adam: Benjamin Clementine
Benjamin Clementine

The New York Times’ın ‘kültürün 28 dâhisinden birisi’ unvanına layık gördüğü Benjamin Clementine, bir Sisifos yankısını andıran sesi ve melankolik şarkılarıyla Türkiye’deki ilk konserini 5 Temmuz’da, 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında verecek.

Bundan beş sene kadar önce -mecazi anlamda değil- çıplak ayakları ile büyük kente adımını atmış bir adam, bize çeşitli hikâyeler anlatmaya başladı. Paris ve Londra hattında beş parasız, 10 kişilik hostel odalarında hayatta kalmaya çalışmış, evsiz kalıp metrolarda sabahlamıştı. Bir röportajında söylediğine göre ‘sevgi’ denilen duyguyla birkaç yıl evvel tanışan bu ‘sevgisiz’ adamın anlattığı hikâye ise bir yalnızlık manifestosu gibiydi. Tanrı ve iktidar ile mücadeleye girdiği çoğu zaman kendini ve hayatını sorguladığı bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşın manifestosu. Amansız bir melankolik olan ve trajedinin derinlerinde gezinen bir ruhun taşıdığı kaçınılmaz narsizmden mustarip bu adamın adı Benjamin Clementine’di.
Sadece sesi değil karakteristik surat ifadesi ve beden duruşuyla da akıllarda yer eden Clementine, 2013 yılında yayımladığı EP’si ‘Cornerstone’ ile hayatlarımıza girdi, aynı yıl BBC’de yayımlanan Later with Jools Holland’ın sahnesinde boy gösterdiğinde ise pek çok eleştirmen tarafından çok yakın geleceğin önemli şarkıcı-söz yazarlarından biri diye tanımlanmıştı. Ardından gelen ‘Glorious You’ EP’si derken 2015 yılında ilk albümü ‘At Least For Now’ ile prestijli Mercury ödülünü kazandı. 2016 yılına geldiğimizde ise The New York Times tarafından kültürün 28 dâhisinden birisi unvanına layık görülmüştü.
Müziğinin ilhamını nereden aldığını soranlara Nick Cave, Tom Waits ve Nina Simone cevabını veren müzisyen, sofistike müziği kadar şairane anlatımıyla da yüreklere kanca attı. Bu şiirsellik ise esinini William Blake, Carol Ann Duffy, James Baldwin gibi isimlere borçluydu. Clementine ikinci albümü ‘I Tell A Fly’ı ise geçtiğimiz sene yayınladı. İlk albümündeki uzun piyano sonatlarından ve müziğiyle müsemma hüznünden tanıdığımız Clementine, risk almaktan kendini sakınmadığı ikinci albümünde Afrika korolarını andıran hızlı melodi değişiklikleri, Broadway müzikallerini andıran geçişleri, kasvet ile iç içe geçmiş mizahı, daha cesur bir üslupla karşımıza çıktı.
Clementine’in sesini malum müzik yayını sitesinde duyduğum anda “Kim bu sesin sahibi?” diye ekrana yöneldiğim ilk anı hatırlıyorum. Çıkık elmacıkkemikleri, tuhaf saçları, dipsiz bir kuyunun karanlığından gelen bakışları ve piyanonun tuşlarında vals yapan ince uzun parmaklarıyla sadece işitsel değil görsel açıdan da kendine has büyüleyiciliğe sahip Clementine, buraya ait değilim hissinin vücut bulmuş hali gibiydi. Bir Sisifos yankısını andıran sesinin çağrısına kulak vermekle kalmayıp bir de bu titrek ama güçlü; tekinsiz ama mağrur; vazgeçmiş ama isyankâr, küstah ama bir o kadar mahcup bu adamı izlemeye başladığınızda tüyleriniz diken diken oluyordu.
Kibir ile terk edilmişlik arasında gidip gelen bir hayatta kalma mücadelesi denebilir onunkine. Bir yanda ukala hoyratlığı, diğer yanda önlenemez melankolisi ve bilinmeyen bir kayba yönelik yas arasındaki isyanı...
Velhasıl tuşların üzerinde gidip gelen ellerinin zahmetsiz ama yorgun dalgasının yüzüne vurduğu Clementine, şüphesiz bu yılki İstanbul Caz Festivali’nin en önemli olaylarından...
Benjamin Clementine’in Garanti Caz Yeşili sponsorluğunda 25. İstanbul Caz Festivali kapsamındaki konseri 5 Temmuz Perşembe akşamı Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle